"Bahar Akıncı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bahar Akıncı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bahar Akıncı

Bırak hüznüm dağınık kalsın

Biz çok kayıp verdik. Akılsız başlarımızı duvarlara vurduk her kayıptan sonra.

Dipsiz karanlıklara bağırdık hep; “orada kimse var mı?” 

Vardı aslında. Demirden çalan bir müteahhit, buna göz yuman bir kamu görevlisi, ruhsatı veren bir bilirkişi.
 
Cana değil, mala gelsin dedik.
Nasıl olsa dünya kadar zorunlu deprem sigortası ödedik, canlar kurtulsun da gerisi kolay dedik.
Bunları derken duble yoldan geçiyormuşuz meğer.
Altımızdaki yolun da kıymetini bilemedik.

Biz arkadaşlarla aramızda 88 yıldır her 29 Ekim, çalgısız çengisiz bir kutlama yapardık.
3-5 marş söyler, çocuklarımızı resmi geçitte izler, sonra dağılırdık. Gerçi çoğumuz 28 öğleninden Güney’e kaçardı, ama olsun. Cumhuriyet hep içimizdeydi.

Törenler iptal edilince, 29 Ekim Cumhuriyet Tatili, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na dönüşüverdi.
Yani diyorum ki bazen, kaş yapayım derken göz çıkarmak iyidir.
O gözün orada olduğunu hatırlayıverirsin.

Ama yine de bir ulusun matemini nasıl yaşayacağına karar vermek riskli iştir.

Maazallah bir felaket, şeker bayramı öncesine denk geliverir.
Dini bayram iptali, caiz midir?

Bu şehrin insanları içimi açıyor

Evet ağırkanlıyız. Evet “azıcık” tembel bile sayılırız.

Ama nasıl organize olabiliyoruz işte bak, zamanı geldiğinde. Acının karşısında tek yürek olmayı da biliyoruz, her Hıdrellez’de Kordon’da ateşin karşısında tek yürek olmayı bildiğimiz gibi.

Depremden hemen 2 gün sonra, salı sabahı, Balçova’dan Karşıyaka’ya doğru yol alırken; sahil boyunca kargo arabaları, o kargo arabalarına koli yükleyen İzmirliler gördüm.
Arabayı sağa çekip durdum. Bir süre izledim. Her şey olması gerektiği gibiydi.

Sakin, telaşsız, gösterişsiz... Yüzlerde bir hüzün, herkes sessizce işini yapıyordu.
Bize böyle öğretildiği için. Düşeni kaldırmak farz olduğu için.
Bir gün bizim de düşme ihtimalimiz olduğu için.

Kolileri biten bir diğerine yardım ediyor, balkondan yaşlı bir kadın kızına bağırıyor:
“yeşil battaniyeyi de koydun mu, yün battaniyeyiii?”
Bir kez daha içimi açtın ey İzmir.

Yeşil yün battaniye yerine ulaştı.

Umarım bir çocuğu ya da bir yaşlıyı soğuktan koruyordur.
Ama yetecek mi? İşte orası meçhul...

Sanırım yeşil battaniyeden daha iyi bir şeyler bulmak gerek.

X