"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Bir sahiplendirme öyküsü

Sadece paylaşmak istedim. Çünkü sevinçli olmam gereken yerde çok üzgünüm.

Tam 18 Mayıs günü doğdular. Aralıklarla? Sevinç çığlıklarımızla...
İstanbul’dan arkadaşım Gül gelmişti, delirdi onları görünce. Öyle tatlılardı ki, kim delirmezdi zaten. Tam 6 yavru. 2’si dişi. Minicik ve tombul.
Kızımız Yağmur ile oğlumuz Rotriwer Rocky’nin, kışın yollar kapandığından Kandıra’ya götüremediğim zamanki kaçamaklarının sonuçlarıydı onlar. En zoru onları sahiplendirmek değil, hayatta tutmaktı. Hafta arası uzaktayız, emanet ettiğim kadın gelip yemek veriyor ben elimde telefon, her gün, ‘Saydın mı kaç taneler?’ diye soruyorum.
Komşuları arıyorum, muhtarı arıyorum; millet deli diyor. Ya yanımızdaki dereye düşüp boğulurlarsa, ya o sinsi çakallar kaparsa, ya biri gelip götürürse, eyvah okullar tatil oldu, ya köye gelen çocuklar oynamak için alıp bir yere atarsa...
Aralıklarla tam 6 haftalık bir kabus. Bu nedenle son 2 haftadır buradayım ve günde 4 kez sayım yapılıyor. Hepsi birbirinden tatlı ama ‘Eyvah dedim’ eşime. İçlerinden biri, dişi olması yetmiyormuş gibi (en son tercih edilendir ya) rotriwer’ler gibi koyu renk değil, çikolata rengi. Sahiplendirmede bununla çok zorlanacağım derken, sanki mucizeler peş peşe geldi. Hepsi sahiplendirildi?
Üstelik internete mesaj bile vermedim. Üstelik o en istenmeyecek dişi, boz kime gitti dersiniz?
Ağva’da, 13 yaşında, doğuştan hayvansever, cinsleri değil de tam tersine kırma hatta yaralı hayvanları seven bir çocuğun evine. Babası “Bu kızda bir tuhaflık var, hayvan delisi” diyor. Yani bizden biri? Ve işte işin en garibi? Hepsinin ardından gözyaşları döktüm, özellikle de bugün. Çünkü çarşamba akşamı birini sahibi almıştı, perşembe günü bir diğerini İstanbul’a teslim ettik (Bodrum’a tatile gidiyor alçak) . Bu sabah dişilerden biri Ağva’daki yeni yuvasına gitti, diğer dişi de ben salya sümük ağlarken bu akşam muhtarın evine doğru yola çıktı. (En çok da bu kuzu öldürdü beni, son anda kucağımda öyle bir uyudu ki vicdansız) .
Yarın son kalan ikisinden birini, Samandıra’daki yeni yuvası için tekrar İstanbul’a götüreceğim, geride kalan tek yavru ise pazartesiye kadar yanımda.
Ama çok üzgünüm. Neden mi? Yağmur kızım her yavru giderken arabanın arkasından uludu ve ağladı. Biliyorum 1 hafta sonra umuru olmayacak ama kalan her yavruyu itinayla yalıyor, temizliyor. Bu da beni öldürüyor.
Evet çok sevinçliyim ama çok da üzgün. Keşke parçalara ayrılsam. Bu gece 4 ayrı yerde olup, 4 ayrı torunuma analarının kokusunu götürebilsem. Analarını, kardeşlerini özlemeseler keşke...
Figen Dalgakıran Arat
sessizliginSesi@yahoogroups.com

Bu yazıyı hayretler içinde okuyabilirsiniz... “Bu nasıl bir duygu” da diyebilir, “aman bu hayvanseverler de ne kadar deliymiş” diye düşünebilirsiniz. Biz de aynı şeyleri kızımın kedisi Badem’in yavrularını sahiplendirirken yaşamıştık. Hepsini göz yaşlarıyla uğurlamıştık. Bizi ancak bizler anlarız... İşte biz böyleyiz. Sahiplendiririz. O güzelim yavrulara kendimiz bakamadığımızı, imkansızlık içinde olduğumuzu düşünür, üzülürüz. Sahiplenen kişiyi bir dedektif gibi izler, hakkında bilgileniriz. Telefonla sürekli taciz ederiz.
Sahiplendiremeyiz; “Eyvah ne olacak bu hayvancıkların hali... Sokaklara düşerlerse ölürler. Evde uzun süre kalamazlar, konu komşu kapıya dayanır, barınağa veremeyiz, perişan olurlar. Ah ne yapmalı. Ah ne etmeli...” diye kendi kendimizi yeriz ama işte biz buyuz, değişemeyiz. İyi ki de böyleyiz. Bu sayede pek çok can kurtardık. Ne mutlu bize... Ne mutlu sevgili Figen’e. Sağ ol, var ol.

Eşim beni ve 12 yaşındaki kızımızı başkası için terk etti gitti

Sevgili Güzin Abla, merhaba; sana geçenlerde gene yazdım ama mektubuma cevap alamadım. Ben 3 yıl önce eşim tarafından ihanete uğradım. Eşim beni 12 yaşında bir kız çocuğu ile bıraktı gitti başka bir kadınla...
Şimdi çok yalnız hissediyorum kendimi? Sanki o benim tüm dünyammış gibi yıkıldım. Adeta geri dönmesi için ne mücadeleler verdim ama başarısız oldum.
Halen nikahlıyız, boşanamadık. Çünkü ben istemedim, geri döner umuduyla? Oysa umudumu yitiriyorum, giderek aklımı kaçırmak üzereyim? Kızımın da benim de psikolojimiz çok bozuk. Tedavi görüyoruz ikimiz de? Ama ben çok acı çekiyorum; ondan nefret etmek istiyorum fakat beceremiyorum. Onun sevgisini hala içimde hissediyorum. Sesini duyduğum anda titremeye başlıyorum.
Ben onu çok seviyorum ama o hep karşı tarafı düşünüyor? Ne yapmam lazım bana yardımcı olursanız çok memnun olacağım.
RUMUZ: YAPRAK DÖKÜMÜ

Bak eşin gideli kaç yıl olmuş sevgili kızım? O kendine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Haklı ya da haksız, ne yazık ki sizi hayatından çıkarmış. Tıpkı benim babamın yaptığı gibi, sizi silmiş, artık arkasına değil, önüne bakıyor.
Bu durumda sen boşanmak istemediğin için de, seni engel olarak görüyor ve sana karşı öfkeleniyor tabii.
Hala “Onu seviyorum, onsuz olamıyorum, onu görünce titriyorum” gibi sözler anlamsız artık. O seni sevmiyor, senin de onu hala sevdiğini hiç sanmıyorum. Bence sen o kadınla gitmesini, onu sevmesini gururuna yedirememişsin.
Titremen, heyecanlanman da sevgiden değil bence, öfkeden?
Ben bir kadının istenmediğini bile bile başkasını seven erkeğinin ardından sevgi duyabileceğine asla inanmam. Zaten 3 yıl geçtiğine ve bu süre içinde geri dönmediğine göre, artık eşin isterse, sen karşı çıksan da boşanabilir.
Bu durumda zaten bunu uzatmanın anlamı yok, sen de kendine ve kızına yeni bir hayat kurabilirsin pekala?
X