Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir günlük aşk

Veeeeeeee… O büyük gün…Mağaza vitrinlerinin kalplerle süslendiği ve kırmızıya boyandığı o gün geldi yine… 14 Şubat Sevgililer Günü!

Oysa sevginin, aşkın bir güne sığmayacağı, bu yoğun duyguların tek günle yaşanmayacağı, tek günle ödüllendirilemeyeceği hepimizin bildiği bir gerçek.
Tıpkı aşkın başlangıcındaki anlatılmaz heyecanlar, bitişindeki dibe çeken hüzünler kadar…
Bunu hangimiz inkar edebiliriz?
Sevginin, aşkın daha da pekiştirildiği sanılan, yapay hediye dayatma günü olan 14 Şubat'a inat; aşk her gün, her an dolu dolu yaşanmalı. Hayat savaşını kazanmak için onun sevgisini kuşanmalı. Ki galip gelebilelim bu maratonda.
Sevgiliye her bakışınızda içiniz erimeli, onunla beraberken yıldızlar ayaklarınızın altına serilmeli.
Öyle bir tutkuyla yaşanmalı ki…
Yaşanan her gün için sevgiliye gönlünüzden kopan duyguları hediye ederek, ona kalbinizden çıkan özel bir isimle hitap ederek…
Aşk…
Öyle beklenmedik bir anda…
Bazen zemheri bir kış sabahında, bazen çiçek açmış bir kiraz ağacının gölgesinde, bazen kana kana buz gibi su içtiğiniz yaz sıcağında…
Yalnızlık bahçesinde kurulduğunuz bir hamağın kucağında…
Sarıdan kahverengiye dönen yaprakların hazanında…
Bazen dört yanınızı saran, içinden çıkmaya çalıştığınız hüzün birikintisinde…
Bazen defne, kekik kokulu bir Mayıs ikindisinde…
Ansızın çıkar karşınıza.
Ummadığınız bir yerde…
Kaçamak bir bakış ve sıcak bir gülüşle başlar her şey.
Sizi sizden alan bu bakış ve gülüş o ana kadar zamanınızın boşa geçtiğini fark ettirir.

Ve yıllardır aradığınızı o kişide bulduğunuzu…
Duyguların coşkun bir nehircesine akıp gittiği, delice kapıldığınız…
Ucuz hesaplardan ve yenilgilerden uzak, edepli bir serserilikle sevdiğiniz...
Hani kalbinizdeki atışların kreşendosunu yakaladığınız…
Sevgi, şefkat ve paylaşım gibi kavramları barındıran o büyülü duygunun; pamuk şekeri, kan portakalı kıvamındaki elzemliğinde…
Tüm yanılsamaların yerine kendinizi sadece sevginin ve safiyetin o derin sezgisine bıraktığınız ve duyguların vücut bulduğu o kalpte…
Sadece katıksız sevginin, yoğun duyguların olduğu, kurduğunuz o güzelim dünya.
Kayıtsız ve şartsız sevdiğiniz…
Kalbinizin en özel, en güzel kuytusunda yerini almışken dilersiniz ki onun kalbinin kuytusunda da siz olasınız.
Gözünüzün bebeği, dünyalar tatlısıdır o.
Sözleri bir şiir tadında kalbinize akıp sizi bir hoş ederken, gülüşü, attığı kahkahalar hoş bir şarkı nağmesi güzelliğinde kulağınızla buluşur.
Size bu hisleri yaşatan kişi farkında olsun ya da olmasın, siz ne olup bittiğini anlayamazsınız o anlarda.
Tılsımı kalbinizi titretirken, aşkın sesi de “Hadi tutkuya, haydi sevdaya” fısıltılarıyla öyle karşı konulmaz bir tonla çağırır ki…
Anlayamadan, kendinize engel olamadan gidersiniz peşinden. Hem de yoğun duyguların sarhoşluğunda, düz yolda zig - zag lar çizerek, yerinde duramayan çocuklar gibi koşarcasına...
İçinizde kanatlanan bu aşka eşlik ederek kalbinizden havalanan martılara şaşakalırsınız.
Ömrü saatlere sıkışmış kelebek telaşıyla yalnızlık hüznünden uçup sevda denen hazza konmanız, onun adı geçtiğinde ya da onu gördüğünüzde yanaklarınızın bir gül kırmızılığına dönüşmesi, mutluluktan başınız göğe ermişçesine gezmeniz…
Onunlayken geçen vakit kısa ve en güzel anlarsa ve onsuz hayat, idamı bekleyen mahkûmun beklediği saatler gibi uzun geliyorsa…
Hani birinin görse ‘Deli bu!' diyeceği halbuki o anda onu düşündüğünüz için gülümsüyorsanız…
Anımsayıp onu yaşarken iştahınız şaşırıyor onun olmadığı anlarda iştahınız onun hasretiyle bile dayanılmaz bir tat buluyorsa…
Ne kadar yetişkin olursanız olun, onu gördüğünüzde çocuksu duygularınız çıkıyorsa gün ışığına, içiniz içinize sığmıyorsa bunları yaptıran tek güç vardır.
O da…
Aşk!
Kokusu da dayanılmazdır.
Direnmesi imkânsız bir gül, çimen, deniz ihtişamıyla çağırır sizi o koku.
Misk amberlerin kokusu bile yetersiz kalır. Evet o kadar…
Duygularınız renk renk çiçek açar kalbinizde.
Bilemezdiniz duyguların böyle güzel renklere bürünebileceğini ve aşkın bu kadar güzel kokacağını...
Bakışların sesliliğini, çok şey anlattığını, gülüşlerin gözlerden yaşlar akıttığını...
Aynı zamanda da ‘Ya onu bir gün kaybedersem' korkusu da gelip yerleşir içinize, kalbinize sevgi ve aşkın kokusu eşliğinde…
Sonrasında vız gelir bu korku, delice seven kalbe. Çünkü aşk bu, söz geçirebilmek ne mümkün…
O yoğun his bir kez düşmeye görsün yalnız bir kalbe, bakın neler o olur o yürekte.
Duygularını gizleyebilene aşk olsun. Saklamaya çalışıp, gizleseniz bile kalbinizden fışkırıp, gözlerinizden taşar çağlayan şelaleler misali.
İşte bu duygular kalbinize akmaya başlayınca aşka düşmek sadakattir, yalnızlıkta kalmak ise ihanet…
Kanatlar takıp sizi sevdiğiniz o kalbe uçurur. Aşk şarkıları söylerken bulursunuz kendinizi.
Pencereden bakarken renkleri daha önce neden bu kadar net görmediğinize, güneşin içinizi neden bu kadar hoş ısıttığını, gökyüzü mavisinin neden bu kadar huzur verdiğini, kuş cıvıltılarının güzelliğinin şimdiye kadar nasıl farkına varmadığınıza şaşarsınız.
Gökkuşağının tüm renkleri gözünüzde, aşk her sözünüzde; uçan bir kelebeğin kanadında yüreğiniz, o en özel haliyle içinizde…
Kendinizi yeniden keşfedersiniz adeta.
Çocuksu, asi, tutkulu, mutlu, çılgın…
Ruhunuzun farklı halleri -ama gerçek siz- çıkar ortaya.
Kalbinizin gül, kendinizin çiçek açtığını göremezsiniz ama başkaları çiçek gibi açtığınızı söyler size.
Sevgilinize her bakışınızda içiniz eriyorken, teninin kokusu güllerinkini bastırıyorken, yalnızlık ve hüznü sevdiğinizle aşıyorken, aşka düşmeyi, sevdayı yaşamayı kim istemez?
Açken onu düşünürsünüz karnınız doyar, en aşılmaz bir sorunun ortasında aşkınızı anınca kelebekler uçar kalbinizde.
Uçarsınız, coşarsınız.
Bazen başınızda tatlı bir bela olur, bazen bir dost olur akşamdan sabaha… İşte bu yüzden onu bilişiniz aşk diye. Onu sevişiniz işte bu yüzden ölesiye.
Yolda yürümek, olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile, bu şehir, bu toprak bu taş, gözünüzdeki yaş bile her şey onunla…

İçinize işleyen o duyduğunuz ses, içtiğiniz su değil aldığınız nefes, yağmur, kar, dolunay bile her şey onunla güzel değil midir?
Kalbinize ince bir nakış gibi işleyen, iliklerinize hatta hücrelerinizin her birine sinen yoğun duyguları yaşatan kişiye beslediğiniz tarifsiz hisleri ve kelimelerin yetersiz kaldığı sevginizin karşılığını 14 Şubat'a yani bir güne sığdırın bakalım!
Sığacak mı?

 

 

 

 

 

X