Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir ip, hayatın dönüm noktası

Belindeki ipi kesiyor. <B>Yates’in</B> ipi kesmesiyle birlikte, dağa beraber tırmandıkları <B>Simpson</B> buzulların üstünde hızla aşağıya kayıyor. Ve derin bir buz çukuruna düşüyor.

İki İngiliz dağcı 25 yaşındaki Simpson ile 21 yaşındaki Yates, 1985’in mayıs ayında Peru’da And Dağları’nda Siula Grande tepesini ele geçirmeye çalışıyor. Tepe 1400 metre yükseklikte. Ancak, çok dik, kolay geçit vermiyor. Dağın batı duvarı buzul kütleler ve sarp kayalıklıkla dolu. İki İngiliz bu yoldan tepeye tırmanan ilk ekip.

Tırmanırken, birkaç kez ikisi de uçuruma yuvarlanıyor. Biri düştü mü, ötekini de sürüklüyor. Yine de kurtulmayı başarıyorlar.

Tepeye geldiklerinde, ikisi de bitkin. Öyle ki, tepeye çıkmanın sevincini yaşamak bile geride kalıyor. İkisi de yara bere içinde.

Ve susuz. Oysa, günde en az beş litre su içmeleri gerek. Ama, dağda su üretecek ocakları bozuluyor. Bir an önce inmeleri gerek. Yoksa...

İşte, aşağıya iniş bu aceleyle başlıyor. Yine kritik bir kayalıktan inerken... Her ikisi için de, hayatlarının dönüm noktası... Her ikisinin de, hayatına damgasını vuran olay... Önce romana, şimdi de bir filme konu olan olay...

UÇURUMUN DİBİNDE YALNIZ

Simpson buzulda aniden kayıyor. Ayağı kırılıyor. Kaydığı yer, bir buz çukuru. Boşlukta sallanıyor. Çünkü, iple arkadaşı Yates’e bağlı. İp, boşlukta. Yavaş yavaş Yates’i de aşağı çekiyor. Birlikte aşağıya doğru...

İşte, o anda... Simpson düşünüyor: ‘Galiba benim sonum geldi!..’ Aynı anda Yates de aynı düşüncede: ‘Galiba, Simpson’ın sonu geldi!..’

Yine aynı saniyede, tam bir panikle, Yates’in kendine sorusu: ‘Ya ben?.. Ya ben?..’ Çünkü, ip artık onu da uçuruma sürüklüyor.

Ve Yates, kendini kurtarmak için, onu arkadaşına bağlayan hayat ipini kesiyor!..

Simpson hızla uçurumun dibini boyluyor. Ayağı kırık. İp yok. İnsan yok. Yaşayan hiçbir varlık yok. Büyük acılar içinde kıvranıyor. Hayatın sonu. Derken karanlık... İnsafsızca çöküyor.

Yates vicdan azabı içinde. Dağcılığın en önemli kuralını çiğnemiş, ipi kesmiş!.. Ahlaki değerleri altüst etmiş!.. O hızla, arkadaşından geriye kalan ne varsa, yakıyor!.. Kanıtları temizliyor!..

Simpson için ise, sonrası tam mucize!.. Sabaha karşı güneş doğuyor. Tutunduğu buzul hafif hafif eriyor. Buzul eridikçe, daha aşağıya kayıyor. Kaydıkça, düze çıkıyor. Rüya mı görüyor, gerçek mi?.. Bu arada tüm yaşamı gözünün önünden geçiyor. Hiç ilgisi olmayan geçmişin kırıntıları. Hepsi konfor, rahatlık, güzel yemek, rahat yatak, vazgeçilmez sevgili üzerine. Tam depresyon, tam halisünasyon. Her şeyin karışımı.

Ayağını sürüye sürüye, yerde sürünerek, iki buçuk gün süren açlık ve susuzluktan sonra... On kilo kaybediyor. Milyarda bir olasılık gerçekleşiyor. Bir köylüye rastlıyor. Kurtuluyor!..

SİZ KESER MİYDİNİZ?

Bu olay milimi milimine gerçek. Kurtuluştan sonra, ikisi ayrı ayrı İngiltere’ye dönüyor. Simpson bu unutulmaz serüveni anlatan bir kitap yazıyor. ‘Boşluğa Düşmek’. Kitap rekor kırıyor. Ardından filme çekiliyor. Film daha yeni. Bununla birlikte, İngiltere’de tüm zamanların en iyi dokümanter filmi olarak ödül kazanıyor.

İpi kesen Yates o günden beri hiç kimseyle konuşmuyor. Her şeyi bırakıyor. İzini kaybettirmeye çalışıyor. Simpson ise, o panel, bu imza günü, sık sık dolaşıyor.

İz kaybettirmek yetmiyor. Çünkü, hálá aynı ahlaki tartışma devam ediyor: ‘Kendini kurtarmak için, bir dağcı ipi keser mi?..’

Alın bunu, hayatın diğer alanlarına uyarlayın!.. Siz ipi keser misiniz?..

Geçen akşam BBC’de bu dokümanter filmi izledikten sonra, bu soru peşimi hiç bırakmıyor!.. İp ve hayat!.. Bu bağlantıyı sakın unutmayın!..
X