Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir tekmede yıkıyor

Fenerbahçe Stadı’nda maç olsun istiyorum, keyif alıyorum. Seyirci tam bir Avrupalı gibi davranıyor. Ama, tam her şey iyi gidiyor derken bir bakıyorsunuz, Aziz Yıldırım yaptıklarını bir tekmeyle yıkıyor.

FENERBAHÇE Stadı’nda maç olsun istiyorum. Civardaki yollar kalabalık, ulaşım zor olmasına rağmen, o stadın atmosferini görmek, stat çevresinde gezen ailelerin çocukların, görüntüleri bana keyif veriyor.

İki yıl önce Fenerbahçeli olan büyük oğlum ile beraber Şampiyonlar Ligi maçı öncesinde Develi Restorant’a gittim. Maçın başlamasına daha 5-6 saat var. Alkol tüketimi hızla artıyordu. Maçın başlamasına üç saat kala koca restoranda önce Fenerbahçe marşları söylendi, sonra Galatasaray’a küfür edilmeye başlandı.

Avrupalı seyirci

Buna oradaki bazı kadınlar da katılmaya başladı. Çocuklar da sanki anne ve babalarının yaptığı doğruymuş gibi onlara iştirak ediyorlardı. O zamanlar, Aziz Yıldırım bazı seyirci gruplarına teslimdi. Onları kale arkasından sahaya sokturuyor, bazı yöneticilerle de bu grupları destekliyordu. Aradan iki yıl geçti. Bu pazar Fenerbahçe stadında maç izlerken, Türkiye’de bir ilki keyifle, zevkle, hayretler içinde izledim.

Bence Anelka’ya yapılan penaltıydı. Size göre olmayabilirdi. Hakeme göre de olmayabilirdi. Ama Fenerbahçe taraftarına göre özellikle kesin penaltıydı. O koca statta hakeme bir tek kelime küfür duymadım. Ona homoseksüel demediler. Ne yaptılar biliyor musunuz? Bütün stat hakemi 3-4 dakika aralıksız ıslıkladı.

Ve Fener seyircisinde şunu görüyorum. Süratle Avrupa seyircisi olma yönünde ilerliyorlar. Bunda yönetimin de büyük payı var. Neden? Çünkü stadın ağırlıklı koltuklarını kombine satmaya başladılar. Cebinde parası olmayan, maça serserilik yapmak için gelen seyirci dışarda kalmaya başladı.

Tam da her şey iyi giderken

Zaten yönetim o ufak, hadise çıkarmak isteyen, eli bıçaklı, sopalı seyirciyi içeri alırsa, bu sefer büyük çoğunluğu kaybedecek. İşin daha önemli yanı, o zaman bu stat dolmayacak.

Bakın herşey ekonomiye dayanıyor. Dönüyorsunuz, Beşiktaş’a bakıyorsunuz. Geçen yıl sahası kaç maç kapatıldı. Tribünlerde bir tek boş merdiven görmüyorsunuz. İki yıl evvel Yıldırım Demirören’e başkan olmadan evvel toplantılarda ne diye bağırıyordu. Yönetim senin, kapalı bizim. Bu ne demektir, ‘Biz ne dersek o olur’ Demirören de o gruba okey diyordu. Aziz Yıldırım bu kadar iyi şeyler yaparken, bir dönüyorsunuz, yaptıklarını bir tekmeyle yıkıyor. Kovayı boşaltıyor.

Hakan Bilal Kutlualp ne yapmış. Kulübün parasını mı yemiş. Transferlerde sahtekarlık yapıp avanta mı götürmüş. Fenerbahçe’yi rencide edecek bir şey mi yapmış. Fenerbahçe’yi özel işlerinde mi kullanmış. Yönetimini arkadan mı vurmuş.

Hakan Bilal Kutlualp

Hayır. Hep tersini yapmış. Hakan nasıl bir çocuk. İyi niyetli olduğu için, kimseden hamile kalmadığı için de, aklındaki ve bilgisini dan diye söyleyen biri. Yalaka değil. Siz ne derseniz, doğrudur padişahım, siz en büyüksünüz diyenlerden değil. Sana kırmızı çok yakışıyor. Sana hapşırmak bile çok yakışıyor başkanım diyenlerden değil. Değil oğlu değil. Ama Aziz Yıldırım yanlış adrese gidiyor.

Bir gün adresleri tam öğrendiğinde iş işten geçmiş olacak. Seneye Hakan Bilal Kutlualp’in öncelikli olmasına rağmen aynı locayı kiralama şansı var mı? Bence zor. Ama bundan sonra şansı var. Çünkü bu yazıya inat, Hakan’a locayı verebilir.

Sadettin Saran o şansı da kaybetti. Yani Aziz Yıldırım tekzip ettiği pazartesi günü Hürriyet’te çıkan resimli haber doğru. Doğru da, Aziz Yıldırım hemen bir manevra yaptı. ‘Ben o locada alkol alındığı için, PSV maçından sonra locayı alacağım’ dedi.

Peki sayın Yıldırım localarda içki içilmesi yasak mı? Hepsinde içilmiyorsa, orada da içilmesin. Yoksa loca kiralama bedelleri maliye tarafından incelenirse, acaba bir sorun çıkar mı diye mi geri döndü. Kimsenin ağzı torba değil bilesiniz. Diyorlar ki, Aziz Yıldırım, Ali Yıldırım ve Osman Yalçın, Fenerbahçe gelirlerine bankadan temlik koydurdu. 20’şer 20’şer, toplam 60 milyon dolar. Bakalım buna ne cevap vereceksiniz. Hoş, şu ana kadar sorduğum bir çok suale cevap gelmedi ya.

The Sun Beşiktaş

THE Sun Gazetesi Chelsea’ye gol atacak oyuncuya 10 bin sterlin ödül vereceğini açıkladı. Çok keyifli bir olay. Futbol bir keyiftir, şovdur. Yalnız direkt vuruş, en direkt vuruş, penaltı değildir. Özellikle ofsayt hiç değildir. İki yıl önce bu ‘Beşiktaş çok iyi gidiyor, böyle gitmeye devam ederse, biz işsiz kalırız Şansal’ demiştim. Beşiktaş’ın çöküşünü hala bu cümleye bağlayanlar var. Vah zavallı Türkiyem vah. Boşuna İngiltere, İngiltere, Türkiye de Türkiye olmuyor değil mi?

ŞEMSİ BEY NEREDE?

GEÇEN hafta Manisa’da tarım üreticileri miting yaptılar. Yaklaşık 50 bin kişi vardı. Ben de üretici olduğum için dikkatimi çekti. Hele bir pankart özellikle dikkatimi çekti. Traktör hacizde, üretici hapiste, hükümet nerede... Ben de bunun altına bir cümle ilave etmek istiyorum. Tarım ve Ziraat odaları başkanı, dolayısıyla benim de başkanım olan Şemsi bey nerede? Cevap: Üreticilerin aidatlarıyla alınan makam arabası S 500

Mercedes’te...!


Başbakan’a mektup

HEP Ankara’da büyüdüm. Memur çocuğu olarak. Hala da evim Ankara’da. Devlet mekanizmasının nasıl çalıştığını iyi bilirim. Ticaret yaptığım dönemlerde devletle iş de yaptım.

Hep şundan yanayım... Devlet, üreticilik yapmamalı. Devlet yalnız denetleyici olmalı. Yani kısacası... Geçmiş dönemlerdeki sakat sistem ancak özelleştirme ile düzelir. Çünkü özelleştirme olunca, iş ticarete dönüyor akıllı, başarılı olursan kara geçiyorsun, yoksa zararda kalıyorsun. Yani iflas ediyorsun.

Yıllardır devlet kuruluşları zarar etti. Çoğu da iflas etti veya ettirilmedi. Devlet tarafından finanse edildiler. Peki bu paralar nereden çıktı? Tabii ki gariban halkın cebinden.

Hep miras kalmıştır

Bakın avantaya ve lavantaya alışanlar, özelleştirmeyi istemezler. Çünkü bunlar mevcut sistemden tıkır tıkır para kazanırlar. Sorarsınız altındaki arabayı nasıl aldın? Evleri nasıl aldın diye. Ya ölmüş halaları, ya amcaları, ya dayılarından miras kalmıştır...

Allah var... Başbakan Erdoğan ve Maliye Bakanı Unakıtan şu ana kadarki hükümetlerin yapamadıkları kararlılıkla bu işin üzerine gidiyor ve doğru da yapıyor. Ama bakın bütün bunlar yapılırken, perdenin arkasına geçelim. Orada size ufak bir anekdot anlatayım.

Futbol yıllardır devletin elindeydi. Eski adı Beden Terbiyesi olan, yeni adıyla Spor Bakanlığına dönen kurumun bir birimiydi. Ne oldu? Özel bir yasayla özerk hale geldi. Kendi parasını kendisi üretmeye başladı. Naklen yayın bedelleri 40’ar, 50’şer milyon dolarlardan 300 küsur milyon dolara geldi. Bunlar nasıl oldu? Futbol devletten kurtulduğu için.

Cinlik yapmayın artık

Maç naklen yayınını açık kanaldan yaparsanız, tutturamazsınız. Ama devletteki o kafa’lar olduğu müddetçe güya cinlik yaparak yine oralara dönmeye kalkarsınız.

Nasıl mı? Türkiye’de futbolu Lig TV veriyor. Yani Digitürk. Maçları o çekiyor. Peki Digitürk şu anda kimin elinde. Sahibi olduğu Karamehmet’in mi? Yani Çukurova grubunun mu? Hayır devletin elinde. Neden? Yapı Kredi’nin durumundan dolayı, Digitürk hisseleri de içinde olduğundan TMSF’nin gönderdiği Ali İhsan Karacan Digitürk Yönetim Kurulu Başkanı.

Karacan bu şirketin sahibi mi? Hayır. Devlet tarafından özel bir kanun ile geçici bir süre kayyum vazifesi görüyor. Peki, bu görevdeki Karacan ne yapıyor? En uzun görüntüyü vermek için 4 yıllığına TRT ile anlaşıyor. Her hafta bir maçı da TRT yayınlasın diye bir başka anlaşma yapıyor.

Tarihe gömmek lazım

Kulüpler karşı gelerek, ‘Bizim maçlarımız açık kanaldan yayınlanırsa zarar ederiz, haksız rekabet olur’ diyorlar. Ve bu sene açık kanaldan yayın yapılmıyor. Uzun görüntü TRT’de olunca, maraton programı da, Karacan tarafından belli bir seyirci kitlesine hapsedilince, Ali İhsan Karacan hedefine ulaşıyor. Ama bakıyor ki, maraton hala iş yapıyor. Onu kendi ağzıyla söylediği gibi tarihe gömmek lazım.

Hatta geçen yıl, ekonomi yazarı Yavuz Semerci’nin iki defa ısrarla ‘Ya Maraton, Digitürk’ten giderse?’ sorusuna diyor ki, ‘Hangi açık kanala giderse, gitsinler onlara üç dakikalık görüntüyü de vermeyeceğim...’

Ve işlem başlıyor. Ümit Karan olayını öne sürerek, ‘Toroğlu’nun mukavelesini feshettim’ diyor ve ilave ediyor: ‘RTÜK bile bu olay için uyarı gönderdi’ diyor.

100 bin dolar aylık

Ama bir hafta sonra mahkeme yürütmeyi durdurma kararı alıyor. Peki Ali İhsan Karacan, Yapı Kredi, Digitürk kurumlarından ve yurt dışındaki şirketlerin yönetim kurulu üyeliği ve başkanlıklarından ayda ne alıyor? Takriben 100-120 bin dolara yaklaşan aylık. Ayrıca Ali İhsan Karacan bey Fransa’ya gider, Amerika’ya gider. Ve bu seyahat faturaları hep Digitürk öder.

Yani bu sistem böyle ne kadar çok giderse, Ali İhsan Karacan o kadar çok kazanacak. Karamehmet naklen yayınlara 350 milyon dolar yatırmış, onun umurunda değil. Türk futbolu bu parayla ayakta duruyor. Gene umurunda değil. O, zaman zaman gazetelere mesaj yollayarak, ‘Beni hükümet gönderdi. Ben başbakana yakınım’ havasında rüzgarlar estiriyor.

Belgeler geliyor

Futbolu bu kadar seven, özelleştirme için bu mücadeleyi veren, o kaybını bile göze alan Tayyip Erdoğan acaba, bu insanları destekliyor mu? Yoksa şu yukarıdaki çok kısa anlattığım olaylardan haberi mi yok? Bu yazının ikincisini önümüzdeki bir ay zarfında bazı başka belgelerle yazacağımı düşünüyorum. Ama başbakan ‘Özelleştirme, özelleştirme’ derken, kimlerle mücadele ettiğini herhalde bu yazıdan sonra daha iyi anlamıştır. Bu kişiler için, üç ay daha fazla kalmak, dört ay daha fazla kazanmak, Türkiye’nin çıkarlarından çok daha önemli.

Merak ediyorum... Ali İhsan Karacan sayın Tayyip Erdoğan tarafından destek mi alıyor, bir gruba mı hizmet ediyor?

NOT: Ali İhsan Karacan beni hedef alarak ‘Ben Adanalı’yım’ diyormuş... Ben de Türkiye’liyim..
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI