Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir beraatın gösterdiği

CUMA günü Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık’ın birlikte yazdıkları kitabın duruşmasında beklenen karar çıktı. Beraat.

Buna sevindim ama duruşma sonrasında gördüklerim canımı fena sıktı.
Zırhlı araçlar, polis ve jandarma eskortunda büyük bir tantanayla Ahmet Şık Silivri’ye kaldığı cezaevine yollandı.
Çünkü o,“terör örgütü üyesi.”
Üstelik de iddianamesi bile hazır olmayan bir “niyete” göre.
Hükümet, cezaevlerindeki bütün gazetecilerin “terör örgütü üyesi” oldukları için hak ettikleri bir cezayı çektikleri iddiasında.
Bu hak verme, kendi gibi düşünmeyeni susturma, birilerinin üzerine örtmek istediği gerçekleri ortaya çıkartmaktan yana olanları “suçlu” ilan etme durumu devam ettikçe Türkiye’de gerçek basın özgürlüğünden söz etmek mümkün değil.
Bugün cezaevlerinde altmıştan fazla gazeteci var. Evet, kimse gazetecilik yaptığı için suçlanmıyor, yazdıkları yüzünden ya terör örgütü propagandası yapmakla ya da doğrudan üyesi olmakla suçlanıyorlar.
Hergün sayıları artıyor bu gazetecilerin.
Son bir olay; Atılım Gazetesi eski Yazıişleri Müdürü Necati Abay geçen hafta 18 yıl hapis cezası aldı. Abay tutuklu değil. Karar ilginç. “Kanıtlara değil, kanaata göre” verilmiş.
Bu bir ilk değil, kanaate göre bugün kaç tane gazetecinin hapiste olduğunu bilen var mı?

* * *

CUMA günü izlediğimiz duruşma, gazeteciler hakkında davaların ne kadar kolay açılabildiğini göstermesi açısından ilginçti.
Şikayetçinin bile isnat etmediği bir gerekçe ile açılan dava, doğal olarak beraat ile sonuçlandı. Ama bu sonuca varmak için duruşmalar yapıldı, hakimler çalıştı. Adalet mekanizmasının boşuna meşgul edilmesi değil mi bu durum?
Türkiye’de düşünce hiçbir zaman suçlu olmaktan kurtulamadı. Yayın organları ve gazeteciler mahkeme salonlarının her zaman müdavimi oldular, hapis cezasına varan çeşitli cezalarla yüzyüze kaldılar.
Ama gazeteciler bugünkü kadar potansiyel suçlu konumunda olmadılar.
“Terör” damgası kamuoyunun en kolay kabul edeceği suçlama olduğu için medyanın sesini bu gerekçe ile kesmek de en kolay yol oldu.
Üstelik de bu cezalar, Kürt meselesiyle ilgili yayın yapan gazeteler ve sosyalist basını hedef aldığında toplumsal onay daha geniş oluyordu.
Ama onlara yönelik basın özgürlüğü ihlalleri doğal karşılandığı için bugünlere gelindi.
Türkiye, dünyada en fazla basın özgürlüğü ihlallerinin yaşandığı ülkeler arasında anılmaya başlandı.

* * *

DÜN Bilgi İletişim Kurumu’nun düzenlemelerini protesto etmek için sokaklara çıkıldı, sanal ortamda da bu protestolara on binler katıldı.
Kurum sansür değil dese de, bal gibi sansür. Zaten binlerce internet sitesinin yasaklı olması, çözülmesi gereken ciddi bir sorunken, şimdi bu durumu meşrulaştıracak, üç paketten birini seç diyerek, insanların kendi istemleriyle internette ulaşım özgürlüklerini kısıtlayacak yeni bir uygulama hazırlanıyor.
Herkesin aynı kanalları izleyip, aynı gazetelerden aynı haberleri okuduğu, internette aynı masal programlarını izlediği bir Türkiye hayal edenler olabilir. Ama boşuna umutlanmasınlar, Türkiye hiçbir zaman tek tip olmayacak.
Geçmişte bunun için verilen uğraşlar işe yaramadığı gibi gelecekte de yaramayacak.

X