"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Bir gece önce bir gece sonra

Salı akşamı Taksim savaş alanı gibiydi. Dumandan göz gözü görmüyordu.

Oradan oraya kaçışanlar, yaralananlar, yoğun duman altında Gezi’de zor durumda kalanlar... Yüzlerce yaralı vardı, herkes revire koşturuyordu.
Çarşamba akşamı ise bu savaş alanının orta yerinde doğaçlama bir piyano resitali vardı.
Bir konser için İstanbul’da bulunan Alman piyanist Davide Martello piyanosunu kapıp (üşenmeyip getirmiş, bravo!) meydanın orta yerine konuşlandı ve beklenmedik bir konser verdi. Herkes sükunet içinde onu ve diğer piyanist Yiğit Özatalay’ı dinledi. Polisler de dahil...
İki geceyi peş peşe yaşayınca ruh hali şöyle oluyor:
Evet, “Burası Türkiye” klişesi kesinlikle doğru.
Her an her şey olabilir. Delirme, şaşırma!
“Müzik ruhun gıdasıdır” klişesi de bir o kadar doğru.
Şiddete maruz kalana da ve (bir şekilde) şiddeti uygulayana da iyi geldi. Sakinleştirici ilaç gibiydi. 
Ve son söz yine bizim şarkıcılara, müzisyenlere:
Gezi hakkında şarkı yapmaya, tepkini koymaya eyvallah. Ama en güzeli gitarını, piyanonu kapıp insanların arasında sade bir şekilde müzik yapmak işte.
En büyük destek bu. En büyük moral bu...

İşi sulandırdılar: Necati Şaşmaz ve Hülya Avşar 

Necati Şaşmaz’ın öznesi yüklemi zamiri; kısacası her yanı başka bir yöne kaymış, bozuk yol gibi duran cümlelerinden hiçbir şey anlamadık, doğru.
Bir oyuncu nasıl olur da böyle cümle özürlü olabilir dedik ve onun adına utandık, o da doğru.
“Ülkeye nazar değdi, dua edelim” ya da “Gece karanlığındaki kedi gözleri gibi onları izlememiz gerekiyor. Sosyologlarımız bize bu yolu gösterirse biz de doğru anladığımız ışığa ulaşabiliriz” gibi naif, çocuksu, ben tasvirliyorum kızım sen anla şeklindeki tespitleriyle dalga geçildi, buna da tamam.
Ama sonuçta ne oldu? Gezi eylemi sulandırıldı.
Bir gece önceki orantısız ötesi şiddet bir anda unutuldu.
Şaşmaz geyiğine teslim olundu.
Ve Hülya Avşar... İyi niyetli olabilir, ama Gezi konusunda Başbakan’la görüşmesi neresinden baksanız büyük hata! Çünkü geçmişte yaşanmış bir hadise tekrar hatırlandı.
Avşar evinin arsasını genişletmek için komşusunun ağaçlarını kestirmiş ve bu yüzden zamanında mahkemelik olmuştu.
Çevre sicili sabıkalı olan birinin kalkıp Gezi eylemi konusunda Başbakan’a görüşünü belirtmesi ne kadar inandırıcı? Ne kadar samimi?
Elbette hiç değil. Dolayısıyla Avşar’ın bu konuda susması gerekiyordu.
Ve ilk önce kestirdiği ağaçlar konusunda hesap vermesi...

Referandum fikri

Bir parkın park olarak kalıp kalmaması için oylama yapmak.
Neresinden baksanız tuhaf bir durum.
Hani orası boş bir arazi olsa, “Ya arkadaşlar park mı yapsak yoksa kışla mı?” diye halka sorulsa anlarım.
Ama hali hazırda burası zaten park.
Sev ya da sevme. Git ya da gitme...
“Böyle kalsın, bu gerginlik de bitsin” demek biliyoruz ki “yenilgi” olarak algılandığından hükümet için zor dostum zor...
Şimdi ufukta görünen referandum formülüne sevinen var.
Ben pek sevinemedim. En başta belirttiğim neden dolayı...

AKM’de bayrak yarışı

Sol fraksiyonların flama ve bayraklarıyla AKM’yi baştan aşağı reklam panosuna çevirmeleri manasızdı.
Polisin bu flamaları indirip Türk bayrağı ve Atatürk posteri koyması, sonra slogan atması da kusura bakmayın ama başka türlü bir manasızlık.
Onları indir bitsin. Kime, ne ispat etmeye çalışılıyor?

X