"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Bir başkadır benim memleketim

Biliyorum meşgulsün, çok meşgulsün, bir dakika boş vaktin yok, kafanı kaşıyamıyorsun, sürekli çalışıyorsun...<br><br>Yapmayı hayal ettiğin bir dolu şey var ama...

Zamanın yok.

Sen koşuyorsun...

Nereye?

Aslında sen de bilmiyorsun.

*

Zihnin yorgun...

Kaldırım rengi oldu tenin...

Biraz durmak istiyorsun.

Biraz kendinle ilgilenmek...

Biraz güneş görmek, şöyle hafif bakırımsı bir renge bürünmek...

Belki spor yapmak, yeşilliklerde yürümek...

Ya da cafelerin birinde pineklemek...

Gelene geçene gözünü dikmek...

Koşturmasız birkaç saat geçirebilmek...

Güzel kitaplar okumak, filmler izlemek...

Kendini geliştirmek...

Ne bileyim, belki bir hobi icat etmek, onda ilerlemek...

En çok da kendi iç sesini dinleyebilmek, şu hayatta gerçekten ne istediğini keşfedebilmek...

*

Evet, istiyorsun...

Bir şeyler değişsin istiyorsun hayatında.

‘Böyle gelmiş ama...’

Gitmesin istiyorsun.

Ne var ki, değişen bir şey olmuyor...

Gidiyor.

Anasını satayım...

Gidiyor...

Hiçbir şeyi durdurmak mümkün olmuyor.

*

‘Bari, değse yaptıklarıma...’

Diyorsun.

‘Onca emeğe, onca çabaya...’

Bazı zamanlarda içten içe fark ediyorsun ki, değmiyor da...

Ve ne kadar görmezden gelmeye çalışsan da...

Sen aslında kendini tekrar ediyorsun.

Uzun zamandır aynı şeyleri yapıyorsun...

Cılız bir sesle...

‘Ama başka yolu yok. Yapmak gerekiyor... Hayat bu’ diyorsun...

Gizliden gizliye, inceden inceye kendini ikna etmeye çalışıyorsun.

Varsa da başka bir yolu...

Sen bilmiyorsun.

*

Bu yukarıda okuduğunuz satırlar benim.

Benim ruh halim.

Geçen sene bu zamanlar.

Tam bir yıl önce.

Hayatımı değiştirmeyi hayal ediyordum etmesine ama bunu nasıl yapacağımı kestiremiyordum.

Tabii bir de şu var:

Gerçekten istiyor muydum ya da ne kadar şiddetli istiyordum onu da bilmiyordum.

Ben de ahkam kesmeyi, büyük laflar etmeyi en az sizin kadar severim.

Ama bilirim ki, en kolayı da mevcut duruma yapışmaktır.

Benim de sizden farkım yok yani.

Sadece ellerimi biraz gevşetir gibi oldum...

Ve bir sene içinde hayatım tamamen değişti...

Tektim, çift oldum.

Kesmedi evlendim, resmi çift oldum.

Yetmedi...

Yaşadığım ülke değişti.

Resmen taşındık.

Bebek’ten Arnavutköy’e, Arnavutköy’den Dubai’ye.

Yetmedi ikiydik, üç olduk...

Bunların hepsi bir yıla sığdı.

Eskiden bitmek bilmeyen koca bir yıl bu defa su gibi akıp geçti.

Şimdi önümdeki hedef önümüzdeki ay kızımla birlikte Türkiye’ye gelmek...

Bu fikir beni heyecanlandırıyor.

Gün sayıyorum.


Siz hiç hayatınızda Jumeira Jane olmak istemediniz mi?

O da kim diyeceksiniz.

Yakın arkadaşım olur, kapı komşum...

Burada onlardan çok var...

Jumeira Jane, bir kadın prototipi.

Jumeira’da yaşıyor.

Jumeira, Dubai’nin lüks semtlerinden biri.

İki katlı bahçeli villaların olduğu, pembe begonvilli bahçelerinde de küçük havuzların bulunduğu bir semt.

Jane orada yaşıyor.

Tarzan’la evli.

Tarzan, bilindiği gibi (bilmiyorsanız şimdi öğrendiniz) bir İngiliz ex-pat, yani yabancı çalışan, buraya tayini çıktıktan sonra, eşyaları ve bavullarıyla birlikte, yanında sevgili eşini de getiriyor.

Onların İngiltere’deki hayatları biraz daha farklı.

Genellikle, tren istasyonlarına yakın yerlerde oturuyorlar.

Orada daha alt gelir seviyesine giriyorlar.

Kötü arabalara biniyorlar.

Manavdan genellikle bir buçuk iki domates satın alıyorlar.

Sosyal statüleri pek parlak değil yani.

Ama Dubai’ye ayak bastıkları ve Jumeira’ya yerleştikleri andan itibaren, ellerine geçen paranın da etkisiyle, burada hayatın daha ucuz olmasını da hesaba katarak, Tarzan’ların ve Jane’lerin hayatlarında 360 derecelik bir değişim gözleniyor...

Semt lüks.

Evler lüks.

Mobilyalar lüks.

İnsan gücü burada ucuz. Çalışan, yardımcı çok, kendilerini prenses gibi hissetmemeleri için bir sebep yok.

Arabalar lüks.

Tercihleri cip tabii.

Şoförleri eksik değil.

Aşçıları eksik değil.

Alışverişe bayılıyorlar.

Maazallah, buradaki alışveriş merkezlerinde de satın alacak tonla şey var.

Zaten ya alışveriş yapıyorlar ya da bir de hiç bitmeyen Dubai güneşinde bronzlaşıyorlar.

En büyük meşguliyetlerinden biri de spor yapmak. Çünkü vakitleri bol, en havalı spor golf ve tenis.

En makbul oyun briç.

Havalı kulüplere üyeler.

Öyle böyle değil ama kulüpler: Golf kulübü, yelken kulübü...

Orada arkadaşlarıyla buluşuyorlar.

Laflıyorlar, güzel içkiler içiyorlar.

En ciddiye aldıkları iş, çocuklarının şoförlüğünü yapmak.

Sabahları onları okula götürmek, akşamları okuldan almak.

Onun dışında gün tamamen onlara ait.

Davetlere gidiyorlar, kokteyllere katılıyorlar, ayakkabı ve çantalardaki trendleri takip ediyorlar, ortalıkta sürekli şık ve bakımlı dolaşıyorlar.

Ve her daim güneşli olan bir memlekette yaşıyorlar.

Jumeira Jane’ler için olabilecek en kötü gelişme, ülkelerine ve eski statülerine geri dönmek.

O yüzden Dubai’ye gelen gitmiyor.

Acep nedendir?!

18 yıldır, 20 yıldır Dubai’de yaşayan İngilizler var...

Jumeira Jane’ler burada o kadar çok ki, haklarında yazılmış kitap bile var.

Bütün bunları neden anlattım?

Çünkü geçen yıl buraya geldiğimde, burada yaşayanlardan biri bana sordu:

‘Ne o, Jumeria Jane mi olacaksın?’

Durumu pek kavrayamadığım için kem küm edip, lafı geçiştirdim ama şimdi öğrendim.

Hayır olmadım, olmaya da niyetim yok. Ama size de bir sorayım dedim: Hayatınızın hiçbir döneminde Jumeira Jane olmak istemediniz mi?
X