"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Bir anlık heyecan hayatını değiştirdi

Gazeteci, siyaset adamı Orhan Birgit’in gazete ve siyaset dünyasında yaşadıklarını anlatan Evvel Zaman İçinde adlı kitabında son elli yılın siyaset ve basın dünyasının ilgi çekici olaylarını, kişilerini, çatışmaları, dostlukları, düşmanlıklarını okuyabilirsiniz.

Hiç kuşkusuz bireysel tarihin içinde CHP’nin değişik aşamalardaki değişimlerini de öğreniyorsunuz.

Orhan Birgit, bir bürokrat ve cumhuriyet çocuğu. Babasından aldığı cumhuriyete bağlılığı, ilkelerine sadakati, ailesinden devralmış ve bütün ömrünce de, gazetecilikte, siyasette, bakanlığında hep sürdürmüş.

Kars’ta 13 Temmuz 1927’de doğmuş, doğduğu evi kırk beş yıl sonra, 14 Mayıs 1972’de milletvekili olarak Kars’a geldiğinde görmüş.

Cumhuriyet’in ilánının 10. yılında, babası onu ve ailenin diğer bireylerini izin alarak Edirne’den Ankara’ya götürüyor.

Bir anlık heyecanına yenik düşüp, DP milletvekili adayının konuşması sırasında, ona bağırarak cevaplar vermesi sonrası başlayan siyasi kariyerinde yok yok. 1972 tarihi onun için de, CHP için de önemli bir tarih. 14 Mayıs 1972’de toplanan olağanüstü kurultay Bülent Ecevit’i genel başkanlığa getiriyor.

Yazarın ailesi ve yetişme yılları ile ilgili bölümler, yalnız onun yaşamı değil, bir dönemin, devlet memuru insanların, cumhuriyetin ilk kuşağının düşüncelerini, ruh halini de yansıtıyor.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında ne oldu? Bir hukuk öğrencisinin, bakışı ve anıları o günlere de yeni bir yaklaşım getiriyor. Dönemin partilerini, özellikle DP’nin kuruluşunu, sosyalist partileri de okuduğunuzda, soldan sağa dönüşlerin çizelgesini bulabilirsiniz.

Adam eleştirme tavrının nasıl adam yeme makinelerine dönüştüğünü, Kenan Öner-Hasan Áli Yücel davasını okuyarak öğrendiğinizde, bu haksızlık ne ilk ne son, cümlesini söyleyeceksiniz.

CHP-DP çekişmesi, herkesin birbirini tahrik ettiği, asılsız iddialarla birbirini kamuoyu önünde küçük düşürme amacıyla suçlamalarda bulunduğu bir dönemin tahribatının bugün bile tekrarlanan örnekleri doğurduğunu göreceksiniz.

Söz gelimi, bir kahveci çıkıp İsmet İnönü’ye şöyle sesleniyordu: "Size bir sorum var paşam. Sizin Amerika’da çiftlikleriniz, İsviçre bankalarında servetiniz olduğu doğru mu?"

İnönü,
önce şaşırıp sonra kendini toplayarak, "Ne Amerika’da ne de yurtdışında bir başka ülkede bir karış toprağı ve tek kuruş parası olmadığı" yanıtını veriyor. Kahveci de ondan sonra ellerine sarılıyor.

Daha sonraki ihtilállerde, iktidar değişimlerinde de, her zaman ortaya, yurtdışındaki paralar iddiası gündeme gelecekti. Böylece, bu anılarda, bu söylemin başlangıç tarihini öğreniyoruz.

Orhan Birgit’in anılarında; ülkemizin gerek dünya olayları gerek iç dinamikler doğrultusunda yaşanan değişimleri okuyabilirsiniz.

Bunların içinde Tan Olayı, 6-7 Eylül Olayları gibi sonradan acısını çekeceğimiz, anılarımızdan ve tarih sayfalarından silmek istediğimiz olayların izdüşümüne rastlayacaksınız.

Ahmet Emin Yalman’ın, Názım Hikmet’le yaptığı Vatan Gazetesi’nde yayımlanan röportajın amacı, büyük şairin haksız mahkûmiyetini kamuoyuna anlatmaktı: "Şairimiz için zorla yaratılan ideoloji hüviyetinin altında, memleket sevgisi ve hassasiyetiyle çarpan bir kalbi vatandaşlara olduğu gibi tanıtmanın bir hizmet olduğuna kaniyim."

Yalman
şaire şu soruyu soruyor:

"Siz Moskova’yı Kábe bilen bir adam mısınız?"

Şair
yanıtlıyor:

"Hayır, ben böyle bir adam değilim, olamam da. Benim Kábe’m memleketim ve milletimin sevgisidir."

Sonra da af kampanyası açıldı.

Yakın tarihi üstün körü okumuş da olsalar, birçok kişi için Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesinin muhalefetin nasıl bir gövde gösterisine dönüştüğünü hatırlayacaklardır. Olayı yakın görgü tanığı, cenaze törenini gören Orhan Birgit’ten okuyun bir kez de.

CHP’nin seçimi kaybedişini, Kore’ye asker gönderişimizi, dil devriminden geriye çark edişimizi, doğrusu merakla okudum.

Zamanın önemli ordinaryüs profesörlerinden Mustafa Şekip Tunç, DP’nin Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin emriyle kurulan yeni kelimeleri ayıklama komisyonunun İstanbul temsilcisi olarak Hürriyet’e şu demeci vermişti:

"Bunalım, birey, doğa, doğal, anamal, devrim, anı, ne demektir? İşte bunları kitaplardan ayıklayacağız."

Şimdi bu kelimelerin hepsini kullanıyoruz. Dile müdahale sonuç vermiyor. Genç kuşak bugün, birçok olayı anımsayamaz.

Doğu’daki Mustafa Muğlalı Olayı’nı bilmeden doğunun bugününü, Naboland-Dumlupınar olayını, sonrasını, KİM dergisi serüvenini, basın tarihimizdeki kısıtlamaları, sansürleri...

Orhan Birgit’in anılarında yakın tarihimizin çok önemli tanıklıklarını okuyacaksınız.

Partili ama gerçekleri yazan biri. Kalem militanlığından uzak durmuş.

KİTAPTAN

BİR ANLIK HEYECAN

Rumeli Caddesi’yle Halaskárgazi caddelerini bağlayan kavşakta bugün Yapı Kredi Bankası’nın binası var. O gün bu binanın yeri bir benzin istasyonuydu. İstasyonun genişçe avlusunda kalabalık toplanmıştı. İlgimi çekti; yanaştım. İstanbul Şoförler Cemiyeti Başkanı Senihi Yürüten, yüksek bir yere çıkmış, elindeki megafonla kalabalığa Demokrat Parti milletvekili adayı propaganda konuşması yapıyordu. Daha doğrusu CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü eleştiriyordu.

Eleştirinin dozu arttıkça Yürüten’i dinleyen çoğunluğu kendi meslektaşları olan izleyici kalabalığı da coşuyordu. Yürüten, bu coşkulu tepkiler karşısında daha da yükleniyordu. Bir ara İsmet İnönü’den Sağır İsmet diye söz etti ve savaş sırasında çekilen gıda sıkıntısına Cumhurbaşkanının neden olduğunu söyledi.

Bir anlık heyecandan, dayanamamış ’Yalan söylüyorsun’ diye bağırmıştım. Bağırmakla da yetinmeyerek bir duvar üstüne çıkmış, Yürüten’in söylediği her söze yanıt vermeye başlamıştım. Kalabalığın bir bölümü adayın konuştuğu yerden ayrılıp bu adını sanının bilmedikleri genç adamın çevresini sardılar. Bazıları alkışlamaya da başladı, ama asıl kıyamet öfkeli bir grubun bana yönelmesiyle koptu. Tartaklanma girişiminin önlenebilmesi için birkaç kişinin üzerime kapanması gerekmişti. Zira ellerinde levyeler vardı. Koruyucularımın sivil polisler olduğunu ancak beni bir otomobile bindirerek Feriköy Karakolu’na götürdükleri zaman öğrendim. Telefon konuşmaları birbirini izledi ve yine aynı kişilerle CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı binasına geldik. Binaya girdiğimizde, il başkanı yerine protokol işlerinden sorumlu Nuri Bosut mermer merdivenlerden indi. Elimi sıktı ve beni tanımaktan memnun olduğunu söyleyerek ’Karşıda Halkevi binasında sizi hocanız Tarık Zafer Tunaya bekliyor,’ dedi.

’Adını duymuştum. Ama herhalde fazla devamlı bir öğrenci değilsin ki seni ilk kez gördüğümü söyleyeyim’ dedi Tarık Zafer Tunaya ve oturttu. Çay ısmarlayıp beni dinlemeye başladı. Tunaya’nın yanında kaldığım bir saatten fazla süre sonunda artık hocamın önerisi ve eliyle CHP’ye kaydım yapılmıştı.

UTANÇ VERİCİTAN OLAYI

Aralık sabahı, Anayasa Hukuku dersinde Hocamız Prof. Dr. Hüseyin Naili Kubalı’yı dinliyorduk.

Ders ortasında kapı birden açıldı. Üst sınıflardan olduğu anlaşılan kumral bir öğrenci, dersin verildiği kürsüye adeta hamle yaptı.

Sonradan adının Tahsin Atakan olduğunu öğrendiğimiz kişi, Kubalı’ya bir şeyler söyledi ve kürsüye çıkarak elindeki <ı>Tan Gazetesi’ni gösterdi. Hüseyin Cahit Yalçın’ın yazısı birinci sayfayı manşet olarak kaplamıştı. Sekiz sütunluk manşeti bugün de hatırlıyorum: ’Kalkın Ey Ehli Vatan’ yazısını kendi konuşmasına katan Atakan, Serterler’in Tan Gazetesi’nde komünizm propagandası yapıldığını söylüyor ve hepimizi Beyazıt Alanı’nda toplanmaya çağırıyordu. Tahsin Atakan’ın neler dediğini tam hatırlamıyorum; hatırladığım, sınıftaki öğrencilerin hemen hepsinin ayağa kalkıp sınıftan çıktığıydı.

Aralarında ben de vardım, bu ilk mitingim. Paltomu sınıfta bıraktığımı o anda hatırladım. Ama kalabalığın ortasındaydım ve geriye dönmem imkansızdı. Tarih 4 Aralık 1945’ti. Elerinde bayraklarla kalabalığın bir bölümü Kapalıçarşı içinden Nuruosmaniye’ye doğru yol aldı. Daha kalabalık olan bölüm Askeri Tıp Fakültesi, İktisat, Edebiyat ve Tıp Fakülteleri öğrencileriyle büyüdü. Çevre esnafından da katılımlarla Çemberlitaş yoluyla Cağaloğlu’na geldik. (...)

Ön sırada mitingi yönetenlerden birinin çağrısına uyularak Sirkeci’ye doğru yönelindi. Kalabalık Tan Gazetesi’ne gidiyordu. Ne en önlerde, ne de arkalardaydım. Orta sırada kendimi kalabalığa bırakmış sayılırdım. İlk mitingimdi ve pişmanlık duymuyordum.

Vilayet binasını geçtik...

Caddenin sol yanında Vakit Yurdu denilen binanın bir penceresinde Necip Fazıl Kısakürek duruyordu, kendilerini coşkuyla selamlayan Kısakürek’e konvoydakiler sevgi gösterisinde bulunuyorlardı. Kalabalık hızlanarak <ı>Tan binasının önüne geldi. Mitinge katılanları provoke edenler önce <ı>Tan binasının camlarını kırdılar, kısa bir süre sonra da binaya girdiler. Çatıya kadar tırmanıp, içeride ne var ne yok tahrip ettiler, kağıt bobinleri dışarı çıkartıldı ve Sirkeci’deki araba vapuru iskelesine kadar sürüklendi, baskı makineleri kırıldı. Kalabalık <ı>Tan matbaasını tahrip etmekle yetinmedi ve Taksim’e yöneltildi. İstiklal Caddesi’ndeki şarküterilerde satılan Rus salataları bu mitingden sonra Amerikan salatası etiketleriyle sunulmaya başlandı. Olay tam bir komünist karşıtı harekete dönüşmüştü.

İDAMIMIZ İSTENİYORDU BERAAT ETTİK

13 Şubat 1956 tarihinde, İstanbul 2 numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde duruşmamız başladı. Komutanlık, 6-7 Eylül Olayları’nın başlıca sanığı olarak gösterdiği Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti yöneticisi olan bizlerin yanı sıra, derneğin İzmir sorumlularını da bu davaya dahil etmişti. Olay günü Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evin bombalandığı haberini veren İstanbul Ekspres Gazetesi’nin Yazıişleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu’nun yanı sıra, benim o geceki olaylarda çok karanlık roller oynadığı kuşkusuna kapıldığım Mürşit Yolgeçen de bizimle beraber yargılanacaktı.

Sorgu aşamasına gelinmeden söz istedim ve hakkımızdaki son tahkikatın açılma kararında vatan hıyanetiyle suçlandığımızı ve bu nedenle 128. madde uyarınca ölüm cezasına çarptırılmamızın talep edildiğini hatırlattım. Yabancı bir devlet aleyhine hangi eylemin sahibi olduğumuzun bugüne kadar da açıklanmadığını belirttim. Hikmet, Hüsamettin ve Nedim de benzer itirazlarda bulundular. Aradan aylar geçtikten sonra Ağır Ceza Mahkemesi, hakkımızdaki suçlamaları kanıtlayacak delillerin bulunmadığını bildirerek beraat ettiğimizi bildirdi.

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Refik Halit KarayGuguklu SaatDoğan

Dominique SchnapperÖteki İle İlişkiİstanbul Bilgi Üniversitesi

Ernest von SolomonSoruşturmalarYKY

Ahmet SayMüzik Ansiklopedisi- 3 CiltMüzik Ansiklopedisi Yayınları

Kaan H. ÖktenMuallakta Var OlmakAgora
X