Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir devlet yıkılırken (II)

<B>YIKILIŞ </B>arifesindeki Belçika’ya <B>‘tecrübesiz taze’</B> diyebilir miyiz? Bin defa hayır!

İnsaf, modern ‘ulus devlet’i 1789 Devrimi’nin de ötesine; tá Cromwell İngiltere’sine dayandırsak dahi, yüz yetmiş beş yıldan beri varolan Benelüks Krallığı ‘genç’ addedilemez.

Tam tersine, tarihçesi bizimkinin iki mislini bile geçen ve Kıta’nın diğer pekçok devletinden haydi haydi eskiye uzanan Belçika’yı ‘en oturaklılar’ arasında saymak gerekir.

Peki, nasıl oluyor da böyle köklü bir ‘ulus devlet’ şu an can çekişiyor?

Bendeniz niçin Belçika’nın 200. yıldönümünü kutlayabileceğine şans tanımıyorum?

* * *

FRANSIZ düşünür Ernest Renan, 1870’de Bismarck Prusya’sı Paris’i de ezince, şok etkiyle, henüz pek teorileşmemiş olan ve burjuva merkantilizminin ‘yekpare ekonomik pazar’ anlayışına eş düşen ‘ulus devlet’ formülasyonuna çok hayati bir boyut daha ekledi:

Genel ‘manevi bütünlük’ ki, buna daha ziyade ‘kader birliği’ diyoruz!

Millet, mazideki tarih; şimdideki ruh ve gelecekteki hedef ortaklığıyla ‘millet’ olur.

İzafi önemlerine rağmen dil, din, mezhep ve etnisite arkadan ve ikincil olarak gelirler.

Dolayısıyla, bir bireyler bütünü eğer yukarıdaki ‘kader birliği’ne gönüllü ve iradi biçimde inanmışsa, o, idari, hukuki ve iktisadi mekanizmasıyla ‘ulus devlet’i oluşturur.

Tam özetlersek, ‘millet’in ve ona araç ‘ulus devlet’in kökü ‘hissiyat’ta yatar!

* * *

DETAYA inecek yerim yok, 19. yüzyıl Napolyon savaşları ertesinde Fransa, Prusya, İngiltere ve Felemenk arasında tampon olarak yoktan var edilen Belçika, bin çabaya rağmen, yukarıdaki ‘millet hissiyat’ını yerleştiremedi. Bir ara tutarmış gibi olduysa da, maya tutmadı.

’Ulus devlet’ harita üzerinde dursa bile, ne ilk ‘resmi tarih’ yazılırken eski Roma’ya uzandırılan atmasyon bir ‘kurucu mitos’; ne, sırf ahaliyi oluşturan Flaman ve Vallonların etnik aidiyetini taşımasın diye kasten Avusturya’dan ithal edilen Habsburg hanedanı kral; ne hayasız kralın ilkin kendine mülk edindiği sömürge imparatorluğu; ne de her biri işgal ve direnişle noktalanan iki büyük dünya savaşı, o ısmarlama ‘devlet’e ‘ulus’u yaratmaya yetti.

Bir ‘Belçikalılık ruhiyatı’ oldu ama, kimse ‘r-u-h-e-n’ Belçikalı olmadı!

Zaten söz konusu ‘Belçikalılık ruhiyatı’ da ülkesini, devletini ve kendisini ciddiye almamaya; hatta daha doğrusu, bunların hepsini gırgıra, alaya, ‘ti’ye almaya tekabül etti.

Bırakın ezberden güfte söylemeyi, kimsenin milli marşın adının dahi bilinmediği ve herkesin kendisini ‘Belçikalı’ olarak değil de, alt kimliği üst kimliğe dönüştüren ‘Flaman’, ‘Vallon’, yahut ‘Brükselli’ diye tanımladığı bir ‘ulus’a (!) ulus denilebilir mi?

* * *

TAMAM tamam, site burjuvazisi geleneğinden, Cermen - Latin ayrışmasına binbir dereden su getirilerek Belçika’ya bahane bulunabilir ama bunlar temel gerçeği değiştiremez.

O da şu ki, işte mal meydanda, yedi çeyrek asır gibi modern zamanların çok eski bir tarihine uzansalar ve refah seviyesinde zirveye ulaşsalar bile, gönüllü ‘kader birliği’nde uzlaşamadıkları için kendilerini ortak millet addetmeyen bireyler gerçek ‘millet’ olamıyorlar.

Dolayısıyla, insanlık tarihinde bir aşama olan ‘ulus devlet’ler kırılganlık arzediyor.

‘Süreklilik’ güvencesi yok ve ‘ebediyete kadar’ yeminleri inandırıcılık taşımıyor.

Belki, ‘süpra nasyonal’ denilen ‘ulus ötesi’ yapılanmalar o ‘ulus devlet’i aşacak.

Fakat belki de, bir ihtimal Belçika gibi, onca çaba ve zamana rağmen ulus olamamış fertler ruhi ‘kader birliği’ni bu defa mikro ölçekteki başka ‘ulus devlet’lerde arayacaklar.

Ne birinin, ne ötekinin garantisi var, zira insanlık hep yalpalamalı yürüdü ve yürüyor.

O halde, en eskisinin ve en zengininin encámı işte ortada, ‘millet’ ve ‘ulus devlet’ tarihin kaosundaki sonsuz ‘kader’ler arasında sadece bir tanesini ve virgülünü oluşturuyor.
X