Teknoloji Haberleri

    Bir bardak su lütfen

    cengiz1934@gmail.com
    15.02.2011 - 12:53 | Son Güncelleme:

    Erzurum’a kar yağınca bayram ettik. Yağmazsa dedik, olimpiyatlar için göze alamadık, kar makineleri ithal ettik.

    beni kırdılar artık küsüm
    yağmurlar yağmıyor ağaçlarıma
    sularından içemiyorum susadım ama

    Atilla İlhan                                                              

    /images/100/0x0/55eae3cef018fbb8f89d3e13Erzurum’a kar yağınca adeta bayram ettik. Ya yağmazsa dedik, kış olimpiyatları için göze alamadık, kar makineleri ithal ettik,  yapay kar yağdırdık. Durumu bir nebze olsun idare ettik. 50 sene önce hiç ya kar yağmazsa diye Erzurumlularda bir endişe var mı idi? Ben Ankara’nın Bahçelievler semtindeki höyüklerde veya Dikmen tepelerinde kayak yapardım.  Üniversitede öğrenci iken bıyıklarımı ve kaşlarımı donduran Ankara ayazı nereye gitti diye düşünüyorum, ya kapılarımızın önünden kürediğimiz kar yığınları? Bu değişimleri hayatının bir parçası olarak yaşamamış genç kuşaklar, acaba yakın bir gelecekte çocukları veya torunlarının bir bardak suya bir dilim ekmeğe muhtaç olabileceklerini düşünüyor mu? Hiç sanmıyorum; ülkemiz insanında geleceği düşünmek gibi bir gelenek ve sorumluluk yok, günü yaşıyoruz. Ancak işin aslı öğle değil, gerçekten su ve ekmek özellikle ülkemizin yer aldığı Orta Doğu coğrafyasında bir büyük problem.  Dünyanın sayılı iklim bilimcileri 30-40 sene sonra Anadolu’nun çöle dönüşeceğini tahmin ediyorlar. Sevgili Güngör Uras Milliyetteki köşesinde birkaç gün önce tahıl üretimi açısından kendine yeter ülke olma durumunu kayıp ettiğimizi TUİK verilerine dayanarak açıkladı. Bunu devlet söylüyor, duyması gerekenler duymuyor. Bu makalemizde diğer önemli bir tehlikeyi, su özellikle tatlı su problemini sizler ile paylaşacağız.
     
    Su tüm canlıların yaşam kaynağıdır. Sağlık ve hijyenin temel girdisidir. Sürdürülebilir kalkınmanın hayata geçirilmesi yeterli su kaynaklarına sahip olamaya ve koruyabilmeye bağlıdır. İklim değişiklikleri ülkemizi, en fazla tatlı su ve tahıl üretimi konusunda zora sokacaktır. Kaynaklarının coğrafi dağılımında ve yıllık yağış rejimlerinde meydana gelen değişimler bazı bölgelerde ciddi problemlere neden olmaktadır. Gezegen tatlı suyunun %70 tarımda,%22 hidrolik güç tesislerinde ve imalat sanayinde, %8 evlerde kullanılmaktadır (World Water Report 2006). İklim modellerinin tahminleri doğrultusunda, kimi bölgelerde kuraklık kimi bölgelerde sel katlanılabilir boyutların üstüne çıkmıştır. Bu modellere inanmayanların kulağına küpe olsun.  30-50’inci kuzey güney enlemler arasında kalan bölgeler çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalırken bu enlemlerin kuzeyinde ve güneyinde yer alan ülkeler bu günkünden daha fazla yağış alacaklardır. Anadolu çölleşme olasılığı yüksek bölgede yer almaktadır. Grafik kişi başına düşen su tüketimindeki artışı göstermektedir. (Water of life, Scientific American 2005 özel sayısı)

    Grafikteki kırmızı eğri 1900 ve 2000 seneleri arasında nehirlerden, yer altı sularından ve diğer kaynaklarından tüm dünyanın çektiği su miktarındaki artışı/images/100/0x0/55eae3cef018fbb8f89d3e15 göstermektedir. Grafikten anlaşılacağı gibi, gezegenin doğal kaynaklarından çekilen su miktarı büyük bir hız ile artarken aynı yüz yıl içinde kişi başına düşen su miktarı çok az artmış ve 1990 yılından sonra azalmaya başlamıştır. Doğal kaynaklardan su çekmenin üst sınırına gelinmiştir. Bu yakın bir gelecekte insanların bir bardak su için birbirlerini boğazlayacağı anlamına gelir.  Tatlı su açısından zengin olmayan ülkemizin mili bir su politikasına ihtiyacı vardır. Tüm toplumsal enerjiyi seçim platformlarına yansıtan ülkemiz siyasetçilerine, Anadolu insanının bir bardak suya muhtaç etmeyin, aklınızı başınıza toplayın diyorum. Böyle bir olasılık vardır. Tarih Türklerin orta Asya’dan orman katliamı ve kuraklık yüzünden göç ettiklerini yazar, keçileri ormana salıvermenin ne yararı olacak. Orman kontrol altına alınmış su demektir. Orman vasfını yitirmiş toprakları yeniden ağaçlandırmak dururken bu arazileri ona buna satmanın imara açmanın mantığını anlamak mümkün değildir.  Allah akıl versin.

    Tarih boyunca insanlar su yüzünden birbirlerini yemişlerdir. Bir milyar insan temiz su içmemektedir. Günde 6000 kişi mikroplu su içtikleri için tifo, kolera, dizanteri gibi hastalıklardan ölmektedir. Yani yerküreyi paylaştığımız insanların neredeyse %20’si gerçekten bir bardak temiz suya muhtaçtır. Bu dram karşısında insanlığın aldığı önlem birkaç birleşmiş milletler görevlisini gösteriş kabilinden bu ülkelere göndermekten ibarettir. Bilim ve teknoloji açısından gelişmiş zengin insanlık açısından fakir ülkeler, silahlanmaya ayırdıkları kaynakların %1’ni bu zavallı insanların bir bardak su içmelerini sağlamak için harcasalar; Dünya gerçekten onlar içinde de yaşanacak bir yuva haline gelir.

    Tüm medeniyetler nehir veya deniz kenarlarında kurulmuştur. Mısır Nil’siz,  Anadolu ve Mezopotamya Fırat ve Diclesiz düşünülemez. Ülkemizde yapılan ve gerçekçi sinemanın öncüsü sayılan ‘Yılanların öcü’ filmi suyun Anadolu insanı için ne anlama geldiğinin hikâyesidir. Bilim tarihçileri uygarlıkların suyu kontrol altına alabilme çabası sonucu meydana geldiğini ileri sürerler. Göçebe avcı toplumdan tarım toplumuna geçiş insanlara, suyun yaşam için önemini kavratmıştır. Sulama kanalları inşa eden ilk uygarlıkların, daha bol ürün elde etmeleri ve daha uzun süreli hasat mevsimleri yaşamaları, su ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkartmıştır. Günümüzde de aynı ilişki devam etmektedir. 5000 sene önce insanlar İndus vadisinde su kanaları ve suyu depolayan hendekler kazmayı akıl edebilmişlerdir. İstanbul’da ise, 21’inci yüzyılda belediyeler su havzaları üzerindeki yapılaşmalara göz yumarak ne kadar uygar olduklarını göstermişlerdir. Bir dereyi dahi kontrol edememekte ve insanların ölümüne neden olmaktadırlar. Bizans su sarnıçlarından, yere batan sarayından alınacak çok ders vardır. Bunlar tarih bilincine sahip elit yönetimler için geçerlidir.

    Su insan aklını her devirde meşgul etmiştir. Bilim ve teknolojinin gelişmesi ile yerküre üzerindeki su kaynaklarını düzene sokma başarılmış olsa bile, özellikle gelişmekte olan ülkelerde tatlı su kaynaklarının kısıtlı olması, yeni anlaşmazlıkların habercisi olacaktır. Çok sayıda uzman yakın bir gelecekte suyun petrolden daha değerli bir madde haline geleceğini iddia etmektedir. Türkiye su kaynakları çok kısıtlı olan ülkelere komşu olması bakımından ilerde su paylaşımı nedeni ile meydana gelecek anlaşmazlıklarda daima taraf olacaktır.

    18, 19 ve 20 ‘inci yüzyılın ilk yarısında yaşanan endüstriyel devrim ve hızlı nüfus artışı suya olan talebi dramatik şekilde artırmıştır. Grafikteki kırmızı eğri bu gerçeği göstermektedir. Bu dönemde su baskınlarından kurtulmak, elektrik enerjisi elde etmek ve suyu kontrol altına almak için eşi görülmemiş mühendislik örnekleri olan dev barajlar inşa edilmiştir. Günümüzde Dünya enerjisinin yaklaşık %20’sini hidrolik santralardan elde etmektedir. Suyun kontrol altına alınması ve kentlerde düzenli ve hijyenik koşullar altında dağıtımı kolera, tifo gibi salgın hastalıkları endüstrileşmiş toplumların dışına itmiştir. Büyük şehirler yakınlarındaki kaynakların yetersizliğinden ötürü karşılayamadıkları su taleplerini 100 lerce kilometre uzaklıktaki kaynaklardan su kanalları açarak karşılamayı başarabilmişlerdir. Sulama tekniklerindeki gelişmeler tarımsal üretimdeki arz talep dengesini sağlayacak boyutlara ulaşmıştır. Bu dengenin sürdürülebilirliğinin bir garantisi olmadığını değişen dünya koşulları ortaya koymuştur. Gelişmeler su ile ilgili çekilen fotoğrafın parlak olmadığını göstermektedir. Dünya nüfusunun önemli bir bölümü, Romalıların 2000 sene önce sahip olduğu temiz su olanaklarına sahip değildir. Birleşmiş milletler raporlarına göre bir milyar insan temiz su içememektedir.2,5 milyar insan hijyenik ortamlarda yaşamamaktadır. Her gün 10000-20000 çocuk sadece yeterli temizlik imkânları bulunmayan bölgelerde doğdukları için ölmektedirler.

    Küresel olarak nehirlerden yer altı sularından ve diğer kaynaklardan çekilen su miktarı 100 sene önce çekilenin dokuz katına çıkmıştır. Bu artışın ilginç yanı, aynı dönemde kişi başına kullanılan suyun sadece iki katı artmış olmasıdır. Bir insanın temel gereksinimlerini karşılayacak su miktarı günde 50 litre senede yaklaşık 18,25 metre küp olarak kabul edilir. Bunun 2-5 litresi içmede, 20 litresi sağlıkta, 15 litresi banyo ve temizlikte, 10 litresi mutfaklarda kullanılır. Kişi başına su kullanımı grafikte mavi eğri ile gösterilmiştir.   Su paylaşımının hızla artan nüfus nedeni ile problemine dönüşeceğini açıktır. Bu günkü halin devamı senaryolarına göre 2025 yılında dünya nüfusunun %40 su sıkıntısı çekecektir. 21’inci yüzyılın sonlarına kadar küresel ısınmaya karşı önlem alınmaz ise 4 milyar insan su sıkıntısı çeker hale gelecektir. Su darlığı nedeni ile günümüzde de öncelikli bir problem olan sağlık sorunları Dünyanın başına dert olacaktır. Su uluslar arası politik problemlerin nedeni olacaktır.
      

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı