Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bir AKP analizi (I): Dün

SON dönemde yaşananlar, AKP’nin bir transformasyondan geçtiğini gösteriyor. Bu transformasyon, köklü bir değişim veya aslına geri dönmek olarak görülebilir. Hatta, çok basit bir yaklaşımla hükümetin ve özellikle Başbakan’ın, tıpkı metal yorgunluğu gibi, çok erken de olsa iktidar yorgunluğuna yakalandığı da söylenebilir.

Ancak, hızlı bir seviye değişimi olduğunu kimse inkár edemez.

Önümüzdeki üç gün AKP’yi üç değişik açıdan analiz etmeye çalışacağım. Zira, AKP liderliğinde Türkiye’nin bir yol ağzına geldiğini düşünüyorum ve özellikle bu yılın ikinci yarısından itibaren Türkiye’nin çok ama çok ısınacağına inanıyorum.

Analizimi üç boyuta oturtacağım: Dün, bugün ve yarın!

Bugün "dün"ü yazacağım.

* * *

AKP’nin kısa geçmişine bakıldığında onu yaratan en önemli faktörün 28 Şubat dönemi olduğu görülecektir.

Başında ABD’den de onay aldığına inandığım 28 Şubat dönemi, şahsi kanıma göre, üç olası gelişime ve onların tetiklediği varsayımlara tepki olarak doğmuştu: Erbakan ve arkadaşları i) rejimi değiştirmeye yönelebilirlerdi (statüko), ii) ülkeyi Batı ittifakından çıkarmaya çalışabilirlerdi (ABD), iii) yükselen muhafazakár Anadolu burjuvazisi yeni bir paylaşım talep edebilirdi (İstanbul burjuvazisi)!

Erbakan’a tepki duyan statüko, ABD ve İstanbul burjuvazisi, bir güçlü müttefik arkasında rahatlıkla birleştiler: TSK!

TSK
, Erbakan ve ekibini püskürtmeyi başarıyla gerçekleştirdi. Ancak, dikte etmekten başka bir yönteme akıl yoramayan o dönemin çapsız generalleri ve onların sayesinde iktidar olan daha çapsız kukla siyasiler, üç alanda çok büyük hata yaptılar.

i) "Rejimi koruma" güdüsünü "din karşıtlığı" görüntüsü veren siyasete çevirdiler. ii) Ekonomik mücadeleyi bazı siyasi ve askeri aktörlerin adını kirleten bir rant ekonomisi haline getirdiler. iii) Cumhuriyet ile demokrasi arasında ilki lehine o kadar açık tavır koydular ki, ruhunda zerre kadar demokratik kriterlere bağlılık hisseden insanları dahi karşılarına aldılar.

Kanımca, en büyük hatalarını da İstanbul’un başarılı belediye başkanını zırva bir bahaneyle mahkûm ederek gerçekleştirdiler.

Bugün açıkça ortaya çıktığı gibi, asker-sivil bürokratlar, Recep Tayyip Erdoğan’dan şahsi donanım ve becerilerini fazlasıyla aşan bir kahraman yarattılar!

* * *

28 Şubat döneminin ne istemediğini bilse de, ne istediğini bilmeyen "ortak aklı", bir yandan mahkûm ettiği Erbakan’ı bölmek için alternatif ararken, diğer yanda uluslararası arenanın yükselen "sert İslamcı siyasete" karşı "yumuşak İslamcı siyaset" alternatifi üretmeye başlaması, gözleri Türkiye’de Erdoğan’a çevirdi.

Recep Tayyip Erdoğan bu dönemde muhteşem pragmatik güdüleri ile Erbakan’dan umudu kesen muhafazakárları, Erbakan’a bir türlü ısınamamış genç Anadolu Aslanlarını, liberal demokratları, yolsuzluk çamuruna batmış partilerinden kopan merkez sağ seçmeni ve nihayetinde 11 Eylül sonrası Müslüman dünyada kendine yeni bir müttefik arayan ABD’yi kendi safına çekmeyi becerdi.

Erdoğan-Gül-Arınç üçlüsünün Milli Görüş’ü farklılaştırarak Necmettin Erbakan’ın partisini bölmeleri, tarihte nadir görülen bir tabu parçalamasıdır!

AKP, 3 Kasım’da Erdoğan’ın muazzam pragmatizmi sayesinde birleştirdiği milletin ne istediğini değil, neyi istemediğini ortaya koyduğu bir seçimde iktidar oldu!


Yarın, "bugün".
X