"Cem Keçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cem Keçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cem Keçe

Bir tuhaf durum, bir garip hastalık: Bağlanma Hastalığı

Gün geçmiyor ki yeni bir hastalık tanımlanmasın. "Bağlanma hastalığı" da bunlardan biri; bir eski zaman hastalığı. Dünya üzerinde çeşit çeşit insan olduğu gibi çeşit çeşit de hastalık mevcut. Birazdan okuyacağınız, halk tarafından adı konulan, Dr. Cem Keçe ve Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) tarafından bilim dünyasına tanıtılan bağlanma hastalığı belki de bugüne kadar çok duyduğunuz ama inanmakta zorlandığınız bir rahatsızlık. Bağlanma hastalığına yakalan erkekler, eşleriyle seks...

Cinsel ilişkiye girmede zorlanan çiftlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) olarak verdiğimiz ismiyle “cinsel ilişkiye girememe hastalığı” yani “CİG” yeni evli çiftlerde sık rastlanan sorunlardan biridir.

CİG hastalığı erkeklerde görülürse adına “bağlanma”, kadınlarda görülürse adına “vajinismus” (cinsel ilişkiye girmekten korkma), çiftin bilgisizliğine ve tecrübesizliğine bağlı ise “ilk gece sendromu” denir. Biz bu yazımızda erkeklerde görülen bağlanma hastalığını tartışmaya açacağız.

Hikâyesi

Mecazi anlamda üzerine annesinin kokusu sinmiş erkeklere CİSED olarak rahim kokan erkekler diyoruz. Efsaneye göre kralın oğlu olan Oedipus, kâhinlerin felaket getirecek öngörüsüyle babası tarafından ayakları bağlanarak ormana bırakılır. Oedipus köylüler tarafından bulunarak kurtarılır. Yıllar sonra delikanlı olan Oedipus, kâhinin söylediği gibi kendisini ormana bırakan babasını bilmeden öldürür ve gerçek annesine âşık olarak onunla evlenir. Bu mitolojik hikâye Freud’a esin kaynağı olur ve geliştirdiği yeni psikolojik kavramı “oedipus kompleksi” olarak adlandırır.

İç ruhsal yapının oluşumu

Bağlanma hastalığı yukarıda kısaca anlattığımız eski Yunan efsanesine uygunluk gösterir yani erkek çocukları babalarına ve kız çocukları ise annelerine (ki buna da Elektra kompleksi denir) rakip-düşman kimse gözüyle bakarak, içten içe onların yok olmasını ister, oğlanlar annelerine, kızlarsa babalarına karşı çocuksu ve aşırı bir cinsel ilgi-eğilim gösterir. (Anne ve kızları arasındaki çekişmenin kökeni de buraya kadar inebilir.) Bunun olumsuz şeklinde çocuklarda üç ila beş yaş arasında derin bir karmaşa yaşanır. Beş yaşından sonra bu karmaşa etkisini yitirerek bir duraklama-uyuklama döneminden sonra buluğla (ergenlik) birlikte iç dünyada yeniden canlanma gösterir ve dış dünyada cinsel dürtülerin yansıtıldığı kişilerle yakın ilişki sorunlarına ve yıkımlara yol açabilir. İşte biz, bu yıkıma maruz kalan erkeklere rahim kokan erkekler adı veriyoruz.

3–5 yaş döneminde, bir erkek çocuk için annesi büyük bir önem taşır. Ortalama üç yaşına kadar çocuk anneye bağımlıdır. Üç yaştan itibaren çocuk yavaş yavaş anneden ayrılarak birey olmaya başlar. Ancak bu süreçte çocuğun ayrılmasına annenin verdiği tepki de önemlidir. Anne ne kadar doyurucu bir anne olursa olsun, eğer çocuğundan ruhsal olarak ayrılmaya hazır değilse, çocuğunun kendisinden uzaklaşıp kendi dışındaki dünyayla tanışmasını engelleyen bir tavır sergiliyorsa anne bağımlılığı oluşabilir. Böyle anneler “yapamazsın, edemezsin, beceremezsin” diyerek çocuğun becerilerinin gelişimini kösteklerler. Ayrıca çocuğun doğduğundan beri tek doyum nesnesi olan annesine bağlılığı bu dönemde farklı bir boyut kazanır. Bu dönemde çocuk cinsel kimliğinin temellerini atmak için annesine tek başına sahip olmak ister, annesine “ödipal bağ” adını verdiğimiz yeni ve güçlü bir bağla yeniden bağlanıp ve bu süreçte babasının varlığını bir engel olarak algılar. Babasını kendisine bir rakip olarak görür, ondan nefret eder, hatta kimi vakalarda yok olmasını ister. Ama aynı zamanda çocuk bu gizli isteklerini babasının sezdiğini sanıp bundan ötürü onun tarafından cezalandırılmaktan korkar, “penisini kaybetme kokusu” yani “hadım edilme endişesi” yaşar. Çocuk “çok büyük bir bedel” olarak gördüğü penis kesilmesi korkusundan kurtulmak, iç dünyası tarafından belirlenen bedeli ödemek ve çocuksu bir dürtüyle babayı kandırmak için “kendi kendini hadım etme”, “kendi kendini cezalandırma” yani “otokastrasyon” adını verdiğimiz bir yola sapar. Çocuğun bu kendi kendine cezalandırmayı yapma amacı; babaya “ben zavallı ve aciz biriyim, senin rakibin olamam, senin eşini ele geçiremem” mesajları vererek, daha az bir bedel ödemek ve penis kesilmesi şeklindeki daha büyük bir bedelden kendini korumaktır. Ancak çocuklukta öğrenilen bu kalıplar yetişkinlik hayatında ve ilk cinsel deneyimlerinde kişiyi sıkıntıya sokabilir ve tedavisi zor çok çeşitli cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Örnek olarak bir otorite figürü olan genel müdürü karşısında eli titreyen ve çarpıntısı olan kişinin, elinin titremesinin ve çarpıntısının nedeni, kendi kendini hadım etmek olabilir. Veya ödipal dönemi sağlıklı geçemeyen ve annesine olan ödipal bağını çözümleyemeyen bir erkek, çocukluktaki anne imgesine benzeyen bir kadınla evlenip, ilk gece sertleşme sorunu yaşayabilir, çok erken veya geç boşalabilir, eşine karşı cinsel soğukluk yaşayabilir. Burada da kendi kendini hadım etme vardır. Çünkü bilinçdışı anne imgesi ve şu an onu temsil eden kadın yani eş bir melektir, cinsel bir obje değildir. Bu kişi evlenir ama anne imgesi yerine koyduğu eşiyle yatamaz, çünkü bu iç dünyaya göre yasaktır, eğer eşiyle yatarsa büyük bir suçluluk yaşayabilir. Ancak bu erkek, evlilik dışı cinsel ilişkilerde veya mastürbasyonda başarılı olur ama eşiyle başarısız olur, çünkü eş bilinçdışı olarak anne yerine konulmuştur, erkek bunun farkında bile değildir. Babaya da bilinçdışı olarak “bak penisim sertleşmiyor, bunun neyini keseceksin, ben kendi cezamı verdim, kendimi bu rezil duruma düşürdüm, ne olur sen bana başka bir ceza verme, ben bedelimi ödedim” mesajı verilerek, sistem dengelenmeye ve bilinçdışı olarak penis korunmaya çalışılır. Ayrıca kimi erkek penisinin çok küçük olduğunu düşünebilir, kimi de kendini kız gibi görebilir. Bunlar kendi kendine bedel ödetme mekanizmasının göstergeleridir. “Penisim yok gibi davranırsam hadım edilmem” doğrultusundaki düşünme tarzı, kendi kendini hadım etmeye örnek oluşturur. Bu da, ileride penis boyu sorunlarına, cinsel kimlik karmaşasına ve hatta eşcinsel duygulara yol açabilir.

Ödipal çatışmayı sağlıklı çözümleyemeyen erkekler yakın ilişkilerinde, cinsel problemlerin yanı sıra evlilik problemleri de yaşarlar. Yani, bu kişiler kendilerini bağımsızlaştıramazlar veya eşlerine karşı aidiyet duygusunu oluşturamazlar. Aidiyet duygusunu erkek annesinde bulur ve eşini kabullenmekte zorlanabilir, eşine karşı kızgınlık ve öfke hissedebilir, ona karşı saygı ve sevgi eksikliği yaşayabilir. Eşiyle iletişim boyutundaki kopmaları onaramayabilir, eşiyle annesi arasında sıkışıp kalabilir ve “annem yüzünden boşandım” durumu ortaya çıkabilir. Bu tür bir erkekle birlikte olan bir kadın asla kayınvalidesiyle rekabete kalkışmamalı, eşinin annesiyle arkadaş olmaya ve işbirliği yapmaya çalışmalıdır. Eşiyle açıkça konuşmalı, bu konuşmaların kavgaya dönüşmesine izin vermemelidir. Çift sevgi ve saygıya dayalı bir ilişkide birbirlerini eğitebilmelidir.

Yukarıda bahsettiğimiz tuhaf durumlara ve sıkıntılara halk arasında bağlanma adı verildiği için CİSED olarak bu adı kullanmayı uygun bulduk. Normal süreçte çocuk, kendisini babasıyla karşılaştırır, onun kendisinden güçlü olduğunu fark eder ve babasıyla uzlaşarak annesine beslediği ödipal bağdan kurtulur ve anneden vazgeçer. Oedipus kompleksini yaratan cinsel ve saldırgan içgüdülerini bastırır, annesine olan ilgisini saf bir sevgi ve şefkat haline dönüştürür. Bunun için gerekli gücü, çocuk, koşulsuz sevgi ve özdeşimlerle içine aktardığı baba imgesinden alır. Erkek çocuk artık annesinin seçtiği erkek gibi yani babası gibi bir erkek olmak ister, babasıyla özdeşleşir. Oedipus kompleksinin sağlıklı bir çözüme ulaşabilmesi için anne ve baba arasında güvene, sevgiye ve saygıya dayalı dengeli bir yakın ilişkinin olması gerekir.

Tanısı, tipleri ve belirtileri

Sevmek için içten bağlı olmak gerekir. Bağlanma, insan yaşamının doğumdan ölüme kadar süren, bilişsel, duygusal, fizyolojik, sosyolojik ve gelişimsel yönleriyle, yaşamın temel bir parçasıdır. Psikoloji bilimine göre bağlanma; insanların kendileri için önemli olan kişiler ile güçlü duygusal bağlar kurma eğilimini açıklayan bir kelimedir. Ruhsal olarak bir şeye bağlanmak veya angaje olmak demektir. Bebeğin, ana-babasıyla iletişiminde kullandığı ve hayatının ilk dokuz ayında geliştirdiği davranışlarına bağlanma davranışları denir. Emme, sokulma/uzanma, bakış, gülümseme, ağlama bebeğin başlıca bağlanma davranışlarıdır. Bağlanma iki taraflı bir ilişkidir ve her iki tarafın da birbirinin ihtiyaçlarını karşılaması ile gelişir. Ancak biz cinsel sağlık biliminde bağlanmayı bir belirtiler (semptomlar) bütününü tanımlamak için kullanıyoruz. Çocukluk dönemi ait ilişkilerin, yetişkin yaşamında çok ciddi bir yere sahip olduğunu bilinmektedir. Bağlanma hastalığında karşımıza çıkan belirtiler, Margaret S. Mahler’in ayrılma-bireyleşme süreci olarak adlandırdığı dönemdeki başarısızlığa bağlıdır. Bu başarısızlık çocuktaki bireyleşme, bağımsızlaşma ve kendini gerçekleştirme eğilimlerinin anne tarafından desteklenmemesi, duygusal terkle cezalandırılması, dolayısıyla da çocuğun gerçek bir kendilik geliştirmesinin ketlenmesi sürecini ifade eder. Çünkü bağlanma kişinin güvenlik duygusu ihtiyacı ile bağlantılıdır. Bağlanma olduğu zaman, bağlanılan kişinin varlığı bir güvenlik ve rahatlık duygusu verir ve bu güven duygusunu kişi çevresini keşfe çıkarken güvenli bir üs olarak kullanır. Çocuklukta 2 tip bağlanma gerçekleşir: Güvenli ve güvensiz bağlanma.

Güvenli bağlanmada; çocuk için ebeveynleri güvenli bir sığınaktır ve ebeveynlerden ayrılmadan sonra çocuk kolayca yatışır, aktiftir ve anneden ayrılmada güçlük çekmez, annesine olan ödipal bağını rahatlıkla koparıp, bireyselleşme ve özerkleşme yolunda adım atabilir. Böylelikle dış dünyayla ilgili deneyimleri güvenilir, sıcak ve olumlu sosyal etkileşimleri kapsar. Partner ilişkilerinde yakınlaşma ile bir sorun yaşanmaz.

Güvensiz bağlanmada ise; ebeveynden herhangi bir ayrılık durumunda çocuk çok telaşlanır ve yabancılara karşı kendini tedirgin hisseder, pasiftir, annesine olan ödipal bağını rahatlıkla koparıp, bireyselleşme ve özerkleşme yolunda adım atamaz. Ebeveynle tekrar karşılaşmada bazen temas arar ya da beklerken bazen bunu istemeyebilir ve anneye karşı öfkeli davranışlar sergileyebilir. Ebeveyn ile yaşanan soğuk, reddedilme ve korku temeline dayalı bir deneyim ile çocuk, başkalarına güvenmemeyi ve rahat hissedememeyi öğrenir. Bunun sonucunda ise güvensiz bağlanma geliştirir. Bu davranışlar ileride ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde duygusal olarak yakınlık hissedilen kadınla seks yapamamaya dönüşebilir.

Bu hastalığa halkın “bağlanma” adını vermesinin sebebi, erkeğin eşine karşı sertleşme sorunu yaşaması, onu arzulamaması yatar yani erkek eşine karşı bağlanmış durumdadır. Bu nedenle hekime başvurmadan önce hacılara, hocalara, medyumlara, falcılara veya büyücülere gitme eğilimi bu hastalığa yakalananlarda sık görülen bir durumdur.

Bağlanma hastalığına yakalan erkekler, eşleriyle seks yapamazlar, eşlerine karşı cinsel istekleri yoktur ama diğer kadınlarla seks yapabilirler, diğer kadınları arzulayabilirler, mastürbasyon yaparken de sorun yaşamazlar. “Kaçak kesim” adını verdikleri evlilik dışı ilişkilerde sorun yaşamayan bu erkekler annelerine düşkün olurlar ve anne sevgisiyle eş sevgisini bilinçdışlarında birbirine karıştırırlar.

Eşlerine evlenmeden önce flört dönemlerinde genellikle cinsel istek ve setleşme yaşarlar ama evlendikten sonra cinsel istekleri azalır ve sertleşme sorunu yaşamaya başlarlar. Bu bazen yavaş yavaş olabileceği gibi bazen de birden başlayabilir. Yani “evlenmeden önce hiçbir sorun yoktu, evlendikten sonra cinsel sorunlar başladı” şeklinde yaşadıkları şaşkınlığı ifade ederler.

Eşleriyle cinsel deneyimlerde genellikle utanç, suçluluk, günahkârlık, korku, endişe ve kaygı yaşarlar. Eşlerine duydukları sevginin içinde koruma, kollama, mahremiyetine alma, hoşgörü, masumiyet gibi kavramlar yer alır.

Peniste en az 3 ay en fazla 6 ay boyunca cinsel ilişki için gerekli sertleşmeyi başlatamama, sağlayamama veya devam ettirememeyi sertleşme sorunu yani iktidarsızlık olarak kabul ediyoruz. Bağlanma hastalığı da psikolojik arka planı olan bir tür iktidarsızlık durumudur. Bu iktidarsızlık kendini çok çeşitli şekillerde gösterebilir. Bunlar aşağıda sıralanmıştır:

1- Cinsel ilişki için gereken penis sertliğini sağlayamama

2- Cinsel ilişkiye girmeyi imkânsız kılan ileri derecede erken boşalma

3- Cinsel ilişkiye girmeyi engelleyecek ölçüde cinsel soğukluk

4- Penisi küçük görme veya penis boyu takıntısı

5- Cinsel kimlik karmaşası ve eşcinsel duygular hissetme

6- Panik atak, sosyal fobi gibi ruhsal sıkıntılar

Görülme sıklığı

Bağlanma hastalığı; ülkemizde CİSED olarak yaptığımız araştırma ve anket çalışmalarına göre; cinsel hayatı olan her on erkekten birinde görülen bir hastalıktır.

Nedenleri

Cinsel yaşamı boyunca geçici sertleşme güçlükleri yaşamayan erkek yok gibidir. Yani erkekler hayatlarının belli dönemlerinde sertleşme sorunu yaşayabilirler. Sertleşme sorununun birçok nedeni olabilir.

Evliliğin ilk günlerinde veya ilk cinsel deneyimlerde cinsel birleşmeyi başaramama olarak tanımlanan bağlanma hastalığının temelinde anneye olan ödipal bağın çözümlenememesi yani rahim kokma yatmaktadır. Ancak abartılı ve yanlış beklentiler, başaramama korkusu (performans anksiyetesi), cinsel bilgisizlik, cinsel mitler, tecrübesizlik, yanlış örf ve adetler de bu hastalığı hazırlayan, başlatan ve devam ettiren nedenler arasındadır.

Tedavisi

Biz CİSED olarak bağlanma hastalığında “holistik cinsel terapi” öneriyoruz. Holistik cinsel terapi mevcut cinsel sorunlar için bütüncül bir model sunar. Cinselliğin penis, vajina, cinsel birleşme ve boşalmadan daha fazlası olduğunu savunur, cinselliği mekanik bir eylemden çok yakın ilişki kurma sanatı gibi ele alır. Çünkü cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır.

Cinsel terapist hangi kuramla çalışırsa çalışsın amaç hep aynıdır; bireyin kendini mutlu hissetmesini, cinsel yaşamından hoşnut olmasını sağlamaktır. Bunu sağlarken cinsel terapist, terapinin her anında kendi kendine şu soruları sormalıdır:

1- Kendine özgü bir hikâyesi ve şu anda kendine özgü zihinsel uğraşları olan, bu kendine özgü hastanın, bu kendine özgü zamanda, bana bu kendine özgü şeyleri söylemesinin ya da yapmasının anlamı nedir?

2- Böyle davranmasının bilinçli veya bilinçdışı amaçları nedir?

3- Bunların ardındaki duygu yüklü fantezileri veya korkuları nelerdir?

Hastalar tedaviye akut veya kronik güçlüklerle başvurabilirler. Akut sorunlar genellikle ilk cinsel birlikteliklerde başarısız olmayla veya güncel bir ayrılıkla ilgilidir ve bu dönemde kişi şiddetli bir terk depresyonu içindedir. Terk depresyonu yaşayan bir kişide; Masterson’ın mahşerin 6 atlısı olarak adlandırdığı; öfke, depresyon, korku, panik, suçluluk, edilgenlik, çaresizlik, boşluk ve yokluk gibi duygular yaşanabilir. Kronik güçlükleri olan vakalar ise 20’li yaşların sonundan 40’lı yaşlara kadar değişen bir grupta yer alırlar ve çalışma yaşamı, evlilik ilişkisi ve cinsel yaşamda kronik tatminsizlik ve çatışmalar ön plandadır. Şiddetli terk duygularıyla yapışma türünde veya mesafe koymayla yutulma türünde savunmalar geliştirebilirler. İşte bu savunmalarla baş etmek için hastanın desteklenmesi gerekir.

Ne zaman terapiye başvurmalıyım?” sorusu birçok kişinin kafasındaki sorulardan biridir. Bu sorunun kesin bir yanıtı yoktur. Ancak kişi;

—ilk cinsel deneyimlerinden başlayarak eşiyle cinsel birliktelik sağlayamıyorsa,

—duygusal sorunlarının çözümü için kendine zarar verici davranışlar içine giriyorsa,

—iştahtan kesildiyse,

—uyku düzeni bozulmuşsa,

—ilişkilerinde aşırı problemler yaşıyorsa,

—büyük bir kayıp yaşadıysa,

—stresini daha fazla kontrol edemiyorsa,

—kendine güven eksikliği ya da başarısızlık duygusu yaşıyorsa,

—cinsel hayatta sorunlar yaşıyorsa,

—iş yerinde zorluklar baş göstermeye başlamışsa,

—konsantre olamıyorsa,

—kendini mutsuz, çaresiz ve umutsuz hissediyorsa,

—terapiye gidip gitmemeyi sorgulamaya başlamışsa, vb. bir terapiste başvurmak için doğru zaman gelmiş demektir.

Kişinin yaşadığı olumsuzlukları kabullenip bir terapiste başvurması tedavinin yarısıdır. Diğer yarısını da tecrübeli bir terapistin yardımıyla kolaylıkla halledecektir.

Bağlanma hastalığının tedavisine önce kişinin aile hikâyesi ve bireysel hayat hikâyesini uzun uzun alarak başlıyoruz. Daha sonra çiftin cinsel öyküsünü alıyoruz ve çifte adım adım ilerleyen ev ödevleri veriyoruz. Ev ödevlerini yapmadan önce çift ideal ortamı yaratıyor. Daha sona nefes ve gevşeme egzersizleriyle kişiler bedenen ve ruhen rahatlatıyor, gevşiyor. Ardından dokunma ve okşama egzersizleriyle çiftin birbirini yeniden keşfetmelerini, duyulara ve dokunmaya odaklanmalarını sağlıyoruz. Daha sonra erkeğin kendi bedeniyle barışması, eşin yanında mastürbasyon, eşin mastürbasyonu, sevişerek boşalma, haremağası tekniğiyle eşli boşalma, ilişkiyle boşalma, sarılıp uyuma, ayna karşısında sevişme, kamera karşısında sevişme, gözler kapalı sevişme, karanlıkta sevişme gibi egzersizlere geçiliyor. Bu süreçte erkeğin centilmence davranmasını, çiftin sosyalleşmesini, çiftin birbirine güzel sözler söylemesini, yeniden sevgili olmasını ve flört etmesi amaçlanıyor.

Tedavide, çifte seksin amacı boşalıp rahatlamak olan güzel bir oyun olduğu gerçeğini anlatıyoruz. “Birlikte oyun oynayın. Seks oyunları oynayın. Sonucu düşünmeden süreci yaşayın, tatmin etme baskısından kurtulun. Mevzubahis boşalmaksa gerisi teferruattır” diyoruz. Penis-vajina odaklı olmayan sevişmeyi öğretiyoruz. Çünkü penis çocuk gibidir, üstüne düşerseniz kaçar, onsuz keyif almaya çalışırsanız oyuna girmek ister. Erkeğin kadını kucağına oturttuğu Tantra pozisyonunda ruh ve beden bütünlüğünü sağlamaya çalışıyoruz.

Sorular ve yanıtları

Eşimle ilişkiye girmeyi başaramıyorum, tedavisi var mıdır?

Soru: Ben 7 yıllık evliyim. İlk evliliğimde 2 yıl eşimle cinsel ilişkiye giremedim daha sonrasında ilaç kullanarak ilişkiye girebildim. Eşimle ilişkiye gireceğim zaman ne kadar istekli olursam olayım penisim sertleşmiyor, acaba dışarıda da mı böyle diye başka bayanlarla deniyorum hemen hemen hepsinde sertleşme problemim yok, başarılı oluyorum. 1 yıldır eşimle ilişkiye giremiyorum, bunun tedavisi var mı? K.L./İstanbul

Cevap: Eşinizle sevişme sırasında sertleşme kayboluyor ve uzun zaman geri gelmiyorsa; cinsel açıdan yeterince uyarılmıyor olabileceğiniz gibi, sertleşme refleksine ilişkin bilinçdışı kaygılarınız olabilir. Ön sevişmeyi uzatarak, sertleşmeyle değil sevişme ve cinsel hazla ilgilenerek, penisin sertleşmesini sevişmenin odak noktası yapmayarak, eşinizin sevişmeye daha aktif katılımını destekleyerek ve doğrudan penis uyarısını arttırarak sertleşme kıvamının daha fazla olması sağlayabilirsiniz. Ayrıca sevişme sırasında eşinizin davranışları ve ona karşı hislerinizde sertleşme sorununa neden olabileceği için eşinizle olan ilişkinizi de gözden geçirmenizde fayda var. Bu süreç içinde sertleşme sizin istediğiniz anda olmayabilir, ancak rahat olursanız kendiliğinden sertleşmeniz gerçekleşebilir. Ayrıca eşinizle ayna karşısında sevişme, kamera karşısında sevişme, gözleriniz kapalı sevişme, karanlıkta sevişme gibi egzersizleri denemenizde gerekebilir. Bilinçdışı kaygılarınız için bir cinsel terapiste başvurmanızda fayda var.

Kız arkadaşımla sevişirken aşırı heyecandan başarısız oluyorum.

Soru: 3 yıldır çok sevdiğim bir kız arkadaşım var, o da beni çok seviyor. Kız arkadaşımla ilişkide olurken her defasında başarısız oluyorum. Onu cinsel olarak arzulayamıyorum. Başka kızlara karşı cinsel isteğim var, sevdiğim kız arkadaşıma karşı yok. Kafam çok karışık, ne yapacağımı bilemiyorum. Doktora başvurdum, fiziksel olarak hiç bir sorunum yokmuş. Kız arkadaşımla başaramamaktan çok korkuyorum, kendimi ona ispatlamak istiyorum. Ne yapmalıyım? H.L./Ankara

Cevap: Partneri karşısında gülünç duruma düşme ve alay edilme korkusu yaşayan, kendini beğenmeyen, kendi bedeniyle barışık olmayan veya ilişkide aşırı heyecanlanan erkeklerde başaramama korkusu sıkça görülen bir durumdur. Bu korkuyu ortadan kaldırmak için erkeğin kendine gösterebileceği ve başarabileceği durumlar yaratması gerekir. Başaracağınız ilk şey sert bir penisine ihtiyaç duymadan rahatlıkla yapabileceğiniz güzel bir sevişmedir. Gevşeyin, rahat olun ve aşırı kaygılanmayın. Sevişme sırasında penisinizi ve sertleşmesini kafanıza takmayın, kendi cinsel yanıtlarınızı gözlemlemeden sadece dokunmanın verdiği hazza odaklanın ve cinsel hazzı yaşayın. Bu süreç içinde sertleşme sizin istediğiniz anda olmayabilir, ancak rahat olursanız kendiliğinden sertleşmeniz gerçekleşecektir.

Tam vajinaya gireceğim sırada penisim sertliğini kaybedip iniyor.

Soru: Kız arkadaşımla birbirimizi çok seviyoruz, büyük bir aşk yaşıyoruz, cinsel birlikteliğimiz de var. Benim sorunum sevişme sırasında penisin önce sertleşmesine rağmen, tam vajinaya gireceğim sırada sertliğini kaybedip iniyor. Mastürbasyonda bir sorunum yok. Sizce sorun neden kaynaklanabilir?T.R./İzmir

Cevap: Erkeklerin sevişme sırasında penislerinin önce sertleşip, tam vajinaya girme aşamasında sertliğini kaybetmesi; tamamen psikolojiktir ve sevgilinize karşı hissettiğinizin yoğun aşk duygularının bir sonucu olabilir. Her erkek zaman zaman böyle bir sorun yaşayabilir, rahat olun, zamanla geçecektir, önemli olan süreklilik kazanmamasıdır. Sevişme öncesi yaşadığınız endişeleri sevgilinizle açık bir dille paylaşmanızda, sertlik kaybını her şeyin sonu olarak görmemenizde ve sertleşmeme ihtimalini göze alarak sevişmenizde fayda var.

Sertleşme sorunum evlenince de devam eder mi?

Soru: Moskova’da yaşıyorum. Ağustos ayında bir Türk kızıyla evleneceğim. İlk deneyimimi yurtdışında yaşadım ama başarısız oldum. Tam ereksiyon olmadan boşalıyorum, boşaldıktan sonra da seks isteğim sona eriyor. Evlenince de bu sorunlar devam eder diye endişeleniyorum. Burada doktora gidemedim, Türkiye’de de gidemem. Lütfen yardımcı olun. D.S./Adana

Cevap: İlk cinsel deneyim yaşayan erkekler için ortamın uygunluğu, doğru bir partner seçimi ve ruhsal olarak ilişkiye hazır olup olmama büyük bir öneme sahiptir. Bu açıdan yaşadıklarınızı gözden geçirmeye çalışarak her erkeğin hayatının bir döneminde sertleşme sorunu yaşayabileceğini unutmayın. Yetersiz cinsel bilgi ve yanlış inanışlarla kurulan ilk cinsel ilişkilerde sertleşme sorunu görülebilir, bu normal ve doğal bir durumdur, rahat olun. İlk deneyiminizi yurtdışında yaşamış olmanız, dokunmanın verdiği hazdan ziyade başarmayı hedef haline getirmeniz sertleşme sorununun ve tam ereksiyon olmadan boşalmanızın ortaya çıkmasına yol açmış olabilir. Unutmayın; sertleşme sorunu yani iktidarsızlık tanısı ancak erkeğin 3 ay boyunca cinselliği arzuladığı halde, cinsel ilişki sırasında yeterli sertliği sağlayamaması halinde konulabilir. Yaşadığınız ilk birkaç başarısızlık iktidarsızlık anlamına gelmez. Başarısızlığı kafanıza takmayın, rahat olun, stres yapmadan tekrar denemeye çalışın ve kendinizi zamanın teskin edici etkinse bırakın. İlk denemelerde sıkça gördüğümüz erken boşalma ve sertleşme sorunları için hemen tedavi arayışına girmenize gerek yok, kolayca halledilebilirsiniz. Ancak sorun devam ederse bir cinsel terapiste başvurmaktan çekinmeyin.

Erkekler vajinismus olabilir mi?

Soru: 25 yaşında bir erkeğim. 2 yıldır çok ama çok sevdiğim bir kız arkadaşım var. Onunla sevişiyoruz ama ona karşı çok istekli değilim, sertleşemiyorum. Denemek amacıyla şu ana kadar 3–4 kez bayanlarla cinselliği yaşadım, istekliydim ve başarılı oldum. Kız arkadaşımın ısrarı ile bir üroloğa gidip tüm testleri yaptırdım ve olumsuz bir sonuç çıkmadı. Normalde herhangi bir sertleşme sorunu yaşamıyorum (mastürbasyon yaparken) fakat kız arkadaşımla tam cinsel birleşme sırasında sertleşme sorunu yaşıyorum. Bunun en başlarda heyecandan olabileceğini düşünüyordum ancak dikkat ettim herhangi bir heyecanlanma olmuyor. Bende erkek vajinismus hastası mıyım? S.A./Diyarbakır

Cevap: Mastürbasyon yaparken yaşanmayan ama tam birleşme sırasında ortaya çıkan sertleşme sorununda tamamen psikolojik faktörler etkilidir. Her erkek zaman zaman böyle bir sorun yaşayabilir ama bu durum süreklilik kazanırsa bir sorun olarak algılanmalıdır. Çünkü sevişme sırasında penis hep aynı sertlikte kalmaz, sertleşme azalır, kaybolur, yeniden oluşur, bu normal bir durumdur. Kişinin sosyal yaşamındaki bozulmalar, aşırı çalışma, yanlış ve eksik cinsel bilgiler, cinsellikle ilgili her şeyin ayıp ya da günah sayılması, iyi konsantre olamama, depresyon, hamile bırakma korkusu, reddedilme, başaramama korkusu, stres ve aşırı heyecan bu tür bir iktidarsızlığın önemli psikolojik nedenleri arasında sayılabilir. Vajinismus kadınlarda görülür ve cinsel ilişkiye girme korkusu ön plandadır. Rahat olun, siz erkek vajinismus hastası değilsiniz, böyle bir kavram tıpta yok. Size tavsiyem öncelikle cinselliği bedensel bir haz olarak yaşayın, bunu sınav gibi görmeyin. Cinsel ilişkiyi birleşme ve boşalma olarak değil, duyusal ve bedensel hazzın paylaşılması olarak görün. Penisin sertleşmesinin sevişmenin odak noktası olmaması gerektiğini unutmayın. Cinsellikle ilgili her şeyi partnerlerinizle konuşun ve onun sevişmeye daha aktif katılmasını, penisinizi doğrudan temas ile uyarmasını sağlayın. İlişki öncesi nefes ve gevşeme egzersizleri ile gevşeyin ve rahatlayın. Partnerinize nelerden hoşlandığınızı ya da hoşlanmadığınızı söyleyin, ön sevişmeye önem verin. Temizliğe dikkat edin, duş alıp yatağa girin ve cinsel ilişki için ortamın uygun olmasını sağlayın. Ama sorun çözümlenmezse bir cinsel terapiste başvurmaktan çekinmeyin.

Başka bayanlardan tahrik oluyorum ama sevdiğim kızla ilişkiye giremiyorum.

Soru: 26 yaşında bir gencim sokakta bir bayan geçerse beni tahrik ediyor ama sevdiğim kız ile bir türlü ilişkiye giremiyorum, onu arzulayamıyorum. Ne yapmalıyım? C.N./Bursa

Cevap: 26 yaşında sağlıklı bir genç olarak yoğun cinsel dürtüleriniz olması ve gördüğünüz bayanların sizi tahrik etmesi son derece normaldir, bunu hemen erkek yaşayabilir. Sevdiğiniz kız ile ilişkiye girememenizin nedeni ise, sevgi ile cinselliği birbirinden farklı durumlar olarak görmeniz, sevdiğiniz kızı saf ve masum olarak düşünmeniz ve cinselliği ayıp, yasak, günah kabul etmeniz olabilir. Cinsellikle ilgili bu tarz olumsuz düşüncelerinizin olması durumunda, bu ayıp şeyi yapmayı sevdiğiniz kıza yakıştıramıyor da olabilirsiniz. Öncelikle cinselliği doğal kabul etmeli ve sevginin paylaşımı olarak görmelisiniz. İnsanın cinselliği sevdiği kişiyle yaşamasından daha normal bir şey olamaz. Ancak sorununuz devam ederse, bilinçdışı kaygılarınızın giderilmesi için, holistik cinsel terapi almak üzere bir cinsel terapiste başvurmanızda fayda var.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI