Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir illüzyonun cenazesi

<B>elinim Olur Musun’</B> yarışmasına katılıp, bol bol arıza çıkarınca <B>‘En meşhur kaynana adayı’ </B>olan, bu sayede son derece ‘bize mahsus’ bir şöhrete kavuşan Semra Yücel’in oğlu Ata’nın Adana’da ölü bulunduğu gün, <B>ilk kez televizyona çıktıkları tarihin sene-i devriyesiymiş.

Sizde uyandırdığı hissiyat nedir bilemem ama ben ilk anda, haberde kronolojik bir hata olması gerek diye düşündüm.

Malûm, ana-oğul, kısa da olsa bir dönem gündemi o kadar yoğun bir şekilde meşgûl ettiler ki şöhretin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinin bunca kısa bir zaman dilimine sığıyor olabilmesi, insanın algılamasında hafif tertip şaşalamaya yol açabiliyor.



***

Hemen herkesin kendisiyle ilgili bir cenaze senaryosu vardır.

Ata Türk, bire bir tanışmadığı beş bin kişinin, bir yandan çekirdek çitleyip, bir yandan cep telefonlarıyla ünlülerin fotoğraflarını çekmeye çalışarak onu yolcu edeceği bir cenaze töreni hayal etmiş midir acaba?

Neye hizmet ettiği belirsiz şöhretini, o cenazeye katılan insanların getirdiği reytingle kazanmıştı ne de olsa...

Ata Türk, hayatının 24 yaşında son bulacağını bilseydi, ömrünün son bir yılını bu şekilde geçirmeyi tercih eder miydi acaba?

Şöhreti arzularken, kavuşmak istediği böyle bir şey miydi acaba?

Babası Hamit Türk de aynı şeyi söylüyor, yarışma evindeki vuslatına eremediği büyük aşkı (!?) Sinem de: ‘Ben yanında olsaydım, Adana’ya gitmezdi.’

Adana dediğiniz Irak değil malûmunuz. Nasıl ki Ata, patalojik illüzyonları son bulmalar bilemeyen Semra Hanım’ın zannettiği gibi şehit değilse, Adana da kaderin, gözüne kestirdiği insanları sinsice savurduğu bir son durak değil...



***

Allah kimseyi evlat acısıyla terbiye etmesin
. Hakikaten, bir insanın yaşayabileceği en büyük acı olsa gerek.

De... ‘Mış gibi’ yapınca o acı hafifler mi?

Peki böylesi bir acıyı bile, dudak bükerek, cık cık’layarak, inanamayarak, pes diyerek izliyor olmamız, olabilmemiz, nasıl bir şey, nasıl bir içsel çürüklüğün göstergesi?

Ata’nın cenazesi gasılhane’den alınıp helállik için Bayrampaşa’daki evin önüne getirildiğinde Semra Hanım, pencerenin parmaklıklarının arkasından, ciğerini paralarcasına bağırıyor: ‘Helál olsun!’

Yarın biz de son kez bahsini açar, bir sene boyunca hayatını dikizleyip hakkında konuşup, yazıp durduğumuz Ata’ya insanlık hakkımızı helál ederiz.

O zamana dek...

Allah rızası için siz de SMS’lerinizi helál ediniz...
X