"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Bir TEM macerası

Artık gündelik rutinlerden biri trafik. Günün hangi saati olursa olsun fark etmiyor, illa ki bir yerlerde trafiğe yakalanıyorsun.

Ama yarım saat, ama bir saat...
Gel gör ki uzun süredir üç saat boyunca trafikte takılı kalmamıştım. Rutinim şaştı.
Şöyle ki: Cuma akşamüstü FSM Köprüsü’nü geçer geçmez tüm araçlar durdu, durduk. Milim ilerlenemez oldu.
Hani normalde adım adım ilerlersin trafikte, bir umut ışığı vardır. Yok, bu kez durum hayli ciddiydi.
Sonradan trajik gerçek öğrenildi: Meğer bir TIR karşı şeritten gelip bir minibüs ve iki arabaya çarpmış.
Dokuz kişi oracıkta ölmüş!
O sırada sağımızda solumuzda irili ufaklı bir sürü TIR.
Hepsi birer ölüm makinesi gibi gerçekten.
Habire sol şeride geçmeye çalışıyorlar.
Sıkıştırıyorlar yandan yandan...
Kendini az sonra ezilecek bir karınca gibi filan hissediyorsun o TIR’ların yanında, ne yapsan nereye kaçsan boş.
Yetmedi, bir de emniyet şeridine park etmiş, orayı tıkayan TIR’lar görüp yuh çektik!
Meğer o gün emniyet şeridi dolu diye kaza yerine zamanında ulaşamamış ambulanslar.
Böyle işte: Bu şehir güzel, evet. Ama aynı zamanda öldürücü derecede berbat. Ortası yok. Dengesi hiç yok.

Peki nasıl vakit geçirdik

TEM’de geçen üç saat boyunca trafikte vakit nasıl geçer?  Bizim çözümümüz şöyle oldu:
- Habire telefonda onunla bununla konuşarak... (O sırada diğerleri ne yapıyor diye merak ediyorsun işte...)
- Arada uyuklayarak... (En güzeli ve de temizi.)
- Manasız bir-iki pop şarkısıyla manasızca hoplayarak... (Spor olsun diye.)
- Geyiğin dibine vurarak... (En çok da seks geyiği.)
- Birbirimizden nefret ederek... (“Niye bu yola girdik?” diye diye...)

Bıkmadı mı acaba

Ferhat Göçer son albümü vesilesiyle yaptığı tüm röportajlarda sürekli şunun altını çizip duruyor:
“Dört kişi, 1,5 yıl içinde toplam 14 bin beste dinledik. Önce sayıyı 100’e kadar indirip, demolar hazırladık, sonrasında içlerinden 60’ını satın aldık. Bu 60 şarkıya yeni düzenlemeler yaptık. Ve en sonunda 10 şarkıda karar kıldık.”
Gerçekten takdir edilesi bir çaba.
Çünkü insan bıkar yahu onca şeyi dinlemekten!
Bir de Allah bilir o besteler nasıl bir formatta geldi?
Demo olarak mı yoksa kayıt cihazına çıplak sesle okunmuş olarak mı?
Son olarak, bundan yarışma programı çıkarmış aslında.

Tepkilerimiz özgün değil

Bir süredir takip ettiğim akademisyen elinden çıkma bir blog var, http://zzma.blogspot.com diye.
Araştırma görevlisi Mehmet Oğuz Maden, popüler kültür mevzularını akademik bir bakışla irdeliyor blog’unda.
Ona uzun süredir kafayı taktığım “sosyal medya tepkileri”ni sordum.
Hani insanlar acı ya da sevinç veren büyük bir olay olduğunda Twitter’a, Facebook’a yüklenip arka arkaya duygularını, düşüncelerini yazıyorlar ya.
Ve sen de kazara onlar gibi aynı tepkiyi dillendirmediğin vakit tu kaka oluyorsun.
Hemen dışlanıyor ya da hakarete uğruyorsun...
Akademisyen Maden’in konuyla ilgili düşüncesi şu:
“Sosyal medyada dikkat edilmesi gereken nokta, ifade edilenlerin kişisel görüş mü yoksa başkalarının görüş ve ifadelerinin farklı kelimelerle tekrarı mı olduğu...
Kişi kendi doğrularının süzgecinden geçirmek yerine ortada konuşulanın tekrarından öteye geçemediği zaman tepkilerin özgünlüğüne gölge düşmüş oluyor.
Sosyal medyanın sunduğu iletişim imkânlarıyla ‘bir şeyler söylemek zorunda’ olduğunu hissedenler, başkalarının gözlüğüyle okuyup tepki verdiği müddetçe, o tepkiler de aslında başkalarının ağzından çıkmış oluyor.”

X