"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bir hayal kurdular boşa çıktı!

AKP kuyrukçusu “liberallerin” bir bölümünde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “son icraatları” görünür bir şaşkınlık yaratmış durumda.

Yazılarına yansıyan genel havayı “büyük bir hayal kırıklığı” olarak tanımlayabilmek mümkün.
“Biz seni ne zannetmiştik, ne çıktın” gibisinden bir yaklaşım var ve “Bizim zannettiğimiz gibi olsaydın keşke” şeklinde de bir serzeniş!
Bunları okurken İsviçreli yazar Max Frisch’in “Stiller” isimli romanını hatırladım. Romanda anlatılan olay İsviçre’de geçiyor. Bir gün sınırda kimlik kontrolünde, uzun süredir kayıp olan Stiller isimli bir heykeltıraşa çok benzeyen bir adam ele geçiriliyor.
Trendeki bir yolcunun ihbarıyla adam gözaltına alınıyor. Adam Stiller olmadığını, başkası olduğunu ısrarla anlatıyor. Ama dinleyen kim?
Stiller’in karısından tutun da savcıya, cezaevindeki gardiyanlara kadar herkes trende bulunan adamın Stiller olduğunda ısrar ediyor.
Sonra olay, romanın kahramanı için giderek bir karabasana dönüşüyor. Bir başkası olmadığını, kendisi olduğunu anlatma çabası, bu kâbus gibi gerilimin içine okuyucuyu da çekiyor.
Hatta laf aramızda ben de bir ara adamın gerçekten Stiller olduğu fikrine kendimi kaptırmıştım.
Bizim “AKP kuyrukçusu liberaller” ile Başbakan’ın ilişkisi biraz buna benziyor!
Onu başka biri olduğuna ikna etmek istiyorlar ama o da kendisi gibi olmakta ısrar ediyor!
Ondan “büyük demokrat” çıkarmayı hayal ediyorlar, oysa o ülkeyi kimseye takılmadan kendi başına, bildiği gibi yönetmek istiyor.
Umutsuz bir çaba içindeler yani.
Bu nedenle hayal kırıklıkları da büyük oluyor!

İlk adım olumlu ama nedeni de öğrenelim

ANKARA’da içkili lokantalarda aileleri ile birlikte yemek yiyen çocuklar hakkında zabıt tutulmasının sonucunu dün Hürriyet’ten öğrendik.
Ankara Emniyeti’nin Çocuk Şubesi’nden sorumlu müdür yardımcısı, Çocuk Şubesi Müdürü ve onun yardımcısı görevlerinden alınıp başka yerlere atanmışlar.
Doğru bir karar, Emniyet Müdürü’nü kutlarım.
Mesele soruşturulurken, o birimin en başında bulunanların başka görevlere nakli, olması gereken bir durum.
Ayrıca, kamu hizmetinde, amir, memurunun hatalarından sorumlu sayılmalıdır, çünkü görevi emrindekilerin kendilerine verilen işleri düzgün yapmalarını sağlamaktır.
Şimdi, geriye kalıyor bu işin neden yapıldığını öğrenmemiz!
Mesele bir görev yeri değiştirmek ile geçiştirilemeyecek kadar önemli çünkü.
Bu iş neden yapıldı? İşletmeleri taciz edip rüşvet toplamak için mi, yoksa ailelerin yaşam biçimlerine müdahale amacıyla mı?
Durduk yerde bu işi yapmak o baskını yapan polislerin aklına nereden geldi?
Bununla ilgili ayrıntılı bir soruşturma sonucunu da dilerim Emniyet Müdürlüğü bizler ile paylaşır.

Halkın hizmetkârı, efendisine hakaret ederse!

ÖZLÜ Sözler Ansiklopedisi diye bir şey varsa, ona girebilecek bir sözü Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek söylemiş: “Bu Twitter cıvıtır”!
Ben kaçırmışım, Başmüzakereci Egemen Bağış tekrarladı da bu özlü sözü öğrenmiş oldum.
Gerçekten çok şeyler ifade eden, inceliklerle dolu bir betimleme!
Bağış’ın bu sözü tekrarlamasının nedeni, başında bulunduğu bakanlığın bir “müşaviri” Yasin Ekrem Serim’in, Galatasaray stadyumunun açılış törenindeki protestodan sonra yazdığı bir “twit”.
Şöyle diyor: “Böyle bir şerefsizlik yok. Nankörsünüz. Kimin sayesinde o statta maç izliyorsunuz. Kim yaptı o stadı lan size? Geri zekâlı, kuş beyinliler!”
Görüyorsunuz “müşavir”, fikirlerini basit cümlelerle, gayet yalın bir şekilde anlatıyor. Demek ki seçilmiş ve o makama getirilmiş olmasının nedeni bu.
Bakan soruyor, o da en karmaşık meseleleri böyle özgün cümleler ile açıklığa kavuşturuyor ki Bakan onca işin arasında karmaşık cümlelerin anlamını çözmeye uğraşmasın!
Egemen Bağış, “müşavirinin” bu sözlerinin bakanlığını bağlamayacağını söylüyor. Gazetecilere “Sizin yazdığınız cümleler nasıl kurumlarınızı bağlamıyorsa, benim bir personelimin şahsi fikirlerini dile getirmesi de kurumu ve beni bağlamaz” diyor.
Bizlerin yazdıkları gazeteleri bağlamıyorsa, Aydın Doğan’ın başına örülen bu çoraplar nereden kaynaklanıyor diye merak etmedim de değil!
Ama konumuz bizler gibi “sivil çalışanlar” değil, bizim verdiğimiz vergilerle maaşını devletten alan bir kamu görevlisi.
Herhangi birisi de değil, “müşavir”! Bakan, içinden çıkamadığı bir mesele olduğu zaman ona danışıyor, onun aklından, fikrinden, bilgisinden yararlanarak devletin işlerini yürütüyor.
Yani medeni dünyada genel kabul gören bir deyimle kendisi “halkın hizmetkârı” sayılması gereken bir kişi, çünkü maaşını bizler ödüyoruz, orada bize hizmet etmek için oturuyor.
Bu nedenle yaptığı eylem hem kendisini bağlıyor, hem de bizzat onu seçip o koltuğa oturtan bakanı!
Bakanların istifa etmeyeceğini biliyoruz, ama halka alenen hakaret eden bir kamu görevlisinin yerinde oturmaması gerektiğine de kuşku yok!

X