"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bir toplum uyanmıyor

SİZE çok çarpıcı bir rakam vereyim. Dolar kurunda program dışı her 100 bin liralık artış, büyük bir şirketin bilançosuna 6 trilyon lira olumsuzluk getiriyor. Üstelik de öyle çok büyük dolar borçları olan şirketlerden söz etmiyorum.

Sağlıklı, borçlanması makul limitler içinde, iyi yönetilen bir şirketten bahsediyorum.

PANİK ATAK

Her 6 trilyon liralık program dışı olumsuzluk, işsizlik ve küçülme demektir.

Türkiye'nin bugüne kadar başarıyla yönetilmiş birçok şirketi günlerdir işte bu ürpertiyi yaşıyor.

Dünden itibaren öğrendiğimiz en büyük gerçek şudur:

Bir ülke ekonomisinin psikolojik dengesini bozdunuz mu, tedavisi çok güçleşiyor.

İnsanların güvenini kırdınız mı, o güveni yeniden kurmak yıllar alıyor.

Dün piyasalarda yaşanan olayın izahı budur.

Öğle saatlerinden itibaren aklı başında birçok ekonomistle konuştum.

Dolar neden yükseliyor, borsa neden düşüyor?

Teşhis şu:

‘‘Panik atak.’’

Yani son yıllarda özellikle entelektüel kesime musallat olan moda hastalık.

Durup dururken, hiç nedeni yokken ölüm korkusu...

Bu noktaya nasıl geldik?

Halk artık bunun cevabını çok iyi biliyor.

Bir yandan Enis Öksüz oportünizmi.

Parti içi denge korkuları nedeniyle, ülkeyi uçurumun kenarına getiren bakanlarına ses çıkaramayan liderler.

Dar siyasi menfaatlerini, ülke menfaatleri üzerinde gören bakanlar.

Şahsi gururlarını, milli gurur diye yutturmaya çalışan bir siyasi elit.

ALTIOK ZİHNİYETİ

Ülkeyi, 1945'te kalmış ‘‘Altıok zihniyeti’’ ile yönetmeye çalışan, ‘‘Yerli Malları Haftası’’ nostaljisi içinde bir Cumhurbaşkanı.

Hayatı boyunca maaşını hep devletten almış, bir gün dahi işini kaybetme korkusu yaşamamış, 16'ncı Türk Devleti batıp 17'ncisi kurulduğunda yine maaşını almaya devam etme garantisi olan bir zihniyet.

Yani, işsiz kalma korkusu olan insanın ruhunu asla anlayamayacak bir mantalite.

Tütün Kanunu'nu küreselleşmenin, dolayısıyla da emperyalizmin oyunu sanan bir kafa...

Bankalar operasyonunda radikal çözümler yerine, hálá ona buna süre tanıyarak işi sürüncemede bırakan bir hükümet.

BELEŞÇİ VATANDAŞ

Bunlar Ankara tarafı...

Bir de İstanbul tarafı var.

Hükümetin yaptıklarına rağmen hálá süfli hesaplarla spekülasyon peşinde koşan bir finansal elit.

Bankasının duvarları dışında hiçbir menfaati, hele hele ülke menfaatini hiç tanımayan bir bankacı sınıfı.

Yıllardır bu borsadan kazandıklarının on binde birini bile riske atmak istemeyen, her dakika panik yaratan satışlar yapan yabancı yatırımcı.

Üretimi unutmuş bir işadamı kesimi.

Ve bütün bir ülke...

Yüzde 70'i hálá vergi mükellefi olmayan, kaçak kullandığı elektriği kesmeye gelen memurun üzerine şahin gibi saldıran, suya para vermeyen, devletin, başkalarının arazisi üzerine oturup, orada bir de mafya gibi palazlanan beleşçi bir vatandaş türü.

Kendi her türlü kaşkarikoyu çevirip, başkalarına ‘‘hortumcu’’ diye saldıran tuhaf bir insan.

Evet bir ülke, işte bu muazzam nüfus yapısıyla uçurumun kenarına gelir.

Üstelik herkes kendini masum, başkalarını sorumlu görme gibi inanılmaz bir ahlaki tembellikten mustariptir.

Herkes kendini temiz, ötekini ‘‘kirli’’ görür.

Kendi küçük entrikalarını ‘‘beceriklilik’’ olarak kabul eder, başkalarınınkini ise en hafif deyimiyle ‘‘hırsızlık’’.

Ne Ankara'daki, ne İstanbul'daki, ne de yurt sathındaki aynaya bakabilir.

Çünkü baktığında, öteki gibi birini görmekten korkar.

Ve bu toplum, kendi günahını hiçbir zaman görmez.

Antenleri, hep başkalarının, ötekinin günahına ayarlanmıştır.

Elindeki uzaktan kontrol aletinde, kendi kanalını iptal etmiştir.

Bir toplum işte böyle kolektif bir günahkárlıkla uçurumun kenarına gelir.

ÖTEKİ PARMAK

Ve orada dahi, bir eliyle bir çalıya tutunup düşmemeye çalışırken, öteki eliyle başkalarını işaret edip, ‘‘Hırsız’’ diye bağırır.

Bu hengame içinde karşı tarafta başka bir parmağın da onu işaret ettiğini fark etmez bile...
X