Gündem Haberleri

    Bir dönemin fotoromanı

    Toygun ATİLLA / İSTANBUL
    22.02.2015 - 01:20 | Son Güncelleme:

    Savcının önüme koyduğu, hakkımdaki ‘suç delillerini’ görünce tüylerim ürperdi, irkildim. Odatv soruşturması kapsamında 10 ‘terör’ şüphelisinden biriydim. Telefonlarım dinlenmiş, polisler tarafından adım adım takip edilmiş, fotoğraflanmıştım. Suç delili olarak ise ortaya, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ile yaptığım ‘hal-hatır’ içerikli telefon konuşması, gazeteci arkadaşım Mehmet Bozkurt ile Üsküdar’daki bir pastanede yaptığımız görüşme ve birlikte gazete okumamız konmuştu! Gördüklerim bir terör soruşturmasının delilleri değil, adeta bir dönemin fotoğrafı gibiydi. İşte Türkiye’de yaşanmış, gazetecilerin ‘örgütsel’ faaliyetlerini ispatlamaya çalışan polislerin harcadıkları mesai sonunda ortaya çıkan bir ‘terör’ soruşturmasının öyküsü:

    KANSERLİ BABAMI BAŞKA BABA SANDILAR

    Her şey geçen ay duayen Avukat Turgut Kazan’ın beni araması ile başladı. Her zamanki gibi nüktedan tavrı ile girdi cümlelere: “Örgüt davası kapsamında şu anda ifade veriyorum. 10 kişi birlikte terör örgütü kurmuşuz. Liderimiz de senmişsin! Onun için Savcı Bey senin ifadeni sona saklıyormuş. Ancak önümüzdeki hafta ifadeni alacak. Haberin olsun.” ‘Terör örgütü şüphelisi’ olduğumu Turgut Kazan’ın telefonu ile öğrenmiştim. Hoş öncesinde, telefonlarımın 2008-2010 yılları arasında IMEI numarası üzerinden dinlendiği, ‘Ceren’ sahte ismi ile maillerimin izlendiği ortaya çıkmıştı. Ancak bu seferki yeni bir durumdu. Adli bir soruşturmaya dahil edilmiştim.
    Soruşturmayı yürüten Terör ve Örgütlü Suçlar Savcısı Mesut Erdinç Bayhan, dosyada benimle ilgili suç delili olarak bir telefon görüşmesinin tapesi ve bir izleme anının görüntüleri olduğunu anlattı. Merak ve heyecan içinde önüme koyulan suç delillerini incelemeye koyuldum. O yıllara yani 2011’e geri döndüm.

    SİYAHLA ÇİZİLEN BABAMI 10 GÜN SONRA KAYBETTİM

    4 Haziran 2011’de eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ile yaptığım telefon görüşmesinin çözümünü okudum. 3 dakika 3 saniye tutan görüşmenin çözümü 2 sayfa tutmuştu. Benim için önüme koyulan bu konuşma metni, hal hatır sorma ve yaşanan sağlık sıkıntıları ile yapılan bir dost sohbeti... Ancak bu görüşme 2011’de o soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz, İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ve Müdür Yardımcısı Ahmet Davulcu için örgütsel bir görüşme niteliği taşımış. Öyle ki, konuşmanın içinde yer alan, “Benim de baba rahatsız. O da kanser... Son şeyinde. Ben de bunun için sizi çok uzun zaman ihmal ettim.” cümlesi siyah olarak işaretlenmiş ve dikkat çekilmişti. Sanırım, baba kelimesi konuşmayı dinleyen polisler için ya mafya babasını ya da terör örgütünün lideri olarak düşündükleri ‘babayı’ ifade etmişti ki, bu cümleyi siyah harflerle yazmış, dikkat çekmişlerdi. Kendisini uzun zamandır arayamadığım Emin Arslan’a söylediğim ‘Sizi ihmal ettim’ cümlesi de örgütsel birlikteliğin en büyük kanıtı olmuştu. Halbuki bu telefon konuşmasından sadece 10 gün sonra 14 Haziran 2011’de kanser tedavisi gören babamı kaybedecektim. Önüme koyulan bu telefon tapesini okurken o günler aklıma geldi. Bir yandan hastane kapılarında tedavi umudu ile çırpınırken öte yandan bu şartlar altında habercilik yapmaya çalıştığımız o günler.

    BASILMAMIŞ KİTABI TOPLATAN HÂKİMİN İMZASIYLA

    İkinci suç delili ise polisin yaptığı bir takip çalışmasıydı. Aydınlık Gazetesi Muhabiri Mehmet Bozkurt ile Üsküdar’ın en çok bilinen cafelerinden birinde, 9 Haziran 2011’deki buluşmamız anbean izlenmiş, fotoğraflanmış ve suç delili olarak dosyaya konmuştu. Dönemin İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Davulcu’nun hazırladığı rapora göre, Odatv bilgisayarlarında benimle ilgili notlar bulunmuş ve örgütle ilişkim de saptanmıştı! Bu sebepten takip edilmem ve izlenmem gerekiyordu. Bu gerekçelerle mahkeme kararı istenmişti. Kararın altındaki hakimin ismi de tanıdıktı: Mehmet Karababa... Ahmet Şık’ın basılmamış kitabına toplatma kararı veren Hakim Karababa benim de izlenmeme onay vermişti. İşte bu aşamanın ardından takip edilmiştim. Hazırlanan polis tutanağına göre, 4 polis tarafından takip altına alınmıştım. Meslektaşım Mehmet Bozkurt ile telefonda yaptığımız görüşmeden sonra Üsküdar’daki cafe’de buluşacağımızı öğrenen polisler, öncesinde buraya giderek hazırlık yapmışlardı. Cafe’nin asansörüne bile kamera takmışlar, eskilerin deyimi ile orada adeta karakol kurmuşlardı.

    KATİLLERİ TAKİP ETSELERDİ DİNK CİNAYETİ OLMAZDI

    Yapılan bu takibi ve harcanan mesaiyi görmem beni hayretler içinde bırakmıştı. 22 yıldır Hürriyet Gazetesi’nde muhabir olarak çalışan ben, deyim yerindeyse ‘uluslararası bir terörist’ gibi takip edilmiştim. Yaklaşık 1 saatlik bu dost sohbeti ise polis kayıtlarına özetle şöyle geçmişti: “Cafede buluştular. Tokalaştılar. Çay, kahve içip sohbet ettiler. Masanın üzerindeki gazete üzerinde bir şey işaretlediler. Onun üzerine konuştular.” Suçumuz sabitti: Çay kahve içmek, gazetedeki bir haber üzerine tartışmak. Belki de kimbilir bulmaca çözmek... Savcı Bayhan bile dosyaya delil diye koyulan bu telefon görüşmesi ve izleme fotoğrafları karşısında şaşkındı... Ben ise Hrant Dink cinayetinin öncesinde şüpheliler belli olduğu halde, bu derece bir takip altına tutulmadıklarını düşündüm. Beni izledikleri kadar ‘o cinayet şebekesini’ izleseler, Dink cinayeti olmazdı diye aklımdan geçiriyordum.

    Ben lider, onlar terörist

    İKİ hafta önce gazetemizin kurumsal avukatlarından Eren Şener ile birlikte Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde Terör ve Örgütlü Suçlar Savcısı Mesut Erdinç Bayhan’ın odasındaydık. Odanın her tarafı, masanın altı, camların önü bile soruşturma dosyaları ile doluydu. Masasında ise ‘Casusluk suçlarının’ TCK’daki yerini anlatan bir hukuk kitabı vardı. Savcı Bayhan, 2010 yılında açılan ve Odatv davasından arta kalan, 5 yıldır her nedense kenarda bekletilen dosyanın şüphelisi olduğumu söyledi. O dönem soruşturmayı yürüten savcı ve polislerce Ergenekon örgütü kapsamında faaliyet gösterdiğim ve örgütle ilişkim olduğunun belirlenmesinden dolayı ‘terör örgütü’ şüphelisiydim! 9 örgüt arkadaşım vardı: Avukat Turgut Kazan, Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan, eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Arkadaş Kitabevi’nin sahibi Cumhur Özdemir, Avukat Mehmet Cengiz, Avukat Vural Ergül, Avukat Hasan Fehmi Demir ve Avukat Muhdi Öztüzün. 2008-2010 yılları arası ‘istihbari’ olarak sahte isimlerle alınan kararlarla dinlenmiş, izlenmiş, 2011’de ise adli olarak gerçek kimliğiyle telefonları dinlenmiş, takip edilmiş bir gazeteceydim. Şimdi sıra işlediğim suçları görmekte, önüme koyulacak suç delillerini öğrenip bunlara cevap vermeye gelmişti.

    Asansör marifetiyle kafenin çatı katına...

    Bir dönemin fotoromanı

    TELEFON dinlemeleri sonucu Mehmet Bozkurt ile Toygun Atilla’nın Üsküdar Hakimiyeti Milliye Caddesi üzerinde bulunan Çimen isimli kafede buluşacakları bilgisi üzerine:
    Aynı gün saat 16.00 sıralarında Üsküdar, Hakimiyeti Milliye Caddesi üzerinde bulunan Çimen Unlu Mamülleri isimli kafeye geçilerek gerekli fiziki takip ve tasarrut çalışmalarına başlanmıştır. (1 nolu fotoğraf) Saat 16.54 sıralarında Toygun Atilla isimli şahsın Çimen Unlu mamüller isimli kafeye girdiği ve asansör beklediği (2 nolu fotoğraf) daha sonra asansör marifetiyle kafenin çatı katına çıktığı (3 nolu fotoğraf) ve yalnız olarak oturan Mehmet Bozkurt isimli şahsın yşanına gelerek tokalaştığı, aynı masaya oturdukları görülmüş (4,5, ve 6 nolu fotoğraf)
    Şahısların sohbet etmeye devam ettikleri bir esnada Mehmet Bozkurt isimli şahsın çantasından çıkarttığı gazeteyi Toygun Atilla isimli şahsın önüne koyduğu ve gazete üzerinde bir yeri işaret ettiği, Toygun Atilla isimli şahsın ise o bölümü okuduğu ve aralarında konuşmaya devam ettiğikleri görüllmüştür (7,8 ve 9 nolu fotoğraf)
    Saat 17.30 sıralarında yapılan fiziki takip ve tasarrut çalışmalarına son verilmiştir.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı