Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir devlet yıkılırken (I)

<B>BELÇİKA</B>, kuruluşunun 175. yıldönümünü kutluyor.<br><br><B>‘Kutluyor’</B> dediysem, öyle alá ve valáyla törenler düzenlendiğini, ahım şahım nutuklar atıldığını, öbek öbek sancaklar çekildiğini falan sanmayın.

Tersine, bu yuvarlak rakam ‘sene-i devriye’ aşağıda değineceğim nedenlerden ötürü son derece ‘alçak profil’ bir şekilde geçiştiriliyor.

Diyelim ki, baştan savma ve dostlar alışverişte görsün kabilinden aktiviteler daha ziyade sanat ağırlığı taşıyor ve ‘Belçikalılık ruhiyatı’ teması etrafında dönüyor.

* * *

PEKİİ, söz konusu Benelüks ülkesi 200. kuruluş yıldönümünü de kutlayabilecek mi?

İşte bundan hiç, ama hiç mi hiç emin değilim!

Daha doğrusu, bu ihtimale miniminnacık; toplu iğne başı kadar bir şans tanımıyorum.

Atlasın o tarihte hálá Belçika diye bir devlet zikretmesi olasılığı bana imkánsız geliyor

Hatta, çeyrek asır gibi kim öle, kim kala cinsi uzun vadeli perspektife de açılmayalım. Ben, Brüksel başkentli federasyonun on sene sonraki kalıcılığına bile güvenmiyorum.

Sağlamcı adamım, Krallığın 185. yıldönümünü kutlayacağına dair de bahse girmem.

* * *

YUKARIDAKİ soruları ve cevap varyantlarını, başta Genel Yayın Yönetmenimiz, ‘Hürriyet’ ekibi olarak önceki sabah Belçika Başbakan Yardımcısı ve Adalet Bakanı Laurette Onckelinx’le birlikte kahvaltı ederken düşündüm.

Daha doğrusu, olağanüstü akıllı, sempatik ve önyargısız devlet kadını ve Ertuğrul Özkök makam duvarına resmedilmiş dev boyutlu bir ülke haritası önünde hatıra fotoğrafı çektirtirken, sanki aparatın flaşıymışçasına denklem de benim beynimde patladı.

Farzedelim ki, on yıl sonra tümümüz birden yine aynı yere geldik.

O harita yine o duvarda duracak mı?

Dedim ya, sermayeyi kediye yatırmayacağımdan bu konuda asla bahse girmem!

Hadi dekorasyondur, el emeğidir, ressam fırçasıdır falan, durduğunu varsaydık.

Satıh şimdiki gibi yekparelik arzedip, Brüksel’i başkent olarak gösterecek mi?

Yoksa, başka bir ressam merdivenli iskeleti kurup, zaten kurulduğu 1830’dan beri bile eti budu diş kovuğuna kaçmayan o küçüçük yüzölçümüne bile yeni sınırlar mı çizmiş olacak?

Ve, her şeye rağmen eninde sonunda onmilyon nüfuslu; Avrupa’da öncü nüfuzlu; ekonomide yüksek hacimli; uluslararası arenada da prestijli bir devletin başbakan yardımcı ‘ağırlığıyla’ bizleri karşılayan madam Onkelinx bu defa, şimdi her bakımdan daha da mikroskopikleşmiş başka bir ülke yetkilisi olmanın ‘hafifliğiyle’ mi gülümseyecek?

* * *

HEP ikinci ihtimaller ağır basıyor, çünkü şakaya makaya gelir tarafı yok, Avrupa’yı Avrupa yapmış olan bir ‘ulus devlet’ göz göre göre yıkılıyor.

Eminim ki, tornistanlı ve bocalamalı dahi olsa yine de genel seyir itibariyle ‘süpra nasyonal’ denilen türden bir ‘ulus ötesi’ bir bütünlüğü hedefleyen AB eğer gerçekten ‘devletler çözülmesi’ne ‘gebe’yse, ilk ‘doğum’u mutlaka ve mutlaka Belçika yapacak.

Nasıl ki, Çekoslovakya post komünist dönemle birlikte ve pek kafa göz yarılmadan Çekya ve Slovakya diye ikiye bölündü, Benelüks Kraliyetini de işte benzer bir ákibet bekliyor.

Flamanya, Valonya ve muhtemelen ‘özerk’ (!) bir Brüksel olmak üzere üç ayrı ‘bebek’ (!) Kıta’da vıyaklayacak ki, böylesine bir gelişmenin ‘ulus ötesi’ gidişatta ‘öncü’ işlev mi göreceği; yoksa tam tersine, ‘mikro milliyetçi’ temeldeki ‘ulus devletler’e yenilerini eklemekle ‘gerici’ ve ‘ardıcıl’ bir rol mü oynayacağı şimdiden kestirilemez.

Muhtemel sonuç ve etkileri sırf Benelüks Krallığı bünyesinde değil, bizi de çok yakından ilgilendiren o genel ‘ulus devlet’ çerçevesinde yarın inceleyeceğim.
X