Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir dinozorun özlemleri(1)

Pakize SUDA

Özlüyorum. Bir dolu şeyi. Bir çoğu yok artık. Bazıları kıyıda köşede kaldı. Bir kısmı kendisi olmaktan çıktı. Onlarla içiçeyken farkında mıydım güzelliklerini? Asla. Zaten güzellikleri değil ki özleten. Uzaklıkları. Özlediğim belki de onlar değil, çocukluğumdur.

Uzun sözün kısası, nostalji kaseti yapamadım, bari bir nostalji yazım olsun diyorum.

AKERDEON

Kırmızı, mavi... Pırıl pırıl. Körüklü. Yanlarında omuza asmak için kemerleri. Hem çalacak hem taşıyacaksın. Müzisyen olmak yetmez, ağırlıkçı da olmak lazım. Hani, ‘‘Kambersiz düğün olmaz’’ diye bir laf vardır. Yanlış. Kambersiz olur, akerdeonsuz olmazdı eski düğünler.

KALAYCI

Kapı kapı gezerlerdi. ‘‘Kim o?’’, ‘‘Kalaycı.’’ Bakır tencereler iki gün sonra pırıl pırıl gelirdi. Şimdi tefloncuya ihtiyacımız var. Hepsi iki kullanışta çizilip dökülüyor. Alsınlar, teflonlayıp getirsinler.

DOLMUŞ

Hani Karaköy-Taksim arası çalışırlardı. Siyah, kocaman, yüksek. Neredeyse iki oda bir salon. Önce sarardılar sonra yok oldular. Yaprak misali.

YOĞURTÇU

Önceleri enselerine dayayıp, iki yana açtıkları kollarıyla kavradıkları sırığın ucunda terazi misali sallanan tepsilerle gelirlerdi. Tabakla kapıya çıkardık. ‘‘Yarım kilo ver. Kaymak koyma.’’ Sonraları boy boy çömleklerle gelmeye başladılar. Haftanın belli günleri. Bir koyun yoğurdu bilirdik bir de inek. Light'ından falan haberimiz yoktu. Çileklisinden de. En fazla şeker katıp yemeyi bilirdik.

TELEFON BAĞLATMA

Şimdi gençler, ‘‘Bu da ne?’’ diyecekler. Bu şu: Eskiden telefon almak için PTT'ye müracaat edilir, sonra beklemeye geçilirdi. Beklenir, beklenir, beklenir ve ölünürdü. Varisler beklemeyi devralır, onlar da bekler, bekler, beklerlerdi. Nihayet telefondan umut kesilir, unutulur giderdi. Sonra bir gün bir mucize olur, memurun biri çıkar gelir telefonunuzu bağlardı.

Bu süre zarfında telefonu olan konu komşuyla sıkı fıkı olunur, ‘‘Bizim bey biraz gecikti de sizden bir telefon edebilir miyim?’’ denirdi. Bu arada beylerin işi işti. Cep telefonu icat oldu zamparalık aslanın ağzına girdi.

TAHİN PEKMEZCİ

Gecenin bir saatinde sesi duyulurdu. ‘‘Tahan vaaa pekmez vaaa.’’ Biraz tahin, biraz pekmez. Karışımın kıvamı çok önemli. Pekmez çok kaçarsa fazla tatlı olur, az gelirse içiniz bayılır. O da yoğurt gibi. Artık sokakta gezmiyor. Markette bekliyor.

BOZACI

Boza da var, bozacı da. Lakin eskisi gibi kapımıza geldikleri yok pek. İçmek için camında ‘‘Vefa bozası bulunur’’ yazan bir yer bulmanız lazım. Bir de bozacının şahidi şıracı var ki, o hepten yok oldu.

ARKASI YARIN

Radyoda olurdu. Görüntüsüz tiyatro. Hafta içi her akşam. Çıt çıkarmadan dinlerdik. Kapılar gıcırtıyla açılır, adımlar sesli atılırdı. ‘‘Tak, tak, tak.’’ Tok sesli adam ‘‘Efekt Korkmaz Çakar’’ derdi sonunda. Ya da ‘‘Efekt Ertuğrul İmer.’’ Ertesi günü iple çekerdik.

PESTİL

‘‘Üzüm, incir, erik, dut, kayısı gibi meyvelerin ezilip güneşe serilerek yufka biçiminde kurutulmasıyla yapılan bir tür ezme’’ imiş. Öyle yazıyor sözlükler. Biz o kadarını bilmezdik. Üst üste yığılmış káğıt tabakalar gibi dururdu sıkış tepiş bakkallarda. 5 kuruşluk ya da 10 kuruşluk isterdik. Gramla mı verirlerdi metrekareyle mi hatırlamıyorum.

TURŞUCU

Okulun kapısında. Bir bardak turşu suyu, içinde bir salatalık. Biraz ısırır, biraz içersiniz. Mahalle bakkalınızdaki tenekede karışık. Lahana, salatalık, domates, biber, havuç. O kadar. Daha karpuzla kavunun turşusu kurulmamıştı. Turşu turşuydu anlayacağınız. Henüz showa başlamamıştı.

OKUL ÇAYLARI

Cumartesi öğleden sonra. İple çekilir ama mutlaka zehir edilirdi. Zira ya saçınız iyi olmazdı ya kıyafetiniz. Ya da münasebetsiz bir sivilce gelip burnunuzun üstüne otururdu. Karşılıklı bakışılır, başkasını dansa kaldırdı diye ‘‘sizinki’’yle tartışılır, kolaya ilaç konduğundan kuşkulanılır, dağıtmakla dağıtmamak arasında bocalanır, kıpkırmızı bir suratla dışarı çıkılıp çay noktalanırdı.

DONDURMACI

Üç tekerlekli araba. İçinde dondurma kazanı, tepesinde pırıl pırıl külahı. Uzaktan sesini duyunca parayı avucumuza koyar beklerdik. O zamanlar ne adım başı pastane vardı ne de havuçlu, kerevizli, bilmemneli dondurmalar ÇBS'nin renk kartelası misali yan yana dizilirdi. Bir kaymaklı, demirbaş. Bir de limonla vişne, dönüşümlü.

*

Daha çok var. Haftaya devam ederim diye düşünüyorum. Değinmem gereken çok önemli bir husus olmazsa tabii ki.

Mış muş köşesi

M.Yılmaz, ‘‘Enflasyon ithal ettik’’ demiş.

İyi halt ettiniz. Biz de vatandaş olarak politikacı ihraç etmeyi düşünüyoruz. Ta Antarktika'ya.

Enflasyonu kadınlar denetleyecekmiş.

Eyvah! Yandık. Zira kadınlar indirmeye değil kaldırmaya talimlidirler.

Meclis kıyak emekliliğin iptalini önlemek için köklü çözüm bulmuş.

Benim bulduğum çözüm daha köklü. Topunun köküne kibrit suyu dökelim.

Amerikalı zenginlerin çoğu sütçülerden çıkıyormuş.

Bizde durum farklı. Süt satanlar zengin olmuyor, süt verenler şöhret oluyor. Bir şartla. Sütün üretildiği doğal ortamı açık seçik gösterecekler. Bakınız Galaxy, Şamdan vs.

Rahşan Ecevit, ‘‘Bülent patates sever, el öptürmeyi sevmeez’’ demiş.

Ben bir bağlantı kuramadım. Siz kurabildiniz mi?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI