Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir başkadır Türkiye

Tufan TÜRENÇ

Bu güzel ülke, insanıyla, toplum yapısıyla, doğasıyla, iklimiyle, dünyanın en lezzetli ürünlerini yetiştiren toprağıyla hiçbir yere benzemez.

Örneğin bizim kanallarımızdaki haberleri dünyanın hiçbir ülkesinin televizyonlarında izleyemezsiniz.

Çünkü bizimkiler, yakaladıkları bir olayı evire çevire, beş kere, on kere, yüz kere gösterirler.

Ertesi gün de, bir sonraki gün de aynı sahneyi, yine on kere, yüz kere tekrarlarlar.

Trafik kazasında parça parça cesetleri defalarca ekrana getirirler.

Bu korkunç sahneleri insanın midesini bulandırana kadar gösterirler.

Kanal değiştirseniz de aynı sahne karşınıza çıkar.

Her türlü faciayı, her türlü kıyımı, cinayeti, kan revan içinde kalanları, feryat edenleri, defalarca izlemek zorunda kalırsınız.

Bir sürü insanın bu tekrarlardan kafası karışır. Aynı olay, başka başka olaylarmış gibi algılanır. Her şey birbirine girer.

Böyle bir haberciliğin benzeri dünya televizyonculuğunda yoktur.

* * *

Sanırım 1970 yılıydı. Foto muhabiri arkadaşım Erol Diksoy'la Diyarbakır'dan Urfa'ya gidiyorduk.

Zaman kazanmak için gece yola çıktık. Otobüsün arka sıralarında oturuyorduk.

Ancak ben koridor tarafında olduğum için biraz sola eğilince yolu görebiliyordum.

Zaman zaman da ön tarafa bakıyordum. Fakat yol görünmüyordu. Sanki zifiri karanlık bir tünelde hızla ilerliyorduk.

Peki bu karanlıkta şoför yolu nasıl görebiliyordu?

Muavini çağırdım, aramızda şu konuşma geçti:

‘‘Otobüsün farları zayıf galiba...''

‘‘Yok ağabey, zayıf değil, hiç yanmıyor. Farlar bozuk.''

‘‘Anlamadım. Yani şoför kör kör mü gidiyor? Peki yolu nasıl görüyor?''

‘‘Merak etme ağabey, bizim şoför asfaltın karasından yolu bulur evelallah.''

Hiç unutmuyorum. Yapabileceğimiz bir şey olmadığı için Erol Diksoy'a dönüp şöyle demiştim:

‘‘Eğer Urfa'ya sağ salim ulaşabilirsek hemen bir kurban keselim.''

Aradan 26 yıl geçti. Trafikte ne değişti? Hiçbir şey...

* * *

Gazeteciliğe başladığımda hemen her gün bir yolsuzluk olayıyla uğraşırdık.

Bugün de uğraşıyoruz. Üstelik çok daha büyükleriyle. Tas da aynı, hamam da... Ahlaksal değerlerde bir ilerleme yok.

Ya kafada? Ne yazık ki onda da ileriye değil, geriye gidiş var.

21'inci yüzyıla üç yıl kala ülkenin en büyük kentinin belediye başkanı ve arkadaşlarının sergilediği ilkel anlayışa bakın.

Yapılan bir sürü saçmalığı geçelim, binlerce insanın yaşamıyla ilgili konularda bile koyu bir bağnazlık içindeler.

Örneğin çok tehlikeli teknik hizmetleri dindar diye uzman olmayan insanlarla götürmekte ısrar ediyorlar.

Tuzla Tersanesi'ndeki yangın faciasında çağdışı tutumun acı faturasından hiç ders almadıkları son doğal gaz olayından anlaşılıyor.

Böyle bir kafa bir gün kentin havaya uçmasına, binlerce insanın ölmesine neden olabilir. Son doğal gaz faciasında bu somut olarak görüldü.

Ama herkes belediyenin bu çağdışı davranışını sessizlik içinde seyredebiliyor.

Bunun daha korkuncu, bilgisizliğini, çağdışılığını din tüccarlığıyla kapatmaya çalışan bu anlayış iktidara talip olabiliyor.

Denk bütçe yaptık diyen iki lider cumhuriyet tarihinin en büyük bütçe açığını veriyorlar ve hâlâ çıkıp halka yalan söyleyebiliyorlar.

Başbakan olan kişi çoluk çocuğumun istikbali diye Amerika'da mal mülk ediniyor.

Örnekler uzatılabilir, çünkü o kadar çok ki...

Ve bütün bu gariplikler artık toplumumuzda olağan kabul ediliyor.

Gerçekten de bu güzel ülke bambaşka. Dünyanın hiçbir yerine benzemiyor.

X