"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Bir Samanyolu seyahatine takılan işkence haberleri

“BİZ aslında kendi iç dünyamızdan başlayarak, evrene doğru ruhani bir seyahat gerçekleştiriyoruz” diye söze başlamıştı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Ankara’daki büyükelçilere 23 Temmuz’da verdiği iftar yemeğindeki konuşmasına.

Erdoğan, ramazan ayını “Samanyolu’nda ziyafet” olarak nitelemiş, “çünkü” diyerek nedenini şöyle açıklamıştı:

Ramazan ve oruç zaman boyutunda bir seyahattir. Ramazanda bir yandan kendi iç dünyamıza doğru ilerlerken, benliğimizden Samanyolu’na, kendi nefsimizden başkalarının dünyasına doğru yolculuk yapıyoruz.”

Başbakan’a göre ramazanın anlamı işte burada yatıyor: “İnsan, kendisine yaşattığı açlık ve susuzlukla, başkalarının sorunlarını, dertlerini, ihtiyaçlarını anlamaya ve hissetmeye çalışıyor.”

ÖNCE DAYAK YE SONRA YARGILAN

Şimdi gelin Başbakan’ın bu sözlerinden ilham alarak, ramazan ayında başkalarının sorunlarına, dertlerine eğilelim; örneğin işkenceye, kötü muameleye maruz kalanların, o mağdur insanların durumunu anlamaya, hissetmeye çalışalım.

Onların, “işkencecileri” ödüllendirildiği,  korunduğu, yani adaletsizlik katlanarak hüküm sürdüğü için attıkları çığlığı duymaya çalışalım.

Örneğin, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde iki kez mahkûm olmasına yol açan işkence olaylarına adı karışan bir polis şefinin terfi alarak İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na atandığını hatırlayalım.

Şimdi kendimizi bir an için bu polis müdürünün işkencesine maruz kaldığını söyleyen Asiye Zeybek Güzel’in yerine koyalım. Ne hissederdik? “Özensizlik işte...” deyip geçiştirebilir miydik?

Ya da İstanbul’da geçen haziran ayında Fatih’te toplam 7 polis tarafından evire çevire dövülen, yediği dayağın görüntüleri televizyon ekranlarında milyonlarca insan tarafından izlenen Ahmet Koca olduğunuzu düşünün bir an.

Hâlâ sizi döven polisler hakkındaki soruşturma sonuçlanmadı ama onların şikâyetleri üzerine “görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlilerine görevlerinden dolayı zincirleme hakaret” suçundan 5 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açıldı bile hakkınızda...

Yanlış anlamadınız, sanıksınız... Dayağı yediğiniz gibi “bonus” olarak bir de yargılanacaksınız; hatta bu gidişle mahkûm da olabilirsiniz, şaşırmayın, hazırlıklı olun...

Kendinizi Ahmet Koca’nın durumunda bulsaydınız sahi ne hissederdiniz?

İŞKENCECİNİZİ  SAKIN RENCİDE ETMEYİN

Şimdi başka bir mağdurun dünyasından içeri girelim.

Geçen yıl temmuz ayında İzmir’de karakolda köşeye sıkıştırılıp yere yatırılıp acımasızca tekme tokat dövülen Fevziye Cengiz’in yerine koyun kendinizi bir an için. İki polis sizi yere yatırıp, tepenize çıkıp acımasızca vurdular. Hatta bunlardan biri sizi ayağa kaldırdıktan sonra iki elini eşzamanlı bir şekilde sağdan ve soldan aynı anda yüzünüze çarpıp değişik bir tokat atma tekniği de denedi.  

Yediğiniz dayağı bütün Türkiye izledi, görüntüsü youtube’da duruyor. Ancak siz “polise mukavemet ve hakaret” iddiasıyla yargılanıyorsunuz. Üçüncü duruşması da geride kaldı hakkınızda açılan davanın. Doğru, sizi dövdükleri sabit olan polis görevlileri de yargılanıyor ancak onlara 5 yıl 9 ay, sizin için 6 yıl 5 ay hapis cezası isteniyor.

Ayrıca bir süre önce İstanbul’a tayinleri çıktı dayakçılarınızın. Bu işe kızmaya falan da kalkmayın... Hakaret edip onları rencide etmediniz mi?

Siz Fevziye Cengiz’siniz, bütün bu olanlardan sonra şimdi hissediyorsunuz?

BU TOPRAKLARDA KADİM BİR UĞRAŞ

Peki Diyarbakır’da geçen 14 Temmuz’da meydana yürümeye çalışırken polis şiddetine maruz kalıp ayağı kırılan BDP Milletvekili Pervin Buldan’ın yerine geçmeye ne dersiniz?

Ayağınız alçıda, koltuk değneklerinin yardımıyla zorlukla yürürken nasıl bir duygu iklimi içinde bulurdunuz kendinizi?

Bakın bir Samanyolu yolculuğundan neler çıkıyor...

Devlet gücünü arkanıza alıp insanlara işkence yapmak bu topraklarda kadim bir uğraş olmuştur ve öyle anlaşılıyor ki bu uğraş Samanyolu gibi zamanın sonsuzluğuna uzanan yolculuğuna ilelebet devam edecektir.

Her ne kadar burası “adaletsizliğin kimseye hayır getirmeyeceğine inanan” ve bu meyanda işkenceye “sıfır tolerans” uygulayanların ülkesi olsa da...

X