"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bir hanımın isteyebileceği en iyi iş bende

Tam bir buçuk saat TMSF anlattı. Aslına bakarsanız Nazlıcan, evlilik, yaş farkı, seks gücü vesaire vesaire hiç umurunda değil.

Varsa yoksa TMSF. Onun canı yanmış, malı, mülkü elinden alınmış, yok pahasına satılmış.

Önüne gelene TMSF anlatıyor.

Biz gazeteciler de, bu mevzudan 1-) Sıkıcı 2-) İçinden çıkılmaz 3-) Kim haklı, haksız bilinmez 4-) Niye birilerini üzerimize sardırtalım şimdi durup dururken gibi gerekçelerle tüyüyoruz.

O ısrarla, inatla, şehvetle anlatmaya devam ediyor ama gazete ve televizyonlar için de varsa yoksa, genç karısı, asimetrik evliliği...

Bana dedi ki, “Bak öbür dünyada bile bırakmam peşini, benim anlatacaklarımı da yazacaksın.” Söz verdim, topa öyle girdim. İnanmayacaksınız ama Varlık Vergisi’nden başladı anlatmaya, ölüyorum filan zannettim! İki kaset bitti, sonra, “Hadi sor bakalım ne istiyorsan...” dedi. Sözümü tutacağım önümüzdeki günlerde onun anlattıklarını da sizinle paylaşacağım.

*

Karşındaki insanı pohpohlayan bir tarzı var.

“Emredin”, “Şeref verdiniz” diye konuşuyor, sizi “Estağfurullah!” demek zorunda bırakıyor.

Esprili, hızlı, insanı susuz getirip, susuz götürenlerden.

Bana nedense Sakıp Sabancı’yı, Süleyman Demirel’i hatırlattı.

Bir de tabii o kadar çok şey görmüş geçirmiş ki, kimseye eyvallahı yok. Neyse ne, çok direkt ve net. Ben bu röportajı vermez süründürür zannettim, kızları bin dereden su getirdi mesela, bir türlü konuşsunlar mı konuşmasınlar mı karar veremediler, iyi mi olur kötü mü olur kestiremediler ama baba “lank” diye daldı konuya.

Çok daha gözü kara ve cesur.

Kafasının ortasında sadece, incecik bir tutam saç var, onlar da çok kıymetli bebek saçı gibi, itinayla geriye taranmış.

*

Bu son olaylarda (TMSF artı Nazlıcan) tam 7 kilo vermiş, “Kendinize ceket alın, bunlar size büyük geliyor, içinde kayboluyorsunuz!” dedim, güldü.

Beni de zaten bu röportaj boyunca, bol bol güldürdü.

Ondan çekinmiyorsunuz, bir sürü şeyi sorabiliyorsunuz, insanı korkutan biri değil.

Şimdi diyeceksiniz ki bana, yine gittin biriyle röportaj yaptın onu da sevdin, ben de diyeceğim ki, hayır efendim bunun adı empati. Onu köşe yazılarımda yargılamış, hatta infaz etmiştim ama röportajda soruları tarafsız sormaya çalıştım.

Evet, benim onayladığım bir evlilik değil. 17 yaşındaki kızım, 71 yaşındaki bir adamla evlenmeye kalksa, ölmek filan isterim.

Ama kim takar beni!

Alan memnun satan memnunsa...

Bu arada Nazlıcan’ı da yarın okuyacaksınız, onunla da telefonda konuştum, hiç de öyle sizin ya da benim zannettiğimiz gibi, ensesine vur ağzından lokmasını al biri değil.

Halis Toprak ile sohbetimiz birkaç gün boyunca sürecek, buradayız bekleriz...

Bir hanımın isteyebileceği en iyi iş bende
"Erkekte 450 çeşit şehvet duygusu var, kadında ise 50 fark buradan kaynaklanıyor"

Size gül gibi 10 evlat vermiş bir eşiniz vardı, Anadolu gelenek ve göreneklerine uygun, ahlaken hiçbir açığı olmayan çiçek gibi bir evlilik. Bu evliliği neden bozdunuz?

Bana da çok güzel çocuklar verdi.

E peki ne oldu?

Biz Diyarbakır’da yaşayan insanlardık. Diyarbakır’ın usulü ne? Kadınlar, kapalı. Sadece başları değil, her yerleri kapalı. Bir toplantı, bir davet olduğu zaman, kadınlar ayrı yerde eğleniyor, erkekler ayrı. Ayşe Hanım da buna alışmış. Allah yardım etti, belimizi doğrulttuk Adana’ya geldik, sonra ver elini İstanbul. Aklımızın hayalimizin almayacağı bir varlığa kavuştuk. Ahmet Ertürk başımıza bela oluncaya kadar da, senede üç fabrika yapardık, üçünün de temelini atardık...

Siz parayı bulunca, eşinizden ayrılmak istediniz? Bu mu?

Estağfurullah! Ben dedim ki ona, “Hanım, insanlar beni yemeğe, toplantıya çağırıyor, mecburum gitmeye ama sen hiç gelmiyorsun. Oysa herkes hanımlarıyla gidiyor...” “Haramdır gelmem” dedi. Eve de kimseyi çağıramıyoruz. Oysa ben, yanımda biri olsun istiyorum.  “Müsaade et evleneyim. Ben seninle dini nikahlı olarak kalayım. Yanıma da resmi nikahlı birini koyayım...”

Olur mu canım öyle şey!

Ama n’apim, bu iş anca öyle yürürdü. “Saygıda kusur etmeyecek, senin kölen olacak. Hatta, ikinci eşi bana sen seç” dedim. Kabul etmedi.

İkinci eş, açık mı olacaktı?

Evet, onu da İstanbul’dan alırız diye düşünmüştüm. Ama olmadı. Burhan Apaydın’a başvurdu. Apaydın, epey bir süründürdü bizi mahkemelerde, derken boşandık.

Ve siz gittiniz, sizden çok küçük biriyle evlendiniz...

Özlem Hanım, çok küçük değildi, sadece 30 yaş fark vardı aramızda.

Bu millet size o evlilikten beri takık!

Yok canım millet değil, medya takık! Özlem Hanım’la da bir 10 yıl evli kaldık. Davetlere, toplantılara, Avrupa’ya hep birlikte gittik. İstediklerimin yüzde 99.9’u gerçekleşmişti. Ama işte, yapacak bir şey yok. Kader ne ise değişmiyor, kitabımızda ayrılmak yazıyormuş, 10 sene sonra tartışmalar çıktı, oysa huzurum çok yerindeydi. Babasıyla münakaşa ettik. İki tarafın rızasıyla da ayrıldık.

İlk eşiniz Ayşe Hanım sizden rekor bir tazminat talep etti, kazandı ama almadı değil mi? Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Bizim ailede, zaman zaman Burhan Apaydın devreye girer. Allah’ın filmi bir avukattır, kavga çıkartır, bilmem ne yaptırır. Ayşe Hanım’la 5 yıl bizi mahkeme mahkeme gezdirdi. Sonunda rekor bir tazminat kazandı Ayşe Hanım. Tam 500 milyon, bu zamanın 100 trilyonu! Ama istemedi parayı. Öyle de haysiyetlidir...

Görüşüyor musunuz?

Tabii canım. İkisiyle de konuşuyorum. Özlem Hanım’dan bir oğlum var, 6 yaşında, geliyor, “Bobaaaa, bobaaa ben büyüdüm” diyor. İçim eriyor.

Nedir bu sizdeki genç kadın tutkusu?

Bu işler, biraz da takdiri ilahi...

“Genç kadınlar alnıma yazılmış” mı diyorsunuz!

E tabii. Bazı şeyler değişmez.Kaderin ona saplanmışsa, mecbur onunla evleneceksin. Ama şimdi yalan yok: Genci, yaşlıya tercih ederim. Herkes eder de, itiraf etmez...

“Bu kadar yaş farkı çok, ayıplarlar beni, uygun düşmez!” gibi korkular...

Yok yahu! Herkesin rızası, varsa kime ne. Biz Müslümanlarda, dördüncü hanım bile alınabilir,  Bu Allah’ın kuralı...

Yok artık daha neler!

Ama öyle. Erkeği, cennette 40 huri bekliyor...

Siz  benimle kafa mı buluyorsunuz?

Hayır. Ben bir Müslüman’ım tabii ki inanıyorum.

Bu dünyada Nazlıcan, Allah geçinden versin, oraya gidince de 40 tane huri...

Evet cennete gidersem 40 huri kesin!

Allah, peki neden hep erkeklere iltimas geçiyor? Bize de 40 Nuri  yok mu?

Biliyorsun Allah kadınla erkeği farklı yaratmış. Erkekte 450 çeşit şehvet duygusu var, kadında 50...

Yok bende de 450 çeşit var! Bunların hepsi erkek uydurması!

Olur mu? Kuran’da yazıyor. Hanımlar dayanıklıdır, erkekler değildir. O yüzden de zaten bu ülkede 80 yaşındaki bir sürü adam evleniyor, kendini tutamıyor çünkü. Ama işte beni doladılar dillerine. İstersen seni, benim aldığım hanımdan daha küçük hanım almış olanlarla tanıştırayım.

Sizi kadınlarla birbirinize bağlayan “tutkal”, para mı?

Herkes ister ki, güzel yerde otursun, güzel yemek yesin, güzel yaşasın...

Yani siz, fakir kızlara iyi bir geleceğe kavuşmaları için para veriyorsunuz...

Hayır efendim, onları yaşatıyorum!

Peki İçinizden “Bu kadın benimle param için birlikte oluyor” derken bir rahatsızlık hissetmiyor musunuz?

Bak sana hayata dair bir sır vereyim: Hayatta, önce kendi huzurun ve mutluluğun gelir. Sonra başkasının saadeti. Sen mutlu değilsen, zaten başkasını da edemezsin. Ben 71 yaşındayım ve mutluyum. O da mutlu. Eeee?

Bizim otelde çalışıyordu

Ben her şeye rağmen, bu evliliğin içinde duygusal bir şey olduğuna inanmak istiyorum...

Seni temin ederim, zannettiğin gibi bir menfaat yok. Dinimizde de fakirlere yardım etmek gerekir, zaten bizde fakir- zengin ayırt edilmemiştir. Aile istemiş, kız da istemiş, ben de istemişim. Hukukun gereğini yerine getirmişim, hem rahat edecek...

İyi ama daha 17 yaşında...

Yalan atıyorlar! 13 Temmuz 92 doğumlu. Doldurmadı ama 18’ine girdi.

Nasıl tanıştınız?

Bizim Sarıkamış’taki otelimizdeki lokantanın başıydı. Çok da beceriklidir. Otelin genel müdürü, “Sana dört dörtlük bir hanım buldum. Hem aklı, hem fiziği çok iyi” dedi, resmini gönderdi. “Eğer hanım kız beni alıyorsa, annesi babası da müsaade ediyorsa, bu kıza talibim!” dedim.  Sonra zaten İstanbul’a geldiler.

Heyecan?

Biraz oldu tabii. Ben zaten onu İstanbul’a davet etmek için aradığımda ulaşamadım, “Seni iki sefer aradım. Lütfedip beni aramıyorsun. Nerelerdesin?” dedim. “Kuafördeydim kusura bakma duymamışım...” dedi. “Benim için mi güzelleşiyorsun” dedim. “Yoo ben zaten güzelim!” dedi. Kendine güveni tam, ne istediğini biliyor, acayip bir şey.

Bütün bu yaşananlarda sizi rahatsız eden hiç mi bir şey yok?

Hayır yok. Ben 71 yaşındayım, benim rakiplerim üç tane dost tutuyor, her sene bir tanesini değiştiriyor. Ben de öyle yapabilirdim, üç değil 6 tutardım, gelirdi biri 15 gün kalırdı, sepetlerdim, memlekette nasıl olsa yüz binlerce var. Ama hiç güzel bir şey değil bu! Ben devletin, hukukun içinde olan bir evliliği yaptım. Tek sorun: Yaş farkı.

Siz aranızda ne konuşuyorsunuz?

Nasıl yani? Her şeyi! 60 yaşındaki kadından akıllı. Akşam eve gidince bana diyor ki, “Şu gazeteye niye böyle söyledin? Televizyonda neden öyle dedin?”

Vayyyy.

 Evet evet yaman bir şey. Bizde kaldılar, sonra Kuşadası’na gittik. Nikahı kıydık. Onun ailesinden21 kişi vardı. Nazlıcan gelinlik giydi, ben de beyaz bir takım. Anası babası da imza bastı, nikah bitti. Sonra baktık, havaalanında basın bekliyor bizi.

Cinsel güçle övünmek hoş değil ama

İşin içinde cinsellik yoksa neden bakıcı tutmadınız?

Şimdi beni konuşturacaksın. Tabii ki işin temeli cinsellik...

Ama böyle demiyorsunuz, kıvırtıyorsunuz...

Yav cinsellik tabii ki var! Ama ben kendi şartlarımı da anlatıyorum, gece su almak için kalktığım doğru. Şimdi bak, 25 yaşında bir erkek için bir numaralı şart cinsellik olur, kız güzel midir, cinsel midir ona bakar...

50 yaşında?

Yarı yarıya...

60-70?

Genellikle o iş bitmiştir! Ama bende farklı. Şimdi bana deseler o iş yok. Yalan! Bende çok iş var. Bir hanımın isteyeceği, en iyi iş bende! 25 yaşında nasılsam, öyleyim, hatta yüzde 100 daha iyiyim...

Nasıl oluyor?

Valla ben de bilmiyorum.

Acaba siz de bir hormon fazlalığı mı var?

Galiba. Ölçtürmedim ama testosteronumu ölçtürmek istiyorum.

Bunlar palavra mı?

Hayır efendim. Palavra olsa, genç hanım alır mıyım? İnsanın cinsel gücünü anlatması hoş değil, ama sen çok zorladın, ben o bakımdan iyiyim yani. Gittikçe iyileştim nedense. Özlem’le beraber iken bayağı fark etti. O fark da devam etti...

Allah daha fazla versin o zaman!

Yok, daha fazlasını istemem!

Nazlıcan beni aldı diye kurban kessin!

70 yaşındaki bir erkek çok popüler ve karizmatik değilse hiçbir kadın ona gitmez diye düşünüyordum. Yanılıyor muyum?

 Başkalarını bilemem, bu ülkede benim gibi ya üç tane daha vardır ya da yoktur. Ben de Nazlıcan’ın yerinde olsam Halis Toprak’ı alırdım. Yaşına da bakmazdım. Her yerde hâlâ itibarım var benim. Bir yere girerim insanlar ayağa kalkar. Hatta, Nazlıcan olsam Halis Toprak’ı aldım diye kurban keserdim! Güzel olduğu kadar akıllıymış demek ki.

Viagra mı? Haşa!

Durumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz...

Yüzde 5 miymiş neymiş bizim gibi adamlar, belki daha da azdır. Birkaç doktora da sordum.

Viagra- miagra?

Haşa! İhtiyacım yok. Doktora gittim dedi ki, fazlalık var.

Ne fazlalığı?

 Beynin ortasında bir şey. Gerçekten öyle söyledi. Uzun uzun anlattı. Bize nasip oldu. Nasip olduğu için de mutluyuz. Allah bana bu kudreti vermiş, bir de 18 yaşında birini vermiş, daha ne isterim?

En az 50 aile kızımla evlen diye kapıma geldi

Nazlıcan size niye geldi?

Niye gelmesin? Bir aydır “Nazlıcan, Nazlıcan” diye yazılıyor, bu kötü bir şey değil ki! Neredeyse dünya tanıyacak onu!

Size bütün bu itirazlar neden biliyorsunuz değil mi? Kadını metalaştırmak bu...

 Yooo. Parayla satın almak ile paralı adam almak arasında fark var! Nazlıcan zengin ve itibarlı birini aldı. Ondan evvel 50 kişi evime geldi. Hiçbirini beğenmedim.

Niye geldi bu insanlar?

“Kızıma bak, beğenirsen al” diye getirdiler. Bizzat aileleri. Kızlar da 18-20 yaş arasında değişiyordu. Ama beğenmedim. İçim kaynamadı. Ama Nazlıcan başka. Fizik bakımından da Türkiye çapında. Sonra çok hanım. Her tarafı muhterem...

Dansa gitmek istese, yüzmeye gitmek istese, ormanda yürümek istese, ne bileyim çarşıya gitmek istese...

Bir tek çarşıya gitmek ister! Diğerlerini zaten istemez ki. Öyle yetişmemiş. Ne var, çarşıya da gideriz birlikte.

Ele ele geziyor musunuz, göz göze bakışıyor musunuzu?

Valla, biz çok uyumluyuz. Zannedersin ki Nazlıcan, yarım asırdır Aslanlı Köşk’te yaşıyor. O kadar hakim her şeye. Dün akşam bir arkadaşın evine yemeğe davetliydik. Birlikte gittik. Çok gurur duydum eşimle. Bir güzeldi.

X