Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir İstanbul gecesi

Pakize SUDA

Uzun zamandır arkadaşlarımdan ‘‘Dün gece çok eğlendik, eve sabah 10.00'da döndük’’ gibi sözler duyuyordum. Benim için eğlenmek, lezzetli yemekler yiyebileceğim bir yere gidip karnımı doyurmak, doyduktan sonra da derhal eve dönmekten ibaret olduğu için insanların sabah 10.00'a kadar ne yaptıklarını merak ediyordum.

Nihayet geçtiğimiz gecelerden birinde bu merakımı gidermeye karar verdim. Bunu biraz da sizin için yapacağım. Öyle ya, İstanbul'da olmayanınız var, olup da gezmeyeniniz var. ‘‘Bizim yerimize yapacağın daha nice şey var, 'gezme' kısmını biz kendimiz hallederiz’’ dediğinizi duyar gibi oluyorum ama işime gelmediği için duymazlıktan geliyorum.

*

Bir akşam üzeri saat 18.30'da çılgın bir İstanbul gecesine dahil olmak üzere yola çıktım. İlk durak Çiçek Bar. Alev'le orada buluştuk. Alev, bu gece için biçilmiş kaftan. Hem gezmeyi sever, hem her daim neşeli, hem de uykusuzluğa dayanıklı.

Çiçek Bar genellikle sanatla iştigal edenlerle, gazetecilerin uğrak yeri. Ünlü yönetmenlerden, kendisini onlara göstermek için çırpınan yıldızcıklara, festivallerin tabiriyle ‘‘en iyi oyuncu’’lardan ‘‘en iyi yardımcı(!) oyuncu’’lara, dizi filmlerde seyrettiğiniz bütün mahalle, sokak, apartman sakinlerine kadar herkes oradadır. İçeri girdiğinizde film setine geldiniz zannedersiniz.

Sade vatandaşlardan da müdavim olanlar var elbet. Herkes birbiriyle dost, arkadaş, tanışıktır. Tek başınıza gidersiniz, kimin yanına oturacağınızı şaşırırsınız.

Bir de arada ünlüleri görmek isteyen meraklılar gelir. Onlar kendilerini hemen belli ederler. Birbirleriyle hiç sohbet etmez, devamlı etrafı keserler. Nedense bunların çoğu kadındır.

O gece birinin cep telefonuyla konuşmasına kulak misafiri oldum. Arkadaşına ‘‘Burası çok güzel, hemen gel’’ diyordu. Bunu söylerken gözleri Rutkay Aziz'le Levent İnanır arasında gidip geliyordu. Kemal Sunal'la Şener Şen'e de şöyle bir baktı, ancak ‘‘komedi’’den pek hoşlanmadığı belli.

Çiçek Bar'ın bir özelliği de sahipleri Azmi'yle Arif'in herkes tarafından çok sevilmeleri. İçerisi her gün tıklım tıklım. Bunda Azmi'nin kapıdan her girene ‘‘Seni iyi gördüm’’, her gidene de ‘‘Kendine iyi bak’’ demesinin bir etkisi var mı bilmiyorum.

Sevgili İsmet Ay'la sohbet ettik o gece. 60 yıllık tiyatro geçmişine rağmen ‘‘Tatlı Kaçıklar’’daki rolüyle tanıyorlarmış onu. Çok üzülüyor. Ben buna da şükür diyorum. Yine de oyunculuğuyla ulaştı kitlelere. Bunu ancak talk show ya da yarışma sunuculuğuyla başarabilen nice sanatçı var.

*

Saat 01.00 oldu. Onunla sohbet, bununla selamlaşma, ötekiyle sarılma, berikiyle kucaklaşma derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.

İkinci mekánımız gece alemini sevenlerin kapıdan bile olsa mutlaka uğradığı Andon. Buranın en büyük özelliği, Mehmet Teoman gibi bir ustanın DJ'lik yapıyor olması. Mehmet eskilerden günümüze, arabeskten popa, geniş bir yelpaze sunuyor gelenlere. Ancak yelpazenin sesi o kadar yüksek ki içinizdeki organların sarsıldığını hissediyorsunuz.

Aklınızda bulunsun, giderseniz içeri girmeden önce yanınızdakine söyleyeceğiniz ne varsa söyleyin. Bir daha tek kelám etmeniz mümkün değil. Aslında karı-koca kavgası için çok uygun bir yer. Kapıda adama ağzınıza ne gelirse söyleyip içeri gireceksiniz. O da arkanızdan. İçeride size sesini duyurmak için uğraşsın dursun.

Andon'un bir başka özelliği de gelenlere nostalji yaşatıyor olması. Adeta okul günlerinize geri dönüyorsunuz. Hani belediye otobüsünde kertile kertile gidip geldiğiniz günlere... Yanlış anlamayın, burada kerten falan yok ancak metrekareye on kişi düştüğünden ve bu on kişinin de müziğe vücutlarıyla eşlik etmek istemelerinden doğan benzer bir durum var.

Etrafıma bakıyorum, çoğunu Çiçek Bar'da da görmüştüm. Hep beraber tebdilimekán etmişiz. Orada yalnız gördüğüm bir hanım biriyle sarmaş dolaş kapıdan çıkıyor. Bundan daha yakın olabilecekleri bir mekán var mı acaba? Belki de tersine, şöyle geri çekilip birbirlerinin yüzüne bakabilecekleri bir yere gidiyorlardır. Çünkü burada ‘‘bakışalım’’ derken şaşı olma ihtimalleri var.

Bütün bunlardan Andon'u sevmediğim sonucunu çıkarmayın sakın. Sevdiğim ve gittiğim sayılı mekánlardan biri Andon. Hiçbir şey olmasa, işletmecisi Seza'nın sıcaklığı yeter.

Saat 04.30'da Andon'dan çıktık. Buraya kadarki süre, benim gece gezmesinden anladığım ve seyrek de olsa gerçekleştirdiğim normallerim dahilinde. 04.31'de rekorumu kırmış olacağım.

*

Dolapdere'ye geldik, bir ara sokağa saptık, büyük bir avluya girdik. İlk defa geliyorum buraya. Adı Sadabad. Avluda sağlı sollu restoranlar, diskolar, barlar, yüzlerce kişi... Kimi dans ediyor, kimi ayakta, kimi oturuyor. Bunlardan birinin diğerlerine göre daha kalabalık oluşu dikkatimi çekti, ‘‘Ne özelliği var?’’ dedim, travesti barıymış. Baktım, benden daha kadın duruyorlardı.

Bir ara kadının biri pek tanıdık geldi. ‘‘Nereden tanıyorum?’’ diye düşünürken buldum. Hiç tanımıyorum, sadece bundan önceki iki mekánda da karşılaşmışız, aşinalık oradan geliyor. Buradan kalkıp bir yere daha gitsek artık orada kadının boynuna sarılıp öpeceğim.

Dikkatimi çeken bir şey var, insanlar adeta dağıtmak üzere gelmişler. Hani maça giden gençlerin ‘‘Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldik’’ dedikleri gibi. Herkes zincirlerini kırmış durumda. Özellikle kadınlar. Erkek kısmı tacizi ‘‘tekel’’inde zannetmesin. Evelallah kadınlarımız bu işe de el atmış durumdalar.

*

Eve dönerken güneş çoktan doğmuş, yükselmişti. Güneş gözlüğüyle çıktığım gece gezmesinden, güneş gözlüğüyle döndüm.

Bu yazının sonu: Gecelerin nasıl yaşanacağı size kalmış. İster içkinizi içer, müzik dinler, dans edersiniz; ister benim gibi fazla içmeden ayık kafayla etrafı seyredersiniz, isterseniz yalnız başladığınız geceyi iki kişi bitirebilirsiniz. İstemezseniz kimse sizi rahatsız etmez. Mesele bünyenizin bu sabahlamalara ne diyeceği. Benimkinin pek hoşuna gitmedi de.

Mış muş köşesi

Hande Ataizi, estetikli burnunu basından kaçırırken tuvalet camına sıkışmış.

Şimdi ‘‘Tuvaletin camına sığamadım, o halde şişmanım’’ önermesinden yola çıkarak tekrar bıçak altına yatacak.

Kenan Evren, ‘‘Artık evlenilmez’’ demiş.

Yaş 80, vardır bir sebebi.

FP ‘‘Gülen bir eren’’ demiş.

Hiç de değil. Erenlerin sağı solu belli olmaz, Gülen'in sağı da belli oldu, solu da...

İngiltere'de iki ev alana biri bedavaymış.

Bizde tam tersi. İki ev parası ödeyen bir ev alabiliyor.

Emeklilik yaşı 62 olarak belirlenmiş.

Bu gidişle dolap beygiri gibi emekliliğe hep aynı uzaklıkta olacağız.

Sakıp Sabancı, ‘‘Türkiye imajını yenilemeli’’ demiş.

İmaj yenilemeye sizin holdingten başlamalı. ‘‘Sabancı Holding’’ dendiğinde kimsenin aklına sizden başka bir şey gelmiyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI