"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bir gün o soru

<B>O </B>günü hálá çok iyi hatırlıyorum. Yine zor bir kararla karşı karşıyaydım.<br><br>Belki de bir dostluğu daha bitirecek haberdi.

Adnan Kahveci’nin bir sevgilisi vardı ve haber karşımda duruyordu.

Sevgili Adnan, Hürriyet’te yayınlanan ilk yazımdan sonra beni arayan ve esprimi, en büyük düşmanlarının bile kabul ettiği zekásıyla kavrayan sevgili arkadaşım.

Ankara’dan kapı komşum, ailecek görüştüğümüz siyasetin haşarı çocuğu.

Tıpkı benim basında olmak istediğim türden bir insan.

Ne bileyim, belki de bugünün moda deyişiyle bir ‘ruh ikizi’.

* * *

O ne büyük ıstıraptı yarabbim.

Telefon açmak bana düşmüştü.

Belki de ona en az zarar verecek şekilde halletmek için ben gönüllü olmuştum.

Çok, çok ağır bir işti.

Telefonu açtım ve sordum.

Hiç kıvırmadı. Eveleyip gevelemedi.

‘Evet doğru’ dedi.

‘Ne olur haber yapma’ falan gibi bir itirazı olmadı.

Belki o da beni korumak istedi.

Ertesi gün haberi verdik.

Sadece bizim bildiğimiz bir gerçek, herkesin gerçeği haline geldi.

Adnan, beraber olduğu kadını tabirimi mazur görün, hiçbir zaman satmadı.

Ne yalanladı, ne onu yüzüstü bıraktı.

Aylar geçti.

Bu defa Adnan’ın eşiyle ilgili dedikodular çıktı.

Pespaye dedikodular.

Ona sordular, eşini sonuna kadar savundu.

Kahpe bir ölüm onu bizlerden aldığı zaman, gerisinde çocuklarına iki miras bıraktı.

Dürüstlüğü.

Ve bir de kadınlarına sahip çıkışı.

Erkek duruşu.

Kadın duruşu.

Gerçek insan duruşu.

* * *

Gamze Özçelik
olayının ilk çıktığı günden beri, bir şeyler gelip gelip vicdanımın ucuna yapışıyor.

‘Yaz, mutlaka yaz’ diye beni tahrik ediyor.

İçimde bir korku, o erkeğe sesleniyor.

‘Aman ha, sakın yapma. Sahip çık!’ diyor.

Çünkü biliyorum, bir korkum var.

Panikleyecek, etrafının dolduruşuna gelecek, kaldıramayacak, teslim olacak.

İçimde bir his var.

O kızı kahpece cep telefonuna çeken iğrenç herif galip gelecek.

Gladyatör arenasından bu aşağılık, muzaffer çıkacak.

Korktuğum oldu.

Sözlüsü, Gamze Özçelik’i yüzüstü bırakıp gitti.

Ve bizler önümüzde o tuhaf sırat sorusuyla baş başa kaldık.

Bizim başımıza gelseydi ne yapardık?

Yaşamayan biri buna nasıl cevap verebilir ki?

Yapabileceğimiz tek mertlik, şimdiden yazıp kendimizi bağlamak.

Hiç olmazsa bir erkeklik müneccimliği yapalım.

* * *

Herkesin bir felaket senaryosu olmalıdır.

Her eşin, her sevgilinin, hatta her eski eş ve eski sevgilinin.

Her kardeşin, her anne ve babanın, çocuğun, mutlaka bir felaket senaryosu olmalıdır.

Bir gün bir yerde, birisi çıkıp size ‘Biliyor musun sevgilini veya eşini şurda biriyle görmüşler’ derse ne olur.

Dedikodu veya gerçek.

Mesela, iğrenç bir herifin cep telefonuna aldığı görüntü, bir telefon kaydı.

Veya sadece bir şüphe.

‘Görmüşler’ türü sıradan bir gammazlama nakaratı.

Evet, hayatınızda bir gün o cümle karşınıza çıktığında ne hissedersiniz.

Hissetmek de önemli değil, ne dersiniz? Ne cevap verirsiniz?

Merakla ikinci cümleyi mi beklersiniz, getir şu kasedi görelim mi dersiniz?

Böyle bir felaket senaryonuz var mıdır, bir çıkış planı yapmış mısınızdır?

Benim var.

Sadece iki kelime:

‘Sana ne...’

Bu kadar da basit...

Yani, sadece sevgili Adnan’ın yaptığını yapardım.

* * *

Gamze Özçelik
olayını izlerken işte böyle bir ses bekledim.

Bir erkek sesi.

Bir kadın sesi.

Gerçek bir insan sesi.

O sahneleri cep telefonuna kaydeden aşağılık herifi, insan içine çıkartmayacak bir duruş.

Bir tarz, iki küçücük kelime.

Kendime, başkalarına, bütün topluma karşı küçücük bir cümle.

‘Size ne...’

Korktuğum oldu.

Birinci erkek aşağılıktı.

İkincisi ise içine sindiremedi.

Önümüzde kala kala bir örnek adam kaldı.

Adnan Kahveci.

Dirisiyle kahramandı.

Öldü gitti hálá tek kahraman...
X