"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Bir varız birden yokuz

’Bir varız, bir yokuz, hayat da bir masal zaten’

Bu laf benim. İtalik yazınca bir şeymiş gibi duruyor. Gerçi, bir şey. Siz şeyi seyrettiniz mi, Türkçe’ye nasıl çevirdiler bilmiyorum, "Bucket List" diye bir film. Ben yarısını, Ankara’da kahvaltıda seyrettim. Tamamını seyretseydim uçak kaçardı. Filmde iki adam var, (çok meşhurlar), çok hastalar ve çok az ömürleri kalmış. Aynı hastane odasına düşüp, arkadaş oluyorlar ve hayatlarının son günlerini, ölmeden önce yapmak istedikleri şeylerin listesini çıkarıp, onları tek tek yapmaya adıyorlar. Soruları şu: Ailemizin ve sevdiklerimizin yüzümüze gülümseyerek bize acıyacakları aylar mı, yoksa ilk defa kendimiz için bir şey yaptığımız, onları da bize acımalarından mahrum ettiğimiz aylar mı?

Ben onlar dağdayken kapatmak zorunda kaldım. Zaten dağa çıkamayacaklardı. Listedeki bir sonraki maddeye geçiceklerdi. Çünkü fırtına varmış ve tahmin edin ne zaman dinecekmiş. Bir sonraki bahara. Bir sonraki bahara, onlar yok ki. Bir sonraki baharsa hep olucak. Her zaman, herşey için tek geçerli kural bu. Annemlerin apartmanında Zübeyde teyze vardı. Doksanına doğru öldü. Güzel hayat yaşamış, hayatının son günlerinde bile topuzu sımsıkı, AKM’de klasik müzik konserlerine giden, 7. kata yürüyerek çıkan, Aşk Kafe’de arkadaşlarıyla buluşan ’zübiş’... Eşi birkaç sene önce gidince, o da hayatı fazla tutmadı. Bugün, eşyaları kamyonete yüklendi. Sandalyelere baktım. Oturuldu, kalkıldı onlara. Binbir ağırlıkla. Ve şimdi bahar. Sandalyeler var, Zübiş yok.



Filmdekiler, ne kadar içlerinde kalmış şey varsa yapıyorlardı. Mesela uçaktan paraşütle atladılar. Araba yarışı yaptılar. Dünyanın en güzel manzaralarına bakarak, kadeh tokuşturdular. Arada sağlıkları bozuluyordu, ben de şöyle dedim: Zaten ölmek üzereler o yüzden bir şey fark etmez. Sonra tekrar dedim. Hepimiz için, her an geçerli olduğunu unutmamak için.



Mısır’da, firavunlara bakarak konuşuyorlardı. Eski Mısırlılar, ölünce iki soru sorarlarmış insana. Ruhlarının tapınağa kabul edilip edilmemesi, bu cevaplara bağlıymış. Birinci soru: Hayat neşesini buldun mu? İkincisi: Başkaları senin sayende, hayat neşesi buldu mu?

Kazık sorular değil mi. Bu hafta düşünün. Şu lafı da yanınızdan ayırmayın: <ı>Zaten ölmek üzereler o yüzden fark etmez.

Mutlu baharlar.
X