"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Bir inanmış adam

Nâzım Hikmet, Mehmet Âkif’i anlattığı şiirinde şöyle der:

“Bilmem ki nasıl anlatsam/Âkif, inanmış adam/Büyük şair”.

*

Babamın şairliği yoktu.
“Büyük” ya da “küçük”... Şair değildi babam.
Ama “inanmış adam”dı.
Hatta babamı bundan daha iyi özetleyecek iki sözcük bulunamaz.

*

Hayatım babamın inanmışlığına ve adanmışlığına tanık olmakla geçti:
Hatırladığım ilk dönemlerde “Nurcu” idi, Risale-i Nur’lara vurmuştu kendini.
İlkokuldaydım. “İsmailağa Cemaati”ne intisap etmiş, en hızlı mürit olmuştu.
Orta mektepteydim. MSP’ye sonuna kadar inanmış, “Erbakancı” olmuştu.
Tam o sırada İran’da devrimin ayak sesleri işitiliyordu. Babam bir akşam “devrim marşları” kasetiyle gelmişti eve... İran’ın Şiiliği meselesine zerre kadar önem vermiyor, devrimi en ateşli şekilde destekliyordu.

*

Risale-i Nur okuyan, Erbakan’a bağlı, İsmailağa’ya müntesip, İran Devrimi’ni destekleyen bir adamdı babam.
Ve bu durumu hiç de acayip bulmuyordu.
Oradan oraya sürüklenme değildi ki bu.
Hepsini bir potada eritmeydi.

*

80 öncesi politik dindarlığın en mücadeleci ve en polemikçi isimlerinden biri olan babam, 12 Eylül’den sonra biraz vites düşürdü.
Ama adresi belliydi: Refah Partisi...
Ateşi düşmüş, hızı azalmıştı ama yine de Erbakan’a bağlılığı sürüyordu.

*

90’larda Refah Partisi’nin odakta yer aldığı o çetin mücadelenin göbeğindeydim.
Kanal 7’deydim ve 28 Şubat’a karşı mücadele ediyordum.
Babam da izliyordu olan biteni...
“Bayrağı çocuklara devrettik” mi diyordu?
Bilmiyorum.
Hiç ifade etmedi ama gurur duyduğu kesindi.
Bunu anlayabiliyordum.

*

Refah Partisi’nin “Saadet” ve “Fazilet” olarak ikiye bölündüğü günlerdi.
Babamın ne yapacağını merak ediyordum.
“Erbakancı” olarak kalacak mıydı, yoksa “Yenilikçiler” hareketine mi destek verecekti.
Baktım babam da “Yenilikçi” olmuş.
Erbakan’a laf etmeden “Yenilikçi” olanlardandı babam.
Sonra AK Parti’den yana tutum aldı.
Tayyip Erdoğan’ı seviyor, AK Parti kadrolarını beğeniyordu.
Dikkatimi çekmişti:
AK Parti’yi “dava” üzerinden değil de “verilen hizmetler” üzerinden destekliyordu.
Oysa eskiden “parti” demek “dava” demekti onun için.

*

Benim AK Parti’ye yönelik eleştirilerimi pek mesele etmiyordu.
Galiba beni “son tahlilde” o dairenin içinde görüyordu ya da öyle görmek istiyordu.
Bilemiyorum, üstünde hiç konuşmadık.
Bir de şu var:
Eskiden olduğu kadar politik biri değildi babam.
Son dönemlerinde kişisel dindarlığına daha fazla önem veriyordu: Gece namazları, klasik dini kitaplar, hatim üstüne hatim...
İbadetlerine hep düşkündü ama son döneminde daha da düşkün olmuştu.

*

Yine de şunu söylemeliyim:
Babam, hayatının hiçbir döneminde politik çizgi ve tutumunu insanlığının önüne geçirmedi.
İnsanlığı hep ilk planda tuttu.
Gezi eylemlerinde biber gazından kaçıp bizim apartmana sığınan gençlerle güzel sohbetler edip onlara şefkat göstermesini hiç unutmuyorum.
Güzel insandı babam.
Sekter, nadan, tahammülsüz, ham, tuzakçı, küstah, hoşgörüsüz biri değildi.
Halim, selim, dürüst, müşfik, iyilikbilir, cömert, nazik, anlayışlı ve merhamet dolu biri idi.

*

Ne diyelim?
Allah rahmet eylesin.

AÇIK TEŞEKKÜR

O kadar çok mesaj aldım ki...
O kadar çok telefon...
Aramız limoni olduğu halde arayanlar...
İki gün önce ağır şekilde eleştirdiğim halde taziye bildirenler...
Gelenler, gidenler...
Arayıp soranlar...
“Bir okurunuz olarak başsağlığı diliyorum” diye yazılmış binlerce e-mail.
Hepsine eksiksiz bir karşılık verememenin sıkıntısını çekiyorum.

*

Buradan bir “açık teşekkür” ederek borcumu ifa edemem, farkındayım.
Ama yine de deneyeceğim:
Çok teşekkürler.
Hepinize...
Sabır dileklerinize...
Rahmet temennilerinize...
Acıyı paylaşmak için sergilediğiniz dayanışmaya...
Çok ama çok teşekkürler.

Babası ölenler neler hissederler

ÇOCUKLUKLARINA giderler ve hep güzel günleri anımsarlar.
Anlamsız bir boşluk duygusuyla dolarlar.
Bazen içe atarlar, bazen dışa vururlar.
Tamamlanamaz bir eksiklik hali ile baş başa kalırlar.
O zamana kadar hiç yapmadıkları bir şeyi yaparlar: Babalarıyla ilgili tamamlanmış bir öykü, bir resim falan çıkarmaya çalışırlar.
Pişman olurlar: Keşke daha fazla vakit ayırsaydım diye...
Sevinirler: İyi ki o son yemeği birlikte yemişiz diye...
Üzülürler: Zaferlerini gösterebilecekleri yegâne kaynaktan mahrum kaldım diye...
İrkilirler: Tek kaldım diye...
Susup kalırlar.

X