Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir yanlış numara ve iki trajedi

Bir yanlışlık var galiba, dedi telefondaki ses. Ben Siirtli kızların babasıyım...

İsmet Evin, Abdülsetter Ölmez, Sinan Aşka, Akif Karabalı ve Medeni Demir... Van’dan İstanbul’a giden cezaevi aracında yanarak hayatını kaybeden tutuklulardı onlar. Ayrı ayrı hikayelerini bilemedik, sadece son saatlerini aynı aracın içinde geçirdiklerini ve birlikte öldüklerini biliyoruz. ‘Yanan mahkumlar’ diye kodladık onları.
Nergiz Evin, Zeynep Evin, Nurcan Olgaç ve Kevser Çekin... Siirt’te, PKK’nın ateş açtığı otomobilin içinde hayatını kaybeden dört genç kız. Hayallerini, öykülerini iyi kötü okuduk gazete sayfalarında. Onlar da ‘Siirtli kızlar’ diye kodlandı hafızamızda.
İki trajedinin birbiriyle en ufak bağı yok. Tek bir benzerlik dışında. Bir küçük tesadüf...

SOYADI BENZERLİĞİ

İsmet Evin’in ailesine ulaşmaya çalışıyordum. Olaydan 40 gün önce Yüksekova’dan Van’a giderken gözaltına alınmış daha mahkemeye bile çıkarılmamıştı. Ailesi koca bir yanlış anlamanın kurbanı olduğunu iddia ediyordu.
Birkaç görüşmeden sonra elime bir telefon numarası geçti. Nurettin Evin’e aitti ve İsmet Evin’in yakın akrabasıydı.
Aradım. Nurettin Bey ikinci çalışta açtı telefonu. Yakını daha birkaç gün evvel yanarak ölmüş biriyle nasıl konuşulurdu ki? Ama ses metanetliydi, sesin verdiği güçle anlattım meramımı: “Bir yanlışlık var galiba”, dedi telefondaki ses. “Ben Siirt’te ölen kızların babasıyım.”
Öylece kalakaldım.
Elimdeki yanlış numaraydı. Başka bir trajediye aitti.
O zaman fark ettim, soyadlarının aynı olduğu. Elbette bir akrabalıkları yoktu, sadece tesadüftü.
İki olay ayrı ayrı kodlanmış, beynimde birbirinden bağımsız yerlerde dosyalanmıştı. Oysa Nurettin Evin’in “Evladımı üniversite yerine toprağa gönderdim. Biz acının bir an önce sona ermesini istiyoruz. Yazık günahtır her gün insanlar ölmesin, acılar yaşanmasın, kim olursa olsun kardeşimizdir” sözlerini duyalı daha bir hafta olmamıştı.
O ‘Siirtli kızlar’ın babasıydı, oysa ben ‘yanan mahkumlar’dan birinin ailesini arıyordum. Sanki her şey kodlar üzerinden ilerliyordu.
Mahçup bir başsağlığı konuşmasından sonra kapattım telefonu. Yeniden işe koyulmaksa kolay olmadı.

KAYBOLAN CÜZDAN

İsmet Evin, sekiz kardeşin ikincisiydi, 33 yaşındaydı. Evli ve iki çocuk babasıydı; Enes ile Sedat’ın babası. Enes bu yıl anaokuluna başlayacaktı, Sedat ise 4. sınıfta.
Bundan altı yıl önce hapse giren ağabeyi Mustafa’nın eşine ve üç çocuğuna da o bakıyordu. Her iki aileyi hayvancılıkla geçindiriyordu. Bundan yaklaşık sekiz yıl önce hayvan otlatırken cüzdanını kaybetti. Ve aileye göre başına gelenlerin tek sebebi o kaybolan cüzdandı. Kardeşi Zübeyir anlatıyor:
“Cüzdanın içinde ehliyet, nüfus cüzdanı ve 150 dolar para vardı. Kaybettiğini Yüksekova’da polis noktasında durdurulunca fark etmiş. Evi aradık, orayı burayı aradık, bulamadık. Hemen dilekçeler yazdı, emniyete başvurdu, yeni ehliyet ve nüfus cüzdanı çıkardı. Yıllarca hiçbir sorunla karşılaşmadı. Türkiye içinde rahatça gezdi. Otellerde kaldı. Geçen sene hayvan satmaya Gaziantep’e gittik mesela. Bu yıl Şeker Bayramı’na on gün kala, midesinden rahatsızlanıp Van’a, doktora gidiyor. Van yolunda kimlik aramasına takılıyor. Hakkında arama kararı olduğu söylenip gözaltına alınıyor. Nüfus cüzdanı İstanbul’da bir araçta bulunmuş. Araçta uyuşturucu madde de ele geçirilmiş.”
Nakil sırasında İsmet 40 gündür tutukluydu. 40 gündür İstanbul’a ifade için gönderilmeyi bekliyordu. Ailesi defalarca uçakla gönderilmesi için başvurdu. Yol masraflarını karşılamayı da teklif ettiler. Ama bir yanıt alamadılar. Her gün cezaevini arayıp ne zaman gönderileceğini soruyorlardı.

TELEVİZYONDAN ÖĞRENDİLER

Sonra bir sabah Zübeyir’in telefonu çaldı. Bir akrabaları hemen televizyonu açmasını söylüyordu. Van’dan yola çıkan bir cezaevi aracı Kayseri yakınlarında yanmış, içinde beş kişi can vermişti. Habere göre biri de İsmet’ti. Ailesi onu en son bayramda görmüştü.
“Öldüğünü televizyondan öğrendik. Biz onu hala cezaevinde sanıyorduk, gönderildiğinden haberimiz yoktu. Tek hatırladığım arabaya atladığım. Sabah 11.30’da çıktım Yüksekova’dan, gece yarısı Kayseri’deydim. Yolu nasıl gittiğimi hatırlamıyorum. Kayseri’de beş torba kemik vardı. Kemik bile değil, beş torba kömür gösterdiler. Hangisinin ağabeyim olduğunu anlayabilmek için benden kan aldılar” diyor Zübeyir.
İsmet, Vesile ile 10 yıllık evliydi. Şimdi Vesile, iki çocuğu ve kayınbiraderinin ailesiyle birlikte aynı evde, kirada yaşıyor. Mustafa’nın iki kızı liseye gidiyor, oğlu ortaokulda. Kızlardan biri üniversiteye hazırlandığından İsmet kursa yazdırmıştı. Birkaç gün önce kaydını sildirmek zorunda kaldılar. Akrabaların yardımıyla ayakta kalmaya çalışıyorlar.
Olaydan sonra Adalet Bakanı Sadullah Ergin, aileyi aradığında iki şey istediler. Sorumluların cezalandırılmasını ve Mustafa’nın hapis yattığı Samsun’dan Hakkari Cezaevi’ne nakledilmesini. İstekleri kabul edildi. Elbette nakil karayoluyla yapılmayacaktı. Ama uçak biletinin parası Evin’lerden istendi. Üstelik gelirken Mustafa’ya sekiz asker eşlik edecekti. Üç bin lira verip Mustafa’nın nakil masrafını karşıladılar. Mustafa şimdi Bitlis Cezaevi’nde yatıyor. Yüksekova’dan Bitlis’e gitmek, otomobille 7-8 saat sürüyor.

X