"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Bir mum misalidir öğretmen öğrencileri aydınlatırken kendisi eriyip gider

24 Kasım Salı, en önemli mesleklerden olduğuna inandığım öğretmenlerin günü.

Ben de bu hafta köşemi köy enstitüsünde yetişmiş ilk öğretmenlerden olan Afyonlu Huriye Saraç’a ayırdım. Birçok talihsizlik ve mutsuzluğa rağmen öğretme azmi ve isteğiyle hayata bağlanan Huriye Öğretmen yaşadıklarını “Öğretmen Benisa” isimli üç kitapta toplamış. Babasının taktığı isim, Öğretmen Benisa ile kısa ve buruk bir sohbet gerçekleştirdik.
? Nasıl öğretmen olmaya karar verdiniz?
- Atatürk, ‘Ben vatanı kurtardım, eğitimi de öğretmenler kurtaracak’ dedi. Ama yoksunluklar yüzünden şehirlerdeki öğretmenler köylere gidemiyordu. Askerdeki okuma yazma bilen onbaşı, çavuşlara 6 aylık kurs verip köylere gönderdiler. Bizim köyümüze de bir eğitmen geldi. O zaman öğrenci çok, okul yok. İmece usulü tek deshanelik ilkokul yapıldı. 3. sınıftayken sınav yaptılar beni ve iki oğlanı öğretmen yetiştirmek için aldılar.
? O devirde babanız, aileniz nasıl izin verdi, köyden gidip okumanıza?
- Babam beni götürürken köyün imamı, muhtar, köylüler önüne geçtiler. “Kız çocuğunu nereye götürüyorsun, gavur mu yapacaksın, köyümüzün bereketini mi kaldıracaksın” dediler ama babam dinlemedi ve yürüdü gitti.
? Nereye gittiniz?
- Köy enstitüsüne. Kaydımız yapıldı, saçımız kesildi, banyoda yıkandık. Artık yatılı okuyordum ama bana orası cennet gibi geldi. Benimle ilgilenen bir ablam vardı, mutluydum. Devamlı ders çalışıyorduk, onun dışında kitap okuma saatlerine katılıyorduk. Bir yılda iki sınıf atladık. Çünkü hızlı eğitim alıp hızlı öğretmen olacak ve köyleri hızla kalkındıracaktık. Enstitünün çok büyük kütüphanesi vardı. Türkiye ve dünyanın çok kaliteli kitapları çevrilmişti, çok zengindi.

AVRUPA’DAKİ TÜRK ÇOCUKLARINI EĞİTTİM/images/100/0x0/55ea8019f018fbb8f88409b3

? Bu olaydan sonra bir daha öğretmenlik yapabildiniz mi?
- 4 sene açıkta kaldım. Zaten öğretmenliğe tekrar alınamazdım, nikahsız birliktelikle suçlanıyordum. Öğretmenlikte çok büyük suç karasıydı bu. Çaresizlikten biriyle evlendim, bir çocuğum oldu ama sonra ayrılmak zorunda kaldık. Bazen Tanrı’nın mucizeleri oluyor, bana da böyle oldu ve bakanlığa gittiğimde orada bir öğretmene durumumu anlattım, bana inandı ve dosyamdakileri yırttı attı. Bu şekilde döndüm mesleğe.
? Sonra nerelerde öğretmenlik yaptınız?
- Bilecik’in bir köyünde, Afyon’da. Menemen’de ama hep ürkek çalıştım. Çocuğum var, maaşım yetmiyor, kimseden maddi manevi yardım göremiyorum. Köylerde çalışmak istiyorum ama, ‘Dulsun dedikodu olur’ diye vermiyorlar. Çok badireler atlattım.
? Sonra yurtdışına gitmişsiniz, bu nasıl oldu?
- Oğlum İstanbul’da parasız yatılı okumaya başladı. Ben de Eskişehir’de akrabalarımın yanına gittim. Orada Belçika’da yaşayan eski bir öğrencimle karşılaştım. Bana oradaki olanaklardan bahsetti ve yol gösterdi. Ben de gittim, sonra oğlumu da yanıma aldım. Sonra Almaya ve Hollanda Türk çocuklarını eğitmek için öğretmenler istiyormuş. Başvurdum kabul edildim. Oradan de emekli oldum.

KÖY ENSTİTÜLERİ KAPANINCA KÖYLÜ İMAMA TESLİM EDİLDİ

? Peki köy enstitülerin kapanması ile Türkiye neler kaybetti sizce ?
- Bir defa Türkiye dünyada olmayan bir eğitim sistemini kaybetti. Anarşi çoğaldı. Köylü imama teslim edildi, sosyallik, demokrasi kalktı. Eğitim ezberciliğe döndü, kokain, uyuşturucu maddeler okullara kadar girdi. Yani bilinçli eğitim olmadı. Ben bazen fakültelere gidiyorum, öğrenciler, “Bir şey öğrenmiyoruz” diyor. Okuyup anlatma yetenekleri gelişmemiş. Değer yargıları, saygıları yok, varlığı- yokluğu anlamıyorlar.  Köy enstitüleri kapanmasaydı bunlar olamayacaktı.

ÇOCUK ÇOK ÖĞRETMEN YOKTU, BIYIKLI, BENDEN BÜYÜK ÖĞRENCİLERİM VARDI

? Mezun olduktan sonra hemen çalışmaya mı başladınız?
- Her sene enstitüde ne kadar
çok öğretmen mezun olursa o kadar iyiydi. Bizim zamanımızda
2 milyon öğrenci okutabildik çünkü ancak yetiştirildi. Türkiye’nin her yanında enstitü vardı. Doğuda Malatya, Kars, Erzurum, Van’a kadar köy enstitümüz vardı. Orada okuyanlar orayı kalkındıracaktı, doğu hizmeti yoktu. Ben 1950’de öğretmen oldum ve Afyon’un bir köyüne gittim. Oraya ilk defa okul yapılmış, ilk öğretmen ben gidiyorum. 7-9 arasını kayıta aldık, ama bıyıklı, benden büyük çocuklar da geliyordu okuma yazma öğrenmeye. Bir dershaneye yazı tahtası, 20 tane de masa sıra aldık.
? Çocukların durumu nasıldı?
- Hepsi ilk defa bir araya geliyor. Yalın ayak, çorapları yırtık, çarıklı, üst baş yamalı, tenleri gözüküyor. Bunları hep biz çözecektik işte.
? Kaç sene öğretmelik yaptınız bu köyde?
- Hiçbir ders aracı yok, çocuklar sıralara sığmadı, defter, kitap yok. Lojmana giriyordum, ağlayıp ağlayıp çıkıyordum. Nasıl yapacağımı şaşırdım. Sonra toplumun baskısı ağır, tek kız öğretmensiniz, çok dikkat etmeniz lazım. Ufacık bir iftira ile meslekten men olursunuz. O köyde 8 ay kaldım. Sonra babam beni kendi yakınında bir köye gönderdi. Ama burada da yakın çevremden birilerinin iftirasına uğrayarak mesleğim elimden alındı.

ÖĞRETMENLER BİLİM TIRTILIDIR, ÖĞRENCİLERİNE BİLGİ KOZASI ÖRER

? Günümüzdeki öğretmenlerimizle farklar görüyor musunuz aranızda ?
- Öğretmen bir tırtıla benzer bence, ipekle koza yapar tırtıl ve ördükten sonra kelebek olur ve ölür. Ama ipek gibi bulunmaz bir cevher, koza bırakır. Öğretmen de bilim tırtılıdır, öğrencilerine durmadan koza örer, kendi kelebek olup uçtuğunda, emekli olduğunda bilinçli gençler bırakır. Eğitim demek, bir eğriyi, yavaş yavaş kırmadan, eğite eğite doğrultmaktır. Kalemle, bilimle her kapıyı açarsınız ama bunu kılıç açamaz. Bir mum misalidir öğretmen, mumu yakarsınız o öğrencileri aydınlatırken kendisi erir gider. Hiçbir öğretmen emekli olduğunda sağlıklı değildir. Öğretmen sadece öğretmen değildir, çok güçlü bir tiyatro artistidir, yaratıcı olmalıdır, her seviyeye inip çıkabilmelidir. Sınıfta sadece dersle kalmamalıdır, hayatı da öğretmelidir.

OKUMASAYDIM TOPRAKTAKİ SOLUCAN GİBİ OLURDUM

? Köy enstitüsüne gitmeseydiniz hayatınız nasıl olurdu?
- Toprakta solucan misali olurdum. Gözü görmez, vardan yoktan bir haber, ya çapa bellerken ya bir yağmur yağdığında topraktan dışarı çıkar ya.. Çıktığında da ne olur ya bir kuş alır götürür, ya birisi basar öldürür, ben de öyle olurdum yani gün yüzü görmezdim.
? O dönemde neler olurdu köy enstitüleri olmasa?
- Bir defa köylü hiç uyanmazdı. Biz köylere gittik, köyü aydınlatmaya çalıştık ama 1950’de kapandı. Beş sene daha kapanmasaydı ne okulsuz köy, öğretmensiz okul, ne de topraksız çiftçi kalmayacaktı. Sonradan okullar oldu ama çocuk yok, öğretmen yok, o ziyanları bilseniz yüreğiniz parçalanır. Demokratik eğitim alıyor, imece usulü çalışıyorduk. Böyle bir yerde kalkınma olamaz mı? Enstitüden gelen doktorlarımız mühendislerimiz bizi aydınlatırdı. Biz izinlere gittiğimizde köylümüzü, kadınları da bilgilendiriyorduk. 20 yıl köyde çalışma zorunluluğumuz vardı, bu sürede bir öğretmen her köyü kalkındırırdı.

KADINLAR MESLEK SAHİBİ OLMADAN EVLENMESİNLER

? Bir kadın olmanın çok zorluğunu yaşamışsınız, kadınlara ne tavsiye ediyorsunuz?
- Kadınlarımızın, kızlarımızın okumalarını, eğitim almalarını tavsiye ediyorum. Ayakları üstünde durmadan evliliğe yönelmesinler. Çalışmalarını tavsiye ediyorum. Zenginlik geçicidir, kuş gibidir, bugün bende, yarın sizde.. Bir hasta olursunuz her şey değişir ama illa bir geleceğinizin olması gerekir. Ayrıca çok kitap okumalarını tavsiye ederim.
? Niye bunlar benim başıma geldi travmasını nasıl aştınız?
- Ben bunları yapmaz, meydana dökmezsem kendimi suçlu kabul edeceğim ama değilim. Suçlu olmadığım için bunu meydana çıkaracağım ve mücadele vereceğim. Kendi hayatımı yazdığımı sadece oğluma söyledim, “Yaz anne, bunlar sana yapılmış, sen yapmamışsın ki” dedi. Hatta bilgisayar aldı rahat yazmam için.

X