"Pucca Günlük" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Pucca Günlük" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Pucca Günlük

Bir apolitiğin son damlası...

Çoğu kişi hayatında ilk kez eylemdeydi. Şarjımız bittiği zaman bütün iletişimimiz bitiyordu!

Bir ara hangisi gerçek, hangisi sanal diye karmaşaya bile düştük. Televizyonda hiçbir şey yok. Ama arkadaşlarımız gaz bombası yiyor...

Yıllarca babamın “bir şeye karışma, hayatını yakma!” sözüyle büyüdüm. Benim kuşağımın hepsi de öyle... Düşündüğü şeyi ve bir ideolojik görüşü asla kalabalık içinde söylemeyen insanlardık. Haberlerde ne varsa inanır; tek meselemiz iş hayatımız, eş bulma ve sosyalleşme sorunları zannederdik.
Sonra internet girdi işin işine, iyi de etti. O kalabalıklar içinde söylemeye korktuğumuz düşünceleri önce korka sıkıla söylemeye çalıştık. Aslında siyasetin eğlenceli olduğunu fark ettik. Taşlı, sopalı kavgaları sevmiyorduk. Hakaret edeni küçük görüyorduk. Tarihimizi seviyorduk, geçmişten vazgeçmek istemiyorduk. Geleceğiyse özgür hayal ediyorduk. Bölünmek istemiyorduk çünkü çok kalabalık ve çok güzeldik. Aslında biz iyi, güzel, komik çocuklardık.

HİZMET İYİ...

Sonra gel zaman git zaman “hizmet iyi” diye başlanılan olaylar bizi kısıtlama altına almaya başladı. Hoyratça istediği her hareketi yapan, “Ben yaptım, oldu!” demekten başka bir açıklaması olmayan kibirli bir iktidar karşımızdaydı. Gezi Parkı son damla oldu. Kadın cinayetleri, terör ya da tecavüzden çıksaydı bu son damla, böyle olmayacaktı. Bu şekilde olaylar yansımayacaktı dünyaya. Hâlâ nasıl bu kadar büyüdü ona bile şaşkınım.  İnternetten birleşen insanlardık sadece, neresi yazılırsa koşarak oraya giden. Bu arada ne yapsak, dünyaya daha büyük bir reklamımızı yapamazdık zaten. Eğlenceli görüntüler veren eylemcileri ve onlara saatlerce gaz bombası atan polisleri dünya canlı izledi, bizimkiler güzellik yarışmasını izlerken.
Hepimizin elinde sadece polisten kendimizi korumak için gaz maskelerimiz, solüsyonlu sularımız ve ilk yardım malzemeleri vardı. İzmir’de de İstanbul’da da vardım, etrafımdaki kimsede bir tane zarar verici madde yoktu. KSK ve Göztepe bile kol kola giderken kimsenin derdi zarar vermek değildi. Çoğu kişi hayatında ilk kez eylemdeydi, ne yapmamız gerektiğini bile bilmiyorduk. Şarjımız bittiği zaman bütün iletişimimiz bitiyordu! Bir ara hangisi gerçek, hangisi sanal diye karmaşaya bile düştük. Telefonlarımız olmadığı noktada televizyonda hiçbir şey yok. Ama arkadaşlarımız gaz bombası yiyor...
O kadar net söylüyorum, hiçbirimizin taş bile yoktu elinde. Tek yaptığımız pusuya düşürüldüğümüz anda koşturmak. Yapacak başka bir şeyimiz de yok, kavga etmeyi bilmiyoruz çoğumuz. Bir sürü kişi gözaltına alındık, birimizden kavgaya yönelik bir hareket çıkmadı. Hatta aksine herkes birbirini durdurmaya çalışıyordu. Tabii aralarda sorun çıkartmak için olanlar da vardı, sağ olsunlar yine kendilerini gösterdiler. Ama niyeyse onca birlik-beraberlik görüntüleri arasından sadece onlar gösterildi.
Bir tarih gözlerimizin önünde yazıldı: 31 Mayıs Gezi Parki Direnişi. İstediğimiz şeyin ne olduğunu biliyoruz. Özgürlüğümüzü, bize ait olan şeyi, doğayı, güzel günleri istiyoruz. O şehir böyle, bu mahalle şu şekilde diye ayırıp ona göre davranmayı değil! Hoşgörüyü istiyoruz. Bölünmeyi; arkadaşıma sırtımı dönmeyi ve irademi yok saymalarını değil! Metin Üstündağ’ın çok güzel bir sözü var bunun için: “Sinirlenince çok güzel oluyorsun Türkiye!”

X