Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir İstanbul İşkembecisi macerası

Bir tasarım firmasının daveti üzerine bir iki günlüğüne Londra’ya gittiğimde bir Türk lokantası bulup ‘Türk yemekleri hovardalığı’ yapayım dedim.

Kokulu İngiliz, Amerikan mutfakları zaman zaman beni yemeden içmeden kesiyor. Dünya insanıyımdır, midem her şeyi kaldırır ama bazen böyle oluyor, Türk yemeklerine nerede olursam olayım aşeriyorum işte! Girdim Charing Cross üzerindeki kocaman kitapçı Blackwell’e, buldum Timeout Londra 2004 yeme içme rehberini, taradım sayfaları, karşıma yaklaşık on sayfa ‘Turkish Restaurants’ bölümü çıktı. İster istemez içimde taşıdığım ‘Bıyıklı Türk’ çok fazla mutlu oldu. Elin İngiliz’ine Türk’ün gücünü her alanda göstermek şarttı! Bir yerlerden İstanbul İşkembecisi kulağıma çalınmış, on sayfalık listeden İstanbul İşkembecisi’ne kilitlendim. Adresi yazdım kağıda: 9 Stoke Newingston Road.

Atladım taksiye, git Allah git yol bitmiyor. İstanbul İşkembecisi Londra’nın merkezine hiç de yakın değilmiş. Bilsem Sofra London’a giderdim. (İki hafta sonra yine bir konferans için Londra’ya davetliyim. Size söz Sofra London’a gidip, oradan da bildireceğim.)

BULAŞIKÇI ARANIYOR

Sanırım yirmi dakika geçmişti. Bir süre sonra Türkçe dükkan isimleri görmeye başladım. Örneğin Koray Berber Salonu, Safa Kebap... Beni bitiren Türk dükkanların birinin camında asılı eleman aranıyor ilanı oldu, Türkçe yazılmış: Bulaşıkçı Aranıyor. Yurdum insanı ya... Farkını her yerde ortaya koyuyor. Canlarım benim.

Sağlı sollu Türklere ait marketleri, manavları, lokantaları izlerken bir yandan içinde bulunduğum ‘siyah’ İngiliz taksilerini düşünmeye başladım. Çok zeki bir keşif bu İngiliz taksileri. Ferah, içinde ayağa bile kalkabiliyorsun. Bence dünyanın her yerinde İngiliz tipi taksileri yasayla zorunlu hale getirmek lazım. Yolcu sağlığı için. Bizim ‘Sarı TOFAŞ’lara’ iki kere binip Asya-Avrupa yapsan seni gören arkadaşın soruyor: ‘Sakatlığınız doğuştan mı yoksa bir kaza sonucu mu?’ Niye hiçbir millet İngilizler’in taksi fikrini almaz anlamam. Yapmış adamlar, düşünüp yapmışlar. Hatada ısrar etmemek, doğrusu neyse onu başkalarından almak lazım.

Ben bunları düşünürken taksici vitrini hoş bir restoranın önünde durdu. Vitrinin üstündeki tabelada kocaman ‘İstanbul İşkembecisi’ yazıyor. Taksiden inip acele içeri girdim. Şaşırdım. İçerde Türk’ten çok İngiliz vardı. İçimden ‘Demek ağız tadını bilen İngiliz evlatları da var. Ben de İngiliz olsam, kokulu yemeklerimi yiyeceğim yerde gelir mis gibi zeytinyağlı enginar, fasulye, dolma yerdim’ diye geçirdim. İçimdeki ‘Bıyıklı Türk’ bir kez daha gülümsedi. Hemen masalardan birine eriştim ve mönüyü incelemeye başladım. Süperdi. Enginarlar, fasulyeler, islim kebapları, külbastılar, kebaplar, cacıklar, ayranlar. Hepsinden söyledim, küçük bir ziyafet çektim kendime. En çok zeytinyağlı fasulyeyi beğendim. Bir sürü şeyde de aklım kaldı. Sonra yemek yiyen bir grup Türk yanıma gelip fotoğraf çektirmek istediler. Şaşırdım. Kimi gazeteden tanıyordu. Kimi de CNN’den. Uydudan izliyorlarmış. ‘Sizden çok şey öğreniyoruz’ dediler. Çok mutlu oldum. Demek yapmak istediğim yaban ellerde bile anlaşılıyor.

YILIN EN İYİ YABANCI RESTORANI

Yemek üstüne tabii ki Türk kahvesi. O da nefisti. Kahveyi içerken İstanbul İşkembecisi’nin sahipleri ile konuştum. Ali Bey ve eşi. Tebrik ettim kendilerini. Uzun yıllar olmuş İngiltere’ye geleli. Son on yıldır da İstanbul İşkembecisi’ni çalıştırıyorlarmış. Hatta ikinci şubeyi bile açmışlar. Masadan kaldırıp vitrinde asılı gazete kupürlerini gösterdiler. Time Out dergisinden defalarca ‘Yılın En İyi Yabancı Restoranı’ ödülü almışlar, defalarca da haklarında övgü dolu yazılar çıkmış. İçimdeki ‘Bıyıklı Türk’ ister istemez burada koyverdi kendini. Lafa dalmışım, hava kararmış. Londra’da havayı karartmak o kadar kolay değil biliyorsunuz. Sanırım Londra’nın yarısı gökyüzüne urgan atıp geceyi getirmek için akşam altı sularında çekiştirmeye başlıyor ama gece nazlana nazlana ancak on sularında geliyor.

HAVA KARARDIKTAN SONRA DİKKAT

Ne olacağını hafiften hissedip, aceleyle dışarı çıktım. Bir de baktım benim gündüz ‘mis’ gibi bıraktığım Türk mahallesi olmuş size her köşe başında bir zenci amcanın üstünüze hönkürmek için beklediği Londra batakhanesi. Yol boyunca korka korka yürümeye başladım. Taksi arıyorum. Mümkün mü Londra’da öyle İstanbul’daki gibi yoldan taksi çeviresin. Bulamadım tabii ki. Gece koyulaşıyor. Yönümü metroya çevirdim. Merdivenlerden yerin dibine. Baktım ortalık hiç tekin değil. Atmosfer ciddi bir ‘ya paranı ya canını’ atmosferi. Kendimi dışarı attım. Karanlıklara doğru yürümeye başladım. Ortalık evsiz barksız yerde yatan adamlarla dolu. Üzerlerine basmamak için değişik vücut hareketleri yapmam gerekiyor. Birden karşımda bir marketi görünce sevdindirik oldum. Girip en yakın taksi durağını sordum. Beş yüz metre sonra soldaymış. Beş dakika içinde taksideydim. Hafifçe terimi silip size vereceğim öğüdü düşündüm. Demek ki İstanbul İşkembecisi’ne gidince ne yapıyor muşuz? Bildiniz. Taksi çağırmalarını söyleyip Londra batakhanelerinde korku filmi çevirmiyor muşuz.

CUMA LAKIRDISI

Daha önce herkes gençti ama hiç kimse daha önce yaşlı değildi (Afrika Atasözü)

Yaş sizi aşktan korumaz. Ancak aşk sizi yaşlanmaktan koruyabilir (Jeanne Moreau)

CUMA TAKINTISI

Daha önce size İzmir’den bir kahvaltı mekanı önermiştim. O yazı üzerine Semih Aygün isimli okurumdan ‘Bir de bizim mekanı görün de, o zaman kahvaltı keyfi ne demekmiş anlarsınız’ diyen bir e-posta aldım. Baktım Semih Aygün oldukça iddialı, hemen aradım, yarım saat içinde Güzelbahçe’deki Gizli Bahçe’ye damladım. Gizlibahçe gerçekten de Gizlibahçe, bulmak o kadar kolay değil. Neyse ki yönlendirme tabelaları işi biraz kolaylaştırıyor da ‘pes’ etmeden hedefe ulaşıyorsunuz. Gizlibahçe’ye vardığımda hafta arası olduğundan, kimseler yoktu. Gördüğüm manzaradan oldukça etkilendim. Koca koca ağaçlar, efil efil bir esme durumu, oralarda buralarda tavuklar, ördekler... Tam bir kır bahçesi atmosferi anlayacağınız. Çok ferah ama....Hele de İzmir’in kavurucu sıcağında bu ‘efil efil esme durumu’ acaip iş yapar. Atacaksın iki parça yastık yere, uzanacaksın üstüne, sonra da güzel bir öğlen uykusu... Kahvaltı Semih Aygün’ün övdüğü kadar vardı. Peynirler, zeytinler, sucuklar, kaşarlı gevrekler, yumurtalar, omletler, her şey mükemmel. Çayı da tam ağzıma layıktı. Öğlene doğru ufukta bir grup kadın göründü. Semih Bey’in söylediğine göre bazı İzmirli kadınlar Gizlibahçe’yi gün toplantıları için mesken tutmuşlar, her geçen gün de Gizlibahçe meraklılarının sayısı artıyormuş. İnanırım. Gizlibahçe böyle toplantılar için biçilmiş kaftan gibi geldi bana. Gizlibahçe’de sadece kahvaltı yok, akşamları da ciddi bir ızgara durumları var. Izgara çeşitlerini tatmadım ama gece için yapılan hazırlıklar mutfağın temizliği Gizlibahçe’nin gece için de iyi bir alternatif olabileceğini düşündürttü bana. Daha fazlası size kalmış ben telefon numaralarını verip aradan çekileyim. (0-232.234 13 17)

CUMA İTİRAFI

‘matilda işte!;

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 23; İl: Ankara

Kahve yaparken içten içten kaynayıp sonra bir anda köpürmesi aklıma orgazm anını getiriyor. İyice sapıttım galiba!’

Yorum: Türkiye’de bazı arkadaşlarımızın durumu gerçekten vahim. Kahvenin köpürme anı ile orgazm arasında bağlantı kurmak için insanın bayağı bir köpürme ihtiyacı içinde olması lazım. Sonumuzu hayra yoramıyorum.

Not: Cuma itiraflarını itiraf.com’dan seçen ben değilim. Bu işi İtiraf.com itiraflarının kalitesinden anlayan, itiraf.com müptelası, itiraf.com yazarı bir arkadaşıma devrettim. İyi de oldu, benim bile ufkum açılıyor.

X