Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir Patrikhane ki!

HANGİ imandan olursa olsun, ruhbanı bulunmayan bir mábet düşünülebilir mi?<br><br>Buradaki "ruhban" kelimesini asgári anlamda kullandım. Yani, teolojik eğitimden geçmiş ve illá hiyerarşiye dahil olmuş "resmi" cemaat önderlerine kadar çıkmıyorum.

Fakat yine de, zaten adı üzerinde, mábet sözcüğü herhangi bir inanç pratiğinin kutsal mekánını tanımladığına göre, tabii ki düşünülemez!

* * *

DÜŞÜNÜLEMEZ ve de nitekim, imamsız bir cami, hahamsız bir sinagog veya papazsız bir kilise, en önce dindarlar tarafından "yaşayan ibadethane" addedilmezler.

Kimse ölüsünü, o imamın "er kişi niyetine" demeyeceği bir musalla taşına yatırmaz.

Kimse bebeğini, o papazın istavroz çıkartmayacağı bir kutsal suyla vaftiz ettirtmez.

Kimse oğlunu, o hahamın dua etmeyeceği bir "bar mitzvah" törenine hazırlamaz.

Bunlar da sonsuz doğaldır, çünkü din ritüellerine mekán oluşturduğuna göre, mábetler ancak söz konusu ritüelleri hakkıyla bilen ve uygulayan "ruhban"larla gerçek mábet olur.

* * *

SONRA, yukarıdaki papaz örneğinde olduğu gibi, Hıristiyanlık táa en başlangıçtan beri ve diğer inançlarla kıyaslanmayacak ölçüde bu "ruhban" kavramı üzerinde yükselmiştir.

Katoliklikteki papalık; Ortodoksluktaki farklı patriklikler; Lütheryen ve Kalvinist Protestanlıktaki değişik yapılanmalar; artı, "otosefal" denilen özerk Doğu kiliselerindeki ve Anglo-Sakson tarikatlardaki organizmalar falan, bunların her biri hem yukarıdaki mábetleri, hem de onların dini önder ve cemaatlerini kendilerine bağımlı kılan örgütler oluşturmuştur.

Başka bir deyişle, ilk papaz addedilen Havari Petrus’un temelini attığı kurumsal kiliseden ve onun öncülük ettiği ruhban sınıfından bağımsız bir İsevilik düşünülemez.

O halde özetlersek, her imanlı Hıristiyan bir mábede, her mábet bir ruhbana, her ruhban da bir üst katmana tábidir.

* * *

İMDİİ
, madem durum miniminnacık bir kilise, háttá ayazma için dahi böyledir, asgári bir papazı; geçtim papazını, çan çalacak bir zangoçu dahi bulunmayan ve bilhassa ve bilhassa da, cemaati olmayan bir "Patrikhane" (!) tahayyül edilebilir mi?

İyi anlaşılsın diye tekrar tekrar ve altını çizerek bir defa daha vurgulamak istiyorum.

Yani, söz konusu papazlara ek olarak rahipleri, keşişleri, metropolit ve piskoposlarıyla bilûmum bir inanç hiyerarşisini zirveleştirdiği; dolayısıyla da, söz konusu iman mensuplarına önderlik yaptığı varsayılan bir "dini" (!) kurum ve makamdan söz ediyoruz..

Oysa, bırakın tüm bunları, iláç için, pazar áyinine gidecek dindarı yok ve zaten o ayini düzenleyecek tek bir ruhbanı yok ama "Patrikhanesi" (!) var, böyle bir şey olabilir mi?

Bu tür "din" ve din yapılanması düşünülebilir mi?

Eh, yalap şalap da olsa İsevi teolojiyi az buçuk bildiği için, Kızıl Çin’de "milli kilise" (!) kurdurtan ve ateistliği su götürmeyen Mao dahi cinnet derecesini buraya vardırmamıştı.

Sahte mahte, papaz mezûn eden bir ruhban okuluna göz yummuştu ve de yarısı hafiye olsa bile, açık kalmış kliseleri dolduran bir Hıristiyan cemaati daima mevcudiyetini korumuştu.

* * *

PEKİ
, işte böyle dindardan ve ruhbandan tamamen yoksun, ama yine de Ortodoks hiyerarşideki en üst "Patrikhane" sıfatını taşıyan bir kurum dünyada gerçekten var mı?

Evet var! Heyhat, böyle bir hilkát garibesi yalnız ve yalnız bizim ülkemizde var!

"Din" (!) veçheli ve "ulusalcı - kuvvacı" nitelikli bu kurumu, "Ergenekon Çetesi"ne karárgáh oluşturduğu için gündeme gelen ve her halükárda da, "Kilise sözcüsü" (!) yine aynı çeteye mensubiyette tutuklanan "Türk Ortodoks Patrikhanesi" oluşturuyor.

Konuyu yarın ülkemiz Hıristiyanlığı ve Cumhuriyet ideolojisi bağlamında işleyeceğim.
X