Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir başka Vehbi Koç gelmedi

Bundan 10 yıl önce Vehbi Koç’u kaybetmiştik. Ogünden bu yana yeni Vehbi Koç’lar bekliyoruz. 80 milyonluk ülkeden bir türlü mucizeler yaratacak iş adamı çıkmıyor. Neden acaba ? Koşullar mı değişti, yoksa Vehbi bey gibi insanlar mı yetişmez oldu?

Vehbi Koç’ un bundan tam on yıl önce kaybetmiştik.

          

Bu akşam CNN TÜRK’te 20.00’de yayınlanacak olan Vehbi Koç belgeselini hazırlarken, Vehbi bey ile uzun uzun konuşma imkanım doğmuştu. Kafasının nasıl işlediğini, iş disiplinini ve beklentilerini dinlerken kendi kendime “Bakkal dükkanından, Ankara’nın bir köyünden çıkıp dev bir Holding’i herhalde başka bir kimse gerçekleştiremez” demiştim. Bu izlenimimi kendisine de söylediğimde, gülümsediğini ve “Yanılıyorsun M. Ali, belki Koç Holding yaratılamayabilir, ancak herkesin başarılı olma imkanı vardır. Fırsatlar, herkesin önünden geçer gider. Önemli olan, fırsatı görüp elini uzatabilmektir dediğini hatırlarım.

          

Vehbi bey,  mucize bir insan değildi. Büyük bir dahi veya olağanüstü bir kişi değildi.

          

Kendi deyimiyle “Normal zekada, ancak ne istediğini , istediğini nasıl ve kimlerle elde edeceğini bilen, güven ve disiplin konusunda aşırı dikkatli bir insan “ idi.

          

Can Kıraç, Vehbi bey’in hem eski bir çalışma arkadaşı, hem de kitabını yazmış biri. Geçenlerde kısa bir not yollamış. “Neden Vehbi bey gibi insanlar yetişmiyor” sorusunu soruyordu.

          

Doğru.

          

Neden ?

          

Neden koskoca ülkeden başka Vehbi Koç’lar çıkmıyor.

          

Mutlaka herkesin bir Koç Holding yaratmasından söz etmiyorum.Vehbi Koç’un yaratıcılığını, çalışma tutkusunu ve disiplinini benimseyen genç iş adamları çıkmıyor.

          

Belki de Vehbi bey’i iyi tanıtamıyoruz. Yeni Vehbi Koç’ları yeterince teşvik edemiyoruz.

          

10 yıl sonra Vehbi beyi arıyoruz.


BORN’U, BİZLERDE ÇOK ARAYACAĞIZ...

          

Ankara’daki Büyükelçilerden bazıları, diğerlerine oranla daha bir önem kazanırlar. Bir bölümü temsil ettikleri ülkenin büyüklüğü veya Türkiye ile ilişkileri nedeniyle gözdedirler. Diğer bir bölümü ise, tamamen kişiliklerinden dolayı çok aranırlar ve gözde Büyükelçiler listesine girerler. Her iki niteliği de üstünde taşıyabilenlerin sayısı azdır ve son üç yıldır bunların başında gelenlerden biri de Alman Büyükelçisi Dr.Wolf-Ruthart Born’ dur.

          

Alman Büyükelçileri listesine baktığımızda, Berlin’in genelde çok yetenekli isimler seçtiğini görürüz. Ancak önemli bir bölümünde, belki yetişmelerinden kaynaklanan bir katılık vardır. Son derece kibar insanlardırlar, buna karşılık sevimli olamaz, sıcak ilişki kuramazlar.

          

Born farklıydı. Nadir görülecek derecede sıcak, etrafının gönlünü almasını bilen ve aynı zamanda mesajlarını da en iyi şekilde veren bir Büyükelçiydi.

          

İspanyollar şanslı insanlarmış. Born gibi bir Alman Büyükelçisini bir daha kolay kolay bulamazlar. Bizde, eşi Valeria ile birlikte Born ailesini özleyeceğiz.

          

İyi yolculuklar.

 

KRALİÇE RANİA HAYRAN BIRAKTI

 

Bazı insanlar vardır içiniz ısınmaz. Size tepeden bakar ve aranıza mesafe koyar. Hele bu kişiler Kraliçe-Prenses-Başbakan veya Cumhurbaşkanı olurlarsa, durum daha da dramatikleşir.

          

Tabii bu durumun istisnaları da var.

          

Bunların başında da Ürdün Kraliçesi Rania gelir.

          

Kral Abdullahın eşi.

          

Nedense ÜrdünKraliyet ailesinin şeytan tüyü vardır. Rahmetli Kral Hüseyin’in doğallığını ve sempatikliğini unutamam. 3 saat süreyle, 32.Gün röportajı için oturup konuştuktan sonra, kendimi, sanki yıllardır tanıdığım bir dosttan ayrılıyormuş gibi hissetmiştim. Kral Hüseyin karşısındakine böyle bir his verirdi.

          

Oğlu Abdullah ile iki yıl önce görüştüm. Aynı sıcaklık onda da vardı.

          

Bu defa da, AÇEV için İstanbula gelen Kraliçe Raniayı tanıdım.

          

Rania’nın, Kraliçe olmasının ötesinde, son derece çarpıcı bir güzelliği var. Hem Kraliçe, hem de güzel olduğunuz zaman duruşunuz da ister istemez değişir, diye düşünmüştüm. Baktım ki, öyle değilmiş. O da eşi ve kayınpederi gibi sıcacık, son derece mütevazi ve güler yüzlü.

          

Ürdün’ün Uluslararası medya’daki sembolü. Duruşuyla bile ülkesine çok şey kazandırıyor.

          

Kendi kendime derin bir Aaah geçirdim.

          

Benim ülkemin de böyle bir sembolü olsaydı, dedim!

 

YEŞİL PASAPORTLARA YAKINDA VİZE GELECEK

          

Hepimiz ayrıcalıklı olmak istiyoruz. Kenarından köşesinden ne bulursak bir farklı muamele peşinde koşuyoruz. Kimi VIP’lerde, diğerleri uçaklarda ve tabii en yaygın olanı da pasaportlarda kendini gösteriyor. Kırmızı ve Yeşil pasaport sahibi oldunuz mu, vize sorununu aşabiliyorsunuz.

          

Ancak bu durumun çok uzun süremeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

          

Kırmızı pasaportlardan büyük bir sorun çıkmıyor. Ancak Yeşil Pasaportlar giderek büyük bir soruna dönüşüyorlar. Devlet, memuruna doğru dürüst maaş veremediği için, çalıştırdığı üst düzey yetkilileri ödüllendirmek için Yeşil Pasaport sahibi olmanın alanını yıllardır genişletiyor. 3 milyon emekli veya aktif Devlet memurunun Yeşil pasaport hakkı var. Ancak henüz  970 bini almış durumda.

          

Sorun, işte bu rakamlardan kaynaklanıyor.

          

Birçok ülke, abartılarak dağıtılan bu ayrıcalıklı belgeye artık vize uyguluyor. Eğer kontrol altına alınmazsa, başka ülkeler de Yeşil Pasaport’ları vize çerçevesine sokacaklar.

          

Meclis İçişleri Komisyonu, pasaport yasasını yeniden düzenlemek ve Dışişlerinin uyarısıyla kısıtlamak için Çarşamba günü toplandı.

          

Sonuç ne oldu biliyor musunuz?

          

Kısıtlanacağına, genişletildi.

          

Her iki pasaport sahibi çocukların üniversiteyi bitirene kadar bu haklarının uzatılmasının bir mantığı var, ancak özellikle Yeşil Pasaportların, İl Genel Meclisi Başkanları, emeklilik dışındaki gerekçelerle işten ayrılan memurlar, Eximbank, İMKBve vadeli işlem borsası Başkanlarını da içine alacak şekilde yaygınlaştırılması anlaşılamadı.

          

Aslında farkında değiliz, ancak göreceksiniz bir süre sonra, Yeşil Pasaportlarımıza “Bol keseden dağıtıyorsunuz, çok yaygınlaştırdınız” diyerek vize uygulamaya başlayan ülkelerin sayısı artacak.


ÇOŞKUN ARAL’IN BELGESEL KANALI

 

Nihayet oldu.

          

Artık bizimde bir belgesel kanalımız var.

          

Digi Türk’ün 88 inci kanalından sürekli belgesel yayınlanıyor.

          

Son derece doğru bir iş yaptılar. Bunun yönetimini Coşkun Aral ve arkadaşlarına vermekte gayet akıllıca bir karar.

          

Aral, piyasayı kaplayan magazincilik furyasının daima dışında kalmıştır. Tüm güçlüklere rağmen, HABERCİ programını bozmamış ve çizgisini sürdürmüştür. Ciddi, dünyayı bilen ve etrafındaki insanları iyi motive eden bir insandır. 32.GÜN’de birlikte çalıştığımız dönemlerden kendisini tanıdığımdan dolayı, kalitelerini en iyi bilenler arasındayımdır.

 

88 inci kanala bir girin ve izleyin. Türkiye’de insanların belgesel de yapabildiklerini göreceksiniz. Beni en çok yüreklendiren unsur, bu kanal genç belgeselcileri de heyecanlandıracak ve sadece Televole tipi programlarla değil, belgesellerle de başarı kazanılacağını gösterecek.

          

Hem Digi Türk’ü, hem de Çoşkun Aral ve ekibini kutlarım.

AKP İLETİŞİM ÖZÜRLÜ...

 

Doğrusu inanamıyorum...

 

Nasıl olurda, böylesinerahat bir çoğunluğa sahip, ekonomisi böylesine rahat bir süreçten geçen bir iktidar böylesine bir iletişim sorunu yaşar.

 

AKP’nin, medya ve kamuoyu ile önemli bir iletişim sorunu var. Hemen hergün yeni bir iletişimsizlik örneği ile karşılaşıyoruz.

 

Mesajlarını doğru dürüst yansıtamıyor. Yanlış enformasyonları da düzeltemiyor.

 

Derdini anlatamayınca da, sinirleniyor.

 

Sinirlenince demedya’yı suçluyor.

 

Böylesine bir kısır döngü içinde yuvarlanıp gidiyor. İşin garip yönü, bu gidişi değiştirebilmek için, doğru dürüst bir çaba da harcanmıyor.

 

Sorun biraz da Başbakan’dan kaynaklanıyor. Herşey Başbakanın önünde birikiyor. Her karar onu bekliyor. Tabii durum böyle olunca da, tüm açıklamaları Başbakan’ın yapması bekleniyor. O da her yere yetişemiyor.

 

AKP, kendi içinde bir iletişim mekanizması kuramadı. Başbakan, Akif Beki’yi yanına alıp, sözcülük müessesesini kurdu ve başarılı sonuç elde etti. Buna karşılık,hükümetin diğer kanatları ve parti, bu işi başaramadı. O zaman da medya’yı kötü niyetli olmakla suçlamanın ötesine geçmiyorlar.

 

“Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita…”

 

Ece Temelkuran’ın Everest Yayınları’ndan (0 212 513 34 20) çıkan kitabının adı bu;Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita…” Milliyet Gazetesi’ndeki köşesinde yazılar yazmaya devam eden Ece, bu kez Venezüella’da gördüklerini, yaşadıklarını, tanık olduklarını anlatmışkitabında. Böyle deyince bir gezi kitabı olduğu düşüncesine kapılmayın… Bu kitap, yapılmakta olan devrime dair gözlemleri içeriyor.. Latin Amerika’da yaşanan bir devrim deneyimini sorguluyor ve aslında yüzyılın ilk devriminin de notlarını barındırıyor sayfaları arasında…

 
“Cumhuriyeti Aydınlatan Kadınlar”

 

Genç kuşaklar, Atatürk’ün devrimleriyle sağladığı kadın haklarını belki de sadece tarih kitaplarından biliyorlar…Gençlerin bu mücadeleyi daha iyi kavrayabilmeleri için, Beşiktaş Belediyesi “ Cumhuriyeti Aydınlatan Kadınlar” başlıklı bir çalışma yapmış. Cumhuriyet ile birlikte kadının sosyal konumu için atılan adımlar, belkibugün için de kadın haklarını bir adım ileriye taşıyabilmek amacıyla itici güç olur.

                                                         *                    *                    *

“Aşk tedavülden kalkmadan….”

 

Yüksel Aytuğ’unikinci şiir kitabı, “Aşk Tedavülden KalkmadanMarka Yayınları’ndan          (0212 512 87 07) çıktı. Yüksel, gerek gazetecilikte gerek köşe yazarlığında kalemini iyi konuşturanlardan. Şiiri denemesini de bakın yine bir şiir-önsözle nasıl anlatıyor;

 

“Evet, elalem ne der? diye düşünmeden şiir yazdım işte… Şair tayfasına pek iyi göze bakmadıklarını bile bile hem de……Hiç utanmadan, sayfalar dolusu yazdım. Çünkü korkum; benden önce bu dünyadan aşkın göçmesiydi…”

X