Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir anlamsız tartışma...

Muharrem SARIKAYA

Yüksek Seçim Kurulu ile RTÜK arasındaki yazışma iki gün boyunca gündemi işgal ediyor. Çözümü dün öğleden sonra bulunan sorunun temeli ise Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanunun 61'inci maddesinin yanlış yorumundan öteye geçmiyor.

Kanunun 61'inci maddesi, sadece ‘‘anket, tahmin, mini referandum’’ yapılmasına yasak koyuyor.

‘‘Yasak’’ daha ‘‘yasakçı’’ olanlar tarafından yorumlanınca, her işte olduğu gibi bunun da çerçevesi genişliyor.

Birçok siyasi parti ve medya kuruluşlarının iki gün tedirgin olmasına yol açan kanunun ilgili maddesi, 1995'te değişikliğe uğruyor.

İlk olarak da 1995'te yapılan seçimlerde de uygulanıyor.

* * *

DYP Grup Başkanvekili, hukukçu Turhan Güven, dün telefonda hem YSK'ya hem de RTÜK'e veryansın ediyor.

Güven, siyasi parti temsilcilerinin yazılı ve görsel medya organlarında konuşmalarının yasaklanması gibi bir düşüncenin olamayacağını belirtiyor ve şöyle diyor:

‘‘1995'te durum nasılsa bugün de aynıdır. Hiç kimse yasak getiremez...’’

* * *

ANAP Grup Başkanvekili Ülkü Güney'in yaklaşımı ise daha farklı oluyor.

Güney, siyasi parti temsilcilerinin sürekli televizyonlara çıkıp konuşmalarının halkı bıktırdığını belirtiyor.

Güney, ‘‘kişisel görüşü olduğunu’’ vurguladıktan sonra devam ediyor:

‘‘Elbette fikirler söylenmeli, halk bunun içinden doğru olanı seçmeli. Ancak her gece aynı lafları dinlemekten de halk bıktı. Buna bir sınırlama getirilmesini yararlı buluyorum...’’

Seçim Yasası çıktığı tarihte DSP Grup Başkanvekilli olan, Bayındırlık Bakanı Ali Ilıksoy da getirilmek istenen yasağı haklı bulmuyor.

Ilıksoy, 1995 seçimlerine aynı yasa ile gidildiğini hatırlatıyor.

* * *

Yıllardır seçim propagandası ile uğraşan şirket yöneticilerinin görüşleri de grup başkanvekillerinden farklı olmuyor.

Siyaset bilimcisi Erol Özkoray, şöyle diyor:

‘‘Seçim Yasası'nda hep aynı yanlış yapılıyor. Fikirlere yasak getiriliyor, para serbest bırakılıyor. Oysa Batı'da durum bunun tam tersi. Seçimlerde paraya sınırlama, fikre özgürlük verilir...’’

Özkoray, bazı adayların bu seçim döneminde harcamayı planladığı paranın akıl almaz boyutlara ulaştığını söylüyor ve devam ediyor:

‘‘Propaganda için 4 milyon dolar bütçe ayıran bir adaya bu parayı nereden bulduğu sorulmuyor. Parası olmayıp fikrini ekran aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırmak isteyenin ise önü kesilmek isteniyor...’’

Özkoray, son dönemde birçok adayın, bir yandan milyonlarca dolar akıtıp, ardından da seçim afişlerine ‘‘temiz, dürüst, doğru, ak, beyaz’’ gibi kelimelerle kendilerini tanımlamasına da tepki gösteriyor.

Özkoray şöyle diyor:

‘‘Kişide zaten olması gereken, temizlik, dürüstlük, doğruluk, güvenirlik gibi erdemlerin afişlere yazılması halkı hiç mi hiç ilgilendirmiyor.’’

Bir diğer siyaset bilimcisi Erhan Göksel de Özkoray ile aynı görüşü taşıyor.

Göksel şöyle diyor:

‘‘Yaptığımız yoklamalarda halkın temizlik, dürüstlük, doğruluk olayına bakmadığını gördük.’’

Peki seçmen siyasi partilerden ne bekliyor?

Bu soruya her iki siyaset bilimcisi de aynı yanıtı veriyor:

‘‘Neyi, ne zaman, hangi finansmanla yapıp açlığıma ve işsizliğime çare bulacaksın...’’



X