Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir ‘one minute’ uyarısıydı

ANAYASA paketinin 8’inci maddesinin reddedilmesi çoğumuzu şaşırttı.

Geçen perşembe günkü yazımda ikinci turda AKP’nin işi daha da sıkı tutacağını, 330’un altına inilmesini beklemediğimi yazmıştım.
Hemen ardındaki şu cümle ile yazıma son vermiştim:
“Aksi çok büyük bir sürpriz olur ve işte asıl o zaman, milletvekilinin özgür iradesi üzerinde bir kez daha düşünmeli, konuyu uzun uzun tartışmalıyız.”
Sonuçlara kim nasıl sevinir bilmem; ama bir kez daha ortaya çıktı ki milletvekilleri kararlarını özgür iradeyle değil ağır baskı altında veriyor.
İlk turda 330’u aşan bir maddenin ikinci turda reddedilmesi bazı milletvekillerinin kendini gizleme gereği duyduğunu kanıtladı.
BİR OYLA NELER OLDULAR NELER
Milletvekilinin kendisini gizlemesini yiğitlik görmeyenler çıktı.
Daha ileri gidip, 10-12 olduğu tahmin edilen bu AKP’lileri Ergenekonculukla, kara ittifakçılıkla, statükoculukla suçlayanlar çıktı.
Hatta “retçilere”, “Abdurrahman Yalçınkaya milletvekilleri” diyen, küfreden, ayıplayan oldu. Bunların çoğunu da kendine demokrat payesi verenler yazdı, çizdi, söyledi.
Sakın ola muhalefet milletvekilleri üzerinde baskı yok dediğim sanılmasın.
Uzun yıllardır siyaseti yakından izleyen biri olarak lider etkisini hep gördüm; ama bu dönemki kadar baskıya hiç tanık olmadım.
TÜSİAD’ın dergisinin kapağı tam da duygularımı ifade ediyor, demeliyim.
Buna rağmen, özellikle bu dönem muhalefetteki milletvekili ile iktidardaki arasında fark var; muhalefetteki lidere karşı çıktığında sadece koltuğundan olur; iktidardaki ise mutlak gücün yaydığı korkunun gölgesinde kalır.
Daha açık konuşursak; orada trenden atılsan da kurtulamayabilirsin.
İşte bir maddeye “ret” demenin bedelini, yapılan ithamları gördük. 
Kazara bir maddeye daha “ret” dense, kendine vazife çıkaracak başka bazı güç odaklarının da suçlama korosuna katılmayacağının garantisi yok.
Sayısız şaşırtıcı bilgi, söylenti, dedikodu ortalığa yayılabilir.
ERDOĞAN’DAN DA İLERİ
Bunları sadece varsayım olarak kabul etsek dahi şurası açık; 8. madde için en büyük şoku Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaşamış olmalı. Buna rağmen, Erdoğan dahi o arkadaşlarına sitemini bir ölçü içinde dile getirdi, “Demokrasinin sonucu” dedi; ya dışarıdan salvo yapanlar?
Onlar ağza alınmayacak laflar etti; ancak Başbakan’ın çıkıp, kendisinin çok kullandığı sözcüklerle ifade edelim, “Farklı oy kullandılar diye, arkadaşlarıma yapılan bu saldırılar çirkindir, edepsizdir, ayıptır” demediğini de özenle not edelim.
Bunu da baskının bir çeşidi olarak görüp başka bir kritik noktaya dönelim.
“Meclis’te en demokrat biziz” diyen AKP, bu iddiasını sürdürmek ve kanıtlamak için paketin oylamasında yaşanan veya yaşanacak -ki beklemiyorum- kazalar karşısında “trenden atılacak birilerini” aramamalı. Aksine 10-12 ret oyunu küçük bir “one minute” uyarısı olarak görebilmeli.
Ayrıca, milletvekili yasalar üzerinde kendi parti grubunda görüşlerini açıklama, eleştiri yapma zeminine sahip değil; o nedenle “Çıkıp söyleselerdi” demek, hakkaniyetli de olamaz, gerçekçi de.
Çünkü CHP ve MHP’de bu gelenek yok, AKP’de ise artı Başbakan korkusu var.
X