Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Bir başka Fischer...

    Hürriyet Haber
    23 Temmuz 1999 - 00:00Son Güncelleme : 23 Temmuz 1999 - 00:01

    Joschka Fischer... Federal Almanya'nın Dışişleri Bakanı... Yeşiller, yani çevre ve kültür değerlerine önem verenler partisinin lideri... Almanya'daki son genel seçimden önce gazetelerde resmini gördüğümüz spor giyimli, zayıf adam...

    Joschka Fischer önceki akşam İstanbul'daydı. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Ortaköy'deki Feriye lokantasında verdiği akşam yemeğinden sonra Ankara'ya uçtu. Dün Cumhurbaşkanı Demirel ve Başbakan Ecevit'le görüşecekti.

    34 KİLO VERMİŞ

    Dışişleri Bakanı Cem'in yemeğinde protokol kuralları bizi Fischer'le karşı karşıya getirdi. Sağında oturan Meral Gezgin Eriş ve benim yanımdaki Rahmi Koç'la birlikte nerdeyse değinmedik konu bırakmadık. İsmail Cem de ara sıra fakat konuğunun bazı argümanlarımızı yanlış anlamasını önlemek isteyen bir ev sahibi dikkatiyle söze karıştı.

    Fischer üç yıla yakın zamandır içki içmiyormuş. Ama aslında iyi bir ‘‘şarap meraklısı’’ imiş. Onu da çok içmezmiş ama kilosu 112'yi bulunca hem şarabı bırakmış hem de kendisine yeni bir gıda rejimi tayin etmiş. Ayrıca hemen her gün jogging yapmaya başlamış. Böylece kilosunu 78'e düşürmüş.

    MACAR GÖÇMENİ

    Konuşurken anladık ki Fischer de Macar kökenli bir göçmen ailenin çocuğu olarak Almanya'da dünyaya gelmiş. O nedenle Almanya'daki Türkler'in durumunu, ruh halini iyi bildiğini söyledi. Sonra bir gözlemini ilave etti:

    ‘‘Birinci kuşak çok çalışkandı. Hálá da onlardan çalışanlar çok iyi, çok gayretli. İkinci kuşakta bir gevşeme oldu. Birçoğu arada kaldı, ezildi. Pek azı da yukarıya çıkabildi. Ama üçüncü kuşak çok iyi. Aralarında çok yetenekli gençler, çok başarılı işadamları çıktı. Onlar hızla yukarı tırmanıyor.’’

    OTOSTOPLA GELMİŞ

    Türkiye'ye bu ilk gelişi miymiş?

    Hayır... Türkiye'ye 1966 yılında otostop yaparak birçok ülkeyi gezmeye çıkan genç bir Alman olarak gelmiş. İstanbul'da Sultanahmet civarında bir otelde birkaç hafta kalmış. Çevreyi adım adım dolaşmış. Ama asıl amacı Hindistan'a kadar otostopla gitmekmiş. Suriye'de iken kardeşinin ağır şekilde hastalandığını duyup geri dönmüş. Bir daha da fırsat bulup Hindistan'a gidememiş.

    DÜRÜST KONUŞUYOR

    Konuştuğunuz zaman Fischer'i içi dışı bir bir Alman olarak tanıyorsunuz. Kinkel gibi değil. Güven duyuyorsunuz. Çünkü aklındakini dürüstçe söylüyor.

    Nitekim konuyu önce o açtı:

    ‘‘Lüksemburg kararları sizi neden çok etkiledi?’’ diye sordu. Kendisine bizim Avrupa Birliği'nin üye olmak isteyen ülkelerden gerçekleşmesini talep ettiği kriterlerden bir şikáyetimiz olmadığını söyledik. Ama Lüksemburg'da bizden kriter istenmedi. Orada Türkiye tek kelimeyle Avrupa'dan dışlandı. Türkiye aşağılandı. Buna tepki duyduk. Hálá aynı tepkiyi duymaktayız, dedik.

    Fischer, Lüksemburg kararlarının Türkiye'de yarattığı tepkiyi bilmiyor olamazdı. Herhalde duyduklarını irdelemek için bize bu soruyu yöneltmişti.

    Konu ister istemez Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri üzerinde yoğunlaştı. Hem Koç hem de Eriş, ‘‘Türkiye‘yi aşağılanmış olmak çok zedeledi’’ dediler. Türkiye’nin çağdaş Batı değerlerine inandığını ama Avrupa'nın izlediği ayırımcı ve dışlayıcı politikanın Türkiye'yi Batı değerlerinden koparmak isteyenlerin ellerine koz verdiğini anlattılar. Fischer bu argümanı kabule değer buldu.

    SABIKALARINIZI SİLİN

    Peki ama kendisi bu konuda ne düşünüyordu?

    Fischer, ‘‘Biz Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmaya aday ülkeler listesine resmen girmesinden yanayız. Bunu Şansölye Schroeder geride kalan Köln toplantısında Avrupa Birliği ülkelerine kabul ettirmek için çok uğraştı. Ama özellikle İskandinav ülkeleri Türkiye'nin insan hakları sabıkalarını anımsatarak karşı çıktılar. O toplantıdan sonra yayınlanan ortak bildiride Türkiye ile ilgili olarak yer alan paragrafın tartışılması iki buçuk, üç saat sürdü. O nedenle Türkiye süratle insan hakları konusundaki durumunu iyileştirmelidir’’ dedi.

    İnsan haklarıyla ilgili beklentilerini somut olarak açıklamasını istedik.

    ‘‘Türkiye'nin Güneydoğu'daki sorunlarını biliyoruz. Türkiye'nin terörle mücadelesinin yanındayız. Bildiğiniz gibi PKK bizim için de bir terör örgütüdür. Ama Türkiye'nin güneydoğusundaki insanlara kültürel otonomi (kültürel muhtariyet) verilmesinin gerilimi çok azaltacağını düşünüyoruz.

    İDAMI KALDIRIN

    Keza Avrupa'da artık idam cezası veren ülke kalmadı. Türkiye bu cezayı lağvederse iyi olur.

    Bir de ifade özgürlüğüyle ilgili suçlamalar yüzünden insanları hapse atan Avrupa ülkesi artık yok. Türkiye Avrupa Birliği'nin aralık ayında yapılacak zirvesinden önce İnsan Hakları konusunda somut adımlar atarsa aday ülkeler arasına girmesini çok kolaylaştırır’’ yanıtını verdi.

    ARAMIZI DÜZELTELİM

    Kendisine, ‘‘Türkiye kendi halkından bir kısmı ile görüşme yapıp onlara özel haklar mı versin demek istiyorsunuz? Türkiye (Avrupa'nın birçok ülkesinde, örneğin Almanya'da, ABD'de olduğu gibi) tüm vatandaşlarının bireysel bazda kendi kültürünü koruma, kendisini istediği kimlikle ifade etme hakkını tanırsa bu sizin talebinizi karşılar mı?’’ diye sorduk.

    ‘‘Ben çözümün demokratik olmasından söz ediyorum. Onun şeklini tayin etme sizin meseleniz’’ dedi.

    Alman Dışişleri Bakanı'na:

    ‘‘Türkiye'ye yaptığınız bu gezinin nedenini ve amacını özetler misiniz?’’ dedik.

    ‘‘Son iki-üç yıl boyunca çok bozulan Almanya-Türkiye ilişkilerinin düzelmesini istiyoruz. Biz Türkiye'nin Avrupa ve Almanya için önemini çok iyi biliyoruz. O yüzden Türkiye ile aramızdaki güveni tekrar kurmak birinci amacım. Ayrıca Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne aday ülkeler arasına resmen girmesi için biz neler yapabiliriz konusunu görüşmek istiyorum.’’

    BEYAN GİBİ OLMASIN

    Fischer'e -yukarıda özetlediğimiz- konuşmamızı yazıp yazamayacağımızı sorduk:

    Önce ‘‘Tamamını yayınlayabilirsiniz’’ dedi. Aradan iki saniye kadar bir zaman geçtikten sonra:

    ‘‘Ama yazdıklarınız aynen benim beyanlarımmış gibi olmasın’’ dedi.

    Biz de ona verdiğimiz söze bağlı kalarak, yukarıda ‘‘....’’ dedi, şeklinde aktardığımız beyanların Mr. Joschka Fischer'in ağzından çıkan sözlerin tam metni gibi değil, o konuşmadan bizim algıladığımızın özeti gibi değerlendirilmesini sizden bekliyoruz.



    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı