Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir mütevazı durum

<B>REGIS Debray</B>’in kendini tanımladığı <B>‘nasyonal cumhuriyetçi’</B> sıfatına tıpatıp uyan emekli elçi <B>Gündüz Aktan</B>,<B> </B>şahsına misyon vehmettiği <B>‘devlet fetişisti’</B> ideolojiyi satıra düşerken, dağdaki kurttan bile sorumlu tuttuğu <B>‘liberal aydınlar’</B>a da ağır üslûpla saldırıyor.

Nitekim, Lüksemburg’daki AB kararı henüz kesinleşmeden kaleme aldığı ve salı günü ‘Radikal’de yayınlanan yazısında, söz konusu ‘aydınlar’ı yine şöyle suçluyordu:

‘Devlet memuru diye küçümsedikleri diplomatların konuyu daha iyi bileceğini kabul edecek kadar mütevazı olsalardı, ne Türkiye ne de kendileri bu duruma düşerdi.’

Buyrun bakalım!

* * *

HADİ, bir, ulusumuz tarafından büyük sevinçle kutlanan ‘durum’un neden ‘kötü’ olduğu sorusunu; iki, daha Irak Savaşı’nın bittiği gün kesinkes ‘uzayacak’ hükmü vermiş Aktan’ın o ‘daha iyi bilen’ öngörüsünü ve üç, daima ‘bir avuçlar’ diye aşağıladığı ‘liberal aydınlar’ın nasıl böylesine etkinlik sağlayabildikleri muammasını şimdilik geçeyim.

Fakat, şu son derece somut ‘diplomatlar’ konusuna mutlaka deşmek gerekiyor.

Çünkü, böyle bırakıldığı takdirde, yukarıdaki satırları okuyan da sanacak ki, sanki tüm dışişleri mensupları ‘nasyonal cumhuriyetçi’ elçinin fikir ve yöntemlerini benimsemektedir.

Sanki onlar hükümetin politikasına zıt bir strateji; en azından taktik önermektedir.

* * *

NE münasebet! ‘Nalıncı keseri gibi yontmak’ diye işte tam buna denir!

Zira, devlet teamüllerine büyük itina gösteren Abdullah Gül’ün kendi bürokrasisiyle milimetrik eşgüdüm içinde çalışması bir yana, görevde bulundukları için isim vermeyeceğim ama, dostlarım olan pek çok ‘sivrilmiş’ diplomat hayata asla Gündüz Aktan gibi bakmıyor.

Tam aksine, Lahey Divanı’ndan Kıbrıs’a, hariciyeci arkadaşlarım onun savunageldiği ‘hırçın ulusalcı’ ve ‘formalist rizikocu’ politikaları bıyık altından tebessümle karşılıyorlar.

Üstelik ve bilhassa da, kendisi gibi emekli oldukları için burada isim zikredebilirim.

Başta en zirveden dış politika duayeni İlter Türkmen Usta olmak üzere, yine en üst basamakların bir Cem Duna’sı, bir Temel İskit’i, bir Yalım Eralp’i ve adını sayamadığım daha pek çoğu, hemen her konuda Aktan’a yüz seksen derece zıt görüş ifade etmiyorlar mı?

Bunlar gazetelerde, televizyonlarda, konferanslarda her gün yazıp konuşmuyorlar mı?

Ee, nerede kaldı çağrışımla dışavurulan ve ‘konuyu daha iyi bilen diplomatlar’ın ‘nasyonal cumhuriyetçi’ elçinin yaklaşımını savunduğu iddiası?

Ve tabii ki, kimin ‘mütevazılığa’ ihtiyacı var?

* * *

HER halde, tekil ağaca değil orman bütününe bakarak özgürlük, sivillik ve refah için AB sürecini hayati bir ‘dış dinamik’ gören; harici stratejinin ise seçilmişler tarafından belirlenmesini demokratik kural addeden ‘liberal aydınlar’ın tevazuya falan ihtiyacı yok!

İşte hem yine haklı çıktılar; hem de zaten başkalarını kendileriyle özdeşleştirmediler.

Oysa, ‘lonca zihniyeti’yle davranan Gündüz Aktan’ın kendi ‘devlet fetişizmi’ni ve ‘daha iyi bilmek’ vehmini, tek mutlakmış gibi tüm diplomasiye mal etmesine ne demeli?

Tekrar soruyorum, kimin ‘mütevazılığa’ ihtiyacı var? Kim dev aynasına bakıyor?

‘Ne Türkiye, ne kendileri bu duruma düşerdi’ yakınması hangi içgüdüyü gizliyor?

Zira bir şükür, o Türkiye’nin de, o ‘liberal aydınlar’ın da o ‘durumu’ çook iyidir!

Ama doğru, insanlık için asla ‘amaç’ değil ‘araç’ olan devlet kavramını fetişleştiren ideoloji, 3 Ekim’den beri daha da vahim bir ‘durum’ sergiliyor. Çanlar onun için çalıyor.

Bari, durumdan vazife çıkartmak devrinin de bittiği ‘mütevazılığı’nı gösterebilse!

DÜZELTME: Perşembe günkü yazımda milliyetini İtalyan olarak zikrettiğim Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Carla Del Ponte İsviçrelidir. Düzeltir, özür dilerim.

X