Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir Türk bir Kürt’ü severse!

GEÇEN hafta sürekli iki dillilik üzerine yazdım. Büyük tesadüf, aynı anda Filiz Aygündüz’ün “Kaç Zil Kaldı Örtmenim?” (Doğan Kitap-Aralık 2010) adlı sıcacık anı-romanını da okudum.

Aygündüz’ün romanı sanki “İki ayrı dilde eğitim bizi birbirimizden tamamen koparır” tezimin yaşanmış doğrulanmasıydı.
Filiz Aygündüz 23 yaşında, 1995’te bir öğretmen olarak Diyarbakır-Silvan’da yaşadıklarını romanlaştırmış.
Anılarını saygı uyandıran bir samimiyet içinde ve çok lezzetli bir dille ama en önemlisi başarılı bir roman kurgusu içinde anlatmış.
Anılar sıralanmış anlatımlar değil, neden-sonuç bağlantısı içinde bir bütün hikâye oluşturuyorlar.
Onun için bu kitap bir roman.
* * *
Gencecik bir İstanbullu öğretmen, temel öğretisi ile Silvan’da yaşadıkları birbirine hiç uymayan bir insan; öte yanda terör, dünyanın en güzel yaratıkları çocuklar ve duçar olunan (istemeden içine düşülen) bir aşk!
Filiz’in maşuku Mehmet Hoca Silvan’da bir bilge adam, bir güven kaynağı, sırtını dayayacağı koskoca bir kaya.
Mehmet Hoca dev gibi bir adam, mini minnacık Filiz’i seviyor.
Bu sevgi Filiz’i uçuruyor.
Ancak, birliktelikleri İstanbul’a taşındığında dev gibi adam küçülüyor, İstanbul’un altında yok oluyor.
Saf ve temiz kız İstanbul buluşmasının ardından sormadan edemiyor:
“Ben mini minnacık bir adamı mı sevdim?”
* * *
Mehmet Hoca aydın bir Kürt olarak Türkçeyi de Kürtçeyi de biliyor ama galiba Filiz’le bir türlü ortak dertleri/kaygıları/korkuları paylaşamıyorlar.
İkisi de esasında devamlı korkuyor ama farklı şeylerden korkuyorlar.
Mehmet Hoca’nın zihin haritası Silvan’a göre inşa edilmiş, aynı haritanın İstanbul’u çözmesi mümkün değil.
Tıpkı üniversiteyi İstanbul’da okuduğu halde; uzun yıllar süren taşra hayatından sonra İstanbul kendisine çok büyük gelen rahmetli dayım gibi!
* * *
Filiz Örtmen öğrencileri ile de doğru dürüst diyalog kuramıyor. Minicik yavrular ya Türkçeyi hiç bilmiyorlar ya da yarım yamalak konuşuyorlar.
Ama, yürekleri Filiz Örtmen’e sığınmaya apaçık, ona güvenmeyi çok istiyorlar, keşke o da bir gün bırakıp gitmese...
Filiz Örtmen kendisine yüreğini açan çocukları terk etmemek için benliğinde çok uğraşıyor ama o da, diğer örtmenler gibi, bir gün çekip gidiyor.
Zira, nasıl ki Mehmet Hoca İstanbul’a ait değil, zihin kodlarında İstanbul’la baş etme çözümleri yok, Filiz Örtmen de Silvan’a ait değil, zihin kodlarına Silvan’la baş etme yöntemleri kazınmamış.
“Kaç zil kaldı örtmenim?”
Çocuklar da, Filiz Örtmen de, Mehmet Hoca da biliyorlar ki, bu maceranın bir son zili var, o çalınca herkes ait olduğu yere gidecek.
Mehmet Hoca kendi deliğine, Filiz Örtmen ana kucağına, çocuklar dağa!
Çocuklardan tek tük yırtanlar olursa, onlar da kâr hanesine yazılacak!
* * *
Filiz Aygündüz bana 210 sayfalık romanında değme filoloji, sosyoloji, kültür araştırmaları kitabının öğrettiğinden çok şeyler öğretti. Zira, o yaşanmışı anlatıyor.
Hayatın bizzat doğrulamadığı hiçbir kanaat bilgi değildir!
Milliyet Gazetesi kültür-sanat servisi müdürü, Milliyet Sanat ve Milliyet Kitap’ın genel yayın yönetmeni Filiz Aygündüz sadece edebi eserleri değerlendiren/tanıtan bir yönetici değil, meğerse kendisi bir romancı imiş!
Romancılığa devam et Filiz!
X