"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Bir ibret vesikası

Pazar geceleri televizyon karşısına kurulup spor programlarını seyretmek gibi bir işim de var. Eskiden de baktığım programlar vardı ama artık salı günleri bu konuda bir yazı hazırlamam gerektiğinden, yetişebildiğim kadarıyla bütün programları seyrediyorum.

Bloknot ve kalemi hazır edip, çılgın zap turuma başlıyorum. Siz de takdir edersiniz ki; bu, operasyonu yürütenden başka herkesi sıkıntıdan patlatabilecek bir iş. Bu sebepten dolayı beni tanıyanlar pek bulaşmazlar, uğramazlar yanıma pazar geceleri...

Geçen pazar Riko ve Topesto çatırt kapı (!) geldi. ‘Maçı seyredip uzarsınız di mi kuzucuklar?’ dedim, ‘Haaaaaaa!’ gibi çok insancıl bir nidayla karşılık verdiler.

Fenerbahçe maçı bitti, ben Maraton’u merkez alarak CNN Türk senin, NTV benim, Sky Türk tanımadığım birinin turuna çıktım...

*

Riko’yla futbol maçı seyretmek hakiki bir ıstıraptır. Daum’u gösterip ‘Nereli bu?’ diye sormuşluğu bile vardır, o kadarını söyleyeyim. Üç büyük takımın renkleri hakkında bilgisi vardır fakat bunun dışında kurallarla ilgili, futbolcularla ilgili pek bir şey bilmez.

‘Elemanın tercihi bu, saygı duymak düşer bize’ demek tabii ki mümkün. Fakat arkadaş huzursuz bir tip, rahat duramıyor ve sürekli soruyor: ‘Bu kim?.. Nereden aldı Fenerbahçe bunu?.. Fener’in stadı sizin stattan daha güzelmiş ha?.. O elindekini kafama atmayacaksın di mi?..’

Topesto’da da bir futbol bilgeliği havası hakim ki; o da ayrıca zihni berraklaşana kadar mütemadiyen tokatlanması gereken hareketler yapıyor.

Bir defans futbolcusunun yaptığı acımasız faulü (Bu cümleyi ‘Bir defans oyuncusu rakibin ayağını ayıklayıp eline verdi’ şeklinde de kurabiliriz. Devam edelim lütfen...) eğitim düzeyinin düşüklüğüne bağlayabiliyor mesela.

‘Cezayir Savaşı’ veya ‘Potemkin Zırhlısı’ seyreder gibi seyrediyor futbol maçını.

Maç bitip yorumlar kısmına gelince kopuyor asıl şamata...

Ama o diyalogları buraya yazmam gazetenin temel ilkelerine ters düşebilir. Sadece şu kadarını söyleyeyim. Bir futbol ilgisizi ile kendini futbolun Paulo Coelho’su sanan bir hörgüçlü arkadaş birbirlerine çeşitli zerzevat ve hayvan dostlarımıza ait isimleri kullanarak hitap edecek hale gelebiliyor. Futbolun güzelliği de burada zaten!

*

Seviye olarak benim diyen seviyesiz futbol programının da altında bir yerlerde seyrederken Riko ‘Acıktınız mı lan?’ dedi en kibar haliyle.

Başıma geleceği bildiğimden, bloknotu önlerine attım, bir de kalem verdim, sonra da Bambi’nin mönüsünü salladım üzerlerine doğru. ‘Ne istiyorsanız yazın oraya. Sonra telefonu açtığımda sipariş değiştirip duruyorsunuz. Bambi’deki elemanın da benim de beynim dönüyor’ diyerek zap turuma devam ettim.

Kağıt benim önüme geldiğinde ilk tepkim ‘Yuh!’ oldu.

Saat 22.30 filan. Bu saatte kağıtta yazılı olan şeyleri yiyecek iki kişinin bildiğimiz manada insan olmasına imkan yok.

Sayıyorum bakın...

- Kaşarlı döner dürüm

- Dilli kaşarlı

- Kavurmalı kaşarlı (Tereyağsız)

- İskender

- Lüksburger

- Havuç/elma karışık

- Yeburger

- Atom

- Yengen

*

‘Kavurmalı kaşarlıyı sipariş eden arkadaşımız el yazısı beni yanıltmıyorsa Riko Bey olmalı. Siz mi istediniz Riko Bey?’

‘Ne biçim konuşuyor bu böyle Topesto ya? Bey filan...’

‘Riko söyledi usta, ben söylemedim...’

‘Riko Beyciğim, ekmeği de kepek yaptırayım mı, ister misiniz? Ulan kavurmalı kaşarlıya tereyağı koysan ne, koymasan ne be? Yağın şahı var içinde zaten, minyon sığır!’

‘Ya sen siparişi ver kardeşim. Hıfzzısıhha muhabbeti yapma bana şimdi...’

‘Peki içecekleri borik asitle değiştirmek ister miyiz? İkinize birden soruyorum hoop! Hangi insan yer bu kadar şeyi be?

‘Sen ne yiyeceksin peki?’

‘Lüksburgerle açılış yapıp oradan bir dönerli sandviçe yöneleyim diyorum. Kavurmalı kaşarlı süper fikirmiş ama ben pul biber de koyacağım... Islatmak için de iki atom gider gövdeye...’

‘Ben minyon sığırsam, sen ne oluyorsun o zaman besili panda!’

‘Dur şimdi arıyorum...’

‘Cep telefonunda mı kayıtlı senin Bambi!..’

‘Hııı!’

‘İyi fikirmiş oğlum...’

‘Bambi mi? Ha ustacım sipariş vardı da bizim... Lüksburger iki oluyor... Kavurmalı kaşarlı da iki ama biri yağsız... Heee, öyle istedi arkadaş. Biz de dedik ama, yesin işte...’

‘Ne diyor Bambi’deki usta?..

‘Kınadı seni...’

‘Eyvallah usta. Çocuklara söyle bana getirecekler, en üst kat. Komşuyla karışıyor bazen siparişler. Tamam, kolay gelsin...’

*

Mallar geldi, tıkındık ve haliyle gevşedik. Bu arada bir lokma bile artmadığını artık gururla mı, utançla mı söylemeliyim bilemedim...

Topesto ‘Kolonyalı mendili de yiyordunuz arada fark etmedim sanmayın’ dedi.

Ben bir süre durduktan sonra ‘Aslında dolaylı yoldan yedim sayılır. Bir keresinde pizza geldi eve. O baharat zamazingoları var ya poşette. Televizyon seyrediyordum bir yandan pizza geldiğinde. Pizza baharatı diye yanlışlıkla ıslak mendil poşetini yırttım bir keresinde. Damlamıştı pizzaya ama damlayan yeri de yemiştim, hiçbir şey fark etmedim’ dedim.

‘İyiymiş’ dedi Topesto.

‘Asıl kim kayıtlı benim telefonda biliyor musun bakalım afacan?’ diyerek konuyu değiştirdim.

‘Kim?’

‘Zübeyir.’

‘Bizim Zübeyir?..’

‘Evet Beyoğlu Ocakbaşı’nda bizzat ocakta duran kardeşimizin cebi kayıtlı. Aracı kullanmıyorum direkt ocaktan sipariş veriyorum; yolluyor sağolsun hazırlayıp.’

‘Ben de istiyorum...’

‘Vermem cebini Zübeyir’in. Ama istiyorsan Beyoğlu Ocakbaşı’nı yaz...’

‘Sabah arayıp beyti isteyecek halim yok, versene oğlum telefonu...’

‘Yok öyle... Zübeyir’den iste, verirse verir...’

‘Sinir insanı...’

‘Çay?..’
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI