Gündem Haberleri

    Bir teröristin portresi

    Hürriyet Haber
    26.07.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    BABASI KIZINI SAVUNUYOR

    Alp Selek. Bir hukukçu, bir baba. Kızı Pınar, bir yıldır Ümraniye Cezaevi'nde tutuklu. Tarihi Mısır Çarşısı'nı 9 Temmuz 1998'de bombalayıp ikisi çocuk yedi kişiyi öldürmek, 127 kişiyi yaralamaktan suçlananlar arasında. Avukat Alp Selek, kızının masum olduğuna inanıyor. 103 avukat arkadaşıyla birlikte Pınar için bir hukuk savaşı başlattı. Kızının beraat edeceğine inansa da onun için savaş bitmedi. Kızına bu komployu hazırlayan‘‘Derin Devlet’’i mahkeme huzuruna çıkarmak için gün sayıyor.

    18 Temmuz 1998'de İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, düzenlediği basın toplantısında, aralarında Sosyolog Pınar Selek'in de bulunduğu 15 ‘‘PKK'lı bombacı’’yı ilan etmişti. Özdemir, açıklamasını dayandırdığı dosyada, Terörle Mücadele Şubesi'nden 20 yıllık bomba uzmanı Nazmi Nuri Çelik ve arkadaşlarının hazırladığı tutanağı nedense dikkate almıyordu.

    ORTADA BOMBA YOK

    Tutanakta ‘‘Bomba ve bomba yapımında kullanılan maddelerle ilgili herhangi bir bilgiye rastlanılmamıştır’’ deniyordu.

    5 Temmuz 1999'da İstanbul 4 No'lu DGM'deki duruşmada, bomba uzmanı Nazmi Nuri Çelik'in ifadesi de farklı değil: ‘‘Mısır Çarşısı patlaması, büfedeki tüplerden kaynaklanan gaz sıkışmasından oldu.’’

    Polisin kendi içindeki bu çelişkili durum, avukat Alp Selek için yeni bir şey değil. Çelişki, kızının yakalandığı olay gününde başlıyor.

    Ama önce kızının özelliklerini, çocukluğunu, öğrenciliğini, hayata bakışını, kısacası bir evladın insan olarak portresini anlatıyor.

    BABASININ GÖZÜYLE KIZI

    ‘‘Çok yetenekli bir kız. Bilime, öğrenmeye karşı çok hevesli. İlkokulun ilk sınıfında roman yazmaya heveslendi. Şiir yazdı. Kitapevlerinde kitap gördüğünde sarhoş olurdu. Haksızlığa karşı isyan duyguları fazla. Kimseye kötülük yapma huyu yok.’’

    Baba Alp Selek, kızıyla küçük yaştan itibaren arkadaşlık diyaloğunun başladığını söylüyor. Alp Selek, 12 Eylül sonrası MYK Üyesi olduğu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Davası nedeniyle cezaevine girdiğinde, Pınar 10 yaşında.

    Dört küsur yıl boyunca şiirler yazıp gönderiyor cezaevindeki babasına. Dame De Sion yıllarında çok iyi öğrenci. Öğretmenleri, okul birincisi olmaya aday Pınar'ın ders kitapları yerine başka kitaplar okuduğunu söylüyorlar.

    KAYGIYLA DEĞİL, GURURLA

    Pınar da babasına ‘‘Okunacak o kadar çok şey var ki. Bütün gücümü ders kitaplarına veremem’’ diyor. Büyüyor, ‘‘Türkiye'nin iyi sosyologlara ihtiyacı var’’ diyor, üniversitede sosyoloji bölümünü seçiyor.

    Bir sokak gazetesi çıkarıyor. Dağıtımını sokak çocuklarıyla birlikte yapıyor. Zamanını tinerci çocuklara ayırıyor.

    Baba Alp Selek, kızını kaygıyla değil gururla izliyor. Bir gün, ‘‘Baba, bu çocukları ancak sanat kurtarır’’ diyor ve onlar için arkadaşlarıyla birlikte Tünel'de bir atölye kuruyor.

    Pınar, transvestilerle de, Romanlarla da diyalog kuruyor. Atölyeye onlar da gelmeye başlıyor.

    DIŞLANMIŞLARIN DOSTU

    Babası, ‘‘Nerede dışlanmışlar, hor görülenler varsa, Pınar onların yanında oldu’’ diyor. Atölyeye 50 çocuk devam ediyor. Standlar açıp atölyede yaptıklarını satmaya başlıyorlar. Bir bildiri kaleme alıyorlar. ‘‘Biz sokak çocuğu değil sokak sanatçılarıyız.’’

    Bu çocukların bir kısmı askere gidiyor, bir kısmı ailesine dönüyor, bir kısmı iş buluyor. Pınar ve arkadaşları, bütün bunları, hiçbir sivil toplum kuruluşunun desteği olmadan başarıyor.

    ‘‘Bu çocukların bir bölümü Pınar ablalarına destek için duruşmalara katılıyorlar.’’

    OKUL BİRİNCİSİYDİ

    Pınar, okul birincisi olarak mezun oluyor. Master'a başlıyor. Güneydoğu sorununa merak sarıyor. Bir gün babasına, ‘‘Tehlikeli de olsa’’ PKK meselesini araştıracağını söylüyor. Fransa'daki Oudelle Üniversitesi'ne gidiyor. Burs kazanıyor.

    İkinci yılında, ‘‘Mısır Çarşısı'nı bombalamaktan’’ hapse giriyor. Çünkü Fransa'da PKK'lılarla temas kuruyor. Bu örgütü daha iyi tanımak, anlamak için lideriyle görüşmek gerektiğini düşünüyor.

    GÖRÜŞME TALEBİ

    Abdullah Öcalan'la görüşme talebinde bulunuyor. Öcalan bu isteği kabul ediyor, Suriye'ye davet ediyor. Pınar da Türkiye'ye dönüp master'ını bitirdikten sonra gidebileceğini söylüyor. ‘‘Polis takibi de Fransa'dan başladı.’’ Türkiye'ye dönüyor, takip edildiğini babasına söylüyor. PKK araştırması, master'ı yarım kalıyor. Mısır Çarşısı'ndaki patlamadan iki gün sonra da yolda yürürken gözaltına alınıp tutuklanıyor.

    ‘‘Sorguda Pınar'dan tanıdıklarının ismini, adresini istediler. Pınar da kod adlarını biliyorum. Tariflerini yapabilirim. Bunun dışında bir şey bilmiyorum dedi. Polis inanmadı. Birdenbire Pınar'ın çantasında patlayıcı bulundu sonra atölyesinde patlayıcı bulunduğu iddiasıyla savcılığa çıkardılar.’’

    Avukat Alp Selek, İstanbul polisinin bu iddialarını gerçek dışı buluyor. Onlarca çocuğun ve transvestinin anonim kullandığı bir atölyede bomba bulundurmanın mümkün olmadığını söylüyor. Ayrıca, atölyenin polisin iddia ettiği gibi Pınar'ın olmadığını, kızının sadece kurucu olduğunu söylüyor. ‘‘İşkence yaptılar. Filistin askısına aldılar. Birbuçuk ay kolunu kullanamadı bu yüzden.’’

    ÖRGÜT ÜYESİ Mİ, DEĞİL Mİ?

    Avukat Selek, savcının, tutuklama talebinde bulunurken, örgüt üyesi sözünü kullanmadığını belirtiyor. ‘‘Birtakım PKK'lılarla ilişki kurması, örgüt üyesi olduğu kanısını uyandırmaktadır‘‘ diyor.

    Dediği başka bir şey daha var, anı nedeniyle cezalandırma talebi hukuka uygun değil: ‘‘Savcı örgüt üyesidir der, ona göre dava açılır. Şüpheyle, kanıyla dava açılmaz.’’

    Ona göre, kızının bombacı olması mümkün değil, ‘‘Komplo’’ diyor. ‘‘IRA'yla ilgili olarak İngiltere'de patlayan bombaların, ölen çocukların haberlerini dinlediğinde gözleri yaşarıyordu. İnsanları bu kadar seven, teröre çok karşı olan kızımın böyle bir olaya yakıştırılması bile olanaksız.’’

    SÖZ SAVUNMANIN

    Kızının tutuklanmasıyla birlikte büyük kentlerden yüzlerce avukat, savunmayı üstlenmek için başvuruyor. Alp Selek, İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman'ın da aralarında bulunduğu 103 ünlü avukatı yeterli bulup sayıyı dondurduğunu söylüyor.

    Okulunun dekanı ve öğretim üyeleri dahil hiç kimsenin polisin Pınar'la ilgili iddialarına inanmadığını anlatıyor.

    ‘‘Pınar'a polis sorgusunda Mısır Çarşısı'ndaki patlamayla ilgili tek sual yok. Bir çocuk bile (güya) üzerinde, atölyesinde bomba bulunan birine, ilk soru olarak Mısır Çarsısı'nı sen mi bombaladın diye sorardı.’’

    İFADE DEĞİŞİKLİĞİ

    Pınar'dan bir ay sonra yakalanan Abdülmecit Öztürk'ün de işkence sonucu Pınar'ın adını verdiğini söylüyor. Öztürk, Emniyet'e gelip ifadesini alan savcı karşısında her şeyi kabul ettiğini, ama Mısır Çarşısı olayını reddettiğini hatta böyle bir şey yaptıysa kendi idamını isteyeceğini söylüyor.

    Polisler gelip Öztürk'ü götürüyor. 15 dakika sonra savcının yanına gelen Öztürk, olayı ve Pınar'la yaptığı işbirliğini anlatıyor.

    ‘‘Savcı Allahtan ki o ilk ifadeyi yırtmamış. Bir insan nasıl ikna edilir 15 dakikada?’’

    HAKSIZLIK ORTAYA ÇIKIYOR

    Alp Selek, mahkemenin yavaş gittiğini ama her geçen duruşmanın Pınar'a yapılan haksızlığı ortaya çıkardığını anlatıyor. İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'in Mısır Çarşısı'nda patlama sonrası buldukları nitroselüloz meselesine de açıklık getiriyor.

    ‘‘Nitroselülozun ana maddesi vernikte vardır. Sigara külünde vardır. Patlamanın olduğu yerin bitişiğinde çiçekçi var. Bütün suni gübreler nitratlı. Eski rontgenlerin hepsi, oyuncak bebeklerin hammaddesi bile nitratlı.’’

    TÜP GAZ PATLAMASI

    Cesetler üzerindeki yanıkların da tüp gaz patlamasından olduğunu anlatıyor, avukat Selek. Patlamanın bombadan kaynaklanması halinde, yerde çukur açılacağını, oysa olmadığını söylüyor.

    Mısır Çarşısı'ndaki patlamayla ilgili duruşma için 13 Eylül'e gün verildi. Avukat Selek, ekip halinde çalıştıklarını, konuya 103 avukatın vakıf olduğunu söylüyor. Beraat ya da tahliye durumunda Emniyet'in tüzel kişiliği olmadığı için devletten davacı olacaklarını söylüyor. ‘‘Bu davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürüyoruz. Çünkü bu durumun kimsenin başına gelmemesini istiyoruz.’’

    Pınar, cezaevinde de yine çok sevdiği insanlar için bir şeyler yapıyor. Ölüm döşeğindeki kanserli Hanım Baran'ın, son günlerini çocuklarının yanında geçirmesi için serbest bırakılmasını sağladı.

    Pınar, babasından doymak bilmeyen bir iştahla kitaplar, Fransız gazeteleri, dergileri istiyor. Bu arada Üç Silahşörler'in çevirisini de bitirdi.

    Pınar, ‘‘Beni kimse engelleyemez. Nasıl sosyolojik olarak ölmemi sağlayamadılarsa, sosyolojik araştırmalarımı da engelleyemeyecekler’’ diyor.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı