Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir Bülent Ecevit analizi

Cüneyt ÜLSEVER

Son günlerde yıldızı parlayan politikacı muhakkak ki Sayın Bülent Ecevit. Ecevit önemle Apo'nun yakalanışından sonra -kişisel katkısı tartışılmadan- medya rüzgárını arkasına aldı.

Benim ilgimi çeken nokta ise 40 yıllık bir siyasetçiyi gerek medya, gerek millet olarak yeniden keşfetmemiz. Orta yaşta herkesin çocukluğundan beri tanıdığı Ecevit'i yeniden fark ediyoruz!

Apo rüzgárının biraz olsun dinmesini bekledikten sonra ben bugün Bülent Ecevit'in geniş bir perspektif ile bir analizini yapmak istiyorum.

* * *

Benim analizini yapacağım Ecevit, 40 yıllık icraatı ile var olan bir kişi.

Ecevit siyaset sahnesine rahmetli İsmet İnönü'nün yanında çıktı. Kendisine demokrat sıfatının yakıştırılması ise 12 Mart darbesini sindirememesi ve partisinin genel sekreterlik görevinden istifası ile gündeme geldi. 28 Şubat'ın yarattığı 55. Hükümet'te görev alan Ecevit, 12 Mart'ta muhtıranın kendisine verildiği zehabına kapılmış ve demokratik tepki göstermiş idi.

İnönü gibi bir kültü alt ederek CHP Genel Başkanlığı'na yükselen Ecevit 1974'te Kıbrıs fatihi olarak kalplerde taht kurdu. Ancak ona siyaset tarihinde ebedi sayfayı açan olgu ortanın solunu ilk defa iktidara taşımasıdır. Gerçekten devlet-i álinin müsaade ettiği alanın dışında bir ideolojiyi iktidara taşıyan ikinci kişi, belki de 1950'nin Menderes'inden sonra, Ecevit'tir.

Ancak Ecevit iktidarı, vaat ettiği gelir dağılımındaki çarpıklıkların bir nebze olsun düzeltilmesini bırakın, yokluklar ve karaborsa ile simgelenen ve gelir dağılımının daha da beter hale getirildiği kısa bir dönem olmuştur. Halk arasına solcuların ekonomi bilmediği önyargısı bu dönemde yerleşti.

Bir türlü hayata geçiremediği korporatizm uzun yıllar onun gönlünde yatan bir aslan idi. Ziya Gökalp'ten beri piyasacı müteşebbis ruhun yerine geçecek ve bizi onun belalarından(!) koruyacak, ancak komünizme de ödün vermeyecek dayanışmacılık ruhu, bazı aydınlarımızca, milli harsımıza en uygun model olarak görülmüştür.

Bu ideal, pratikte hiç yerini bulamasa da halkçı aydınların gönlünden hiç kopmaz.

Ecevit de 12 Eylül'e dek kooperatifçilik ve köy-kent idealleri ile simgeleşti. Ayrıca bu dönemden zihinlerde kalan, Süleyman Demirel ile sürdürdüğü ve halka gına getiren çekişmeleridir.

12 Eylül sonrası Ecevit'ini daha sakin bir üslupta, milliyetçilik jargonuna daha yakın, Türk sosyolojisi ile daha uyumlu ve piyasa ekonomisine karşı daha az inkárcı bir kalıpta görürüz.

* * *

Artık zamanın koşullarına karşı daha tavizkár, ancak serbest piyasa ekonomisine hangi sol tedbirleri getirdiği belli olmayan, dış politikada aldığı tavır net olmayan, Avrupa Birliği'ne üyeliğimizi içine sindiremeyen, özelleştirme karşısında tutumu bir türlü anlaşılamayan, ne ABD ile ne de ABD'siz olabilen bir Ecevit vardır ortalarda.

Benim indimde 1990'ların Ecevit'i, tam anlamı ile sağ ve sol politikalar arasında sıkışıp kalmış ve herhangi bir sentezden uzak bir siyasi liderdir.

Ancak artık devlet çarkı ile iyi geçindiği şüphe götürmez.

Namusu konusunda ise, yukarıda ele alınan dönemlerin tümünde, kendisine dil uzatacak herhangi bir faninin ne bu dünyada, ne de öteki dünyada yeri vardır.

Son günlerde soruyorum kendi kendime; Türkiye olduğu yerde sayıp durmayı kabullenecek kadar mı ahlaki değerlerini kaybetti ki ülkeye vereceği namusundan başka sermayesi olmayan bir lideri bu kadar baş tacı ediyor?



X