"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Bir ağacın hikmeti

AĞACIN üzerinde... İki dal arasında... Genç bir fidan gibi uzanmış... Bir memleket çiçeği sanki...

Bir ağacın hikmeti

Şiddet açmıyor, yakıp yıkmıyor. Hakaret yok. Aklına sahip çıkıyor. Mantığına yaslanıyor.
Ve o hamağın tembel görüntüsü altında, dünyanın en sakin eylemini yapıyor...
İşte o fotoğrafı büyütünce gördüm.
Hamakta okuduğu:
Raymond Geuss’tan...
“Kamusal şeyler, Özel Şeyler”...
Bu kadar mı yakışır bir kitap okunduğu yere.
Geuss görseydi eminim kitabın kapağına bu fotoğrafı koyardı...
Önsöz olarak da o gencin uzandığı hamağı kullanırdı...
“Özel”in “kamu”ya uzandığı an diye...
Bütün şiddete, gaz bombalarına, biber gazlarına, coplara karşı, “özel”in, bir hamaktaki tek kişilik mitingidir bu...
O fotoğrafı görünce merak ettim:
20’nci yüzyılın siyaset felsefesindeki şaşırtıcı isim Geuss, birey ve toplum, kamu ve özel tartışmasının, böyle bir fotoğrafa sığabileceğini düşünebilir miydi acaba?
Diyojen’den Sezar’a, Atina’nın antik meydanından Taksim’e kadar...
İnsanlık tarihinin en acımasız tartışmasıdır bu...
“Kamu nerede başlar? Özel nerede biter?”
Şöyle de sorabiliriz:
“Siyaset felsefesinin bu çetin tartışması, gelip bir ağacın dalına genç bir adam olarak uzanabilir miydi böyle?”
Kim düşünebilirdi bu “pervasız sorumluluğu”?
O da oldu işte...
Bu yüzden önemsedim bu fotoğrafı...
Demek ki okuduğun kitap, okuduğun mekânla birleşir ve oradan içinde bulunduğun tarihe dokunursa eğer...
Bir hamakta yatarak bile en etkili eylemi yapabiliyorsun...
Taş atmanın, yakmanın yıkmanın ötesinde, “itirazın estetiği”dir bu...
Pozitif isyandır.
Özgüvenin en sessiz sloganıdır.
Gezi olayının hafızamıza kazıdığı bu masum itiraz, işte böyle bir slogandır.
Hamağın o tembel imajı...
Başka türlü nasıl böylesine muzip bir itiraza dönüşebilir.
Bu yüzden iyi anlaşılmalıdır.

MÜŞTERİ VE SEÇMEN

GEZİ tartışmasından bana kalan bir başka soru daha var..
Akıl karıştırıcı, hummalı bir soru:
Ben soruyorum...
Cevabı birlikte bulalım...
Soru kısa:
- Siyasetçi için “seçmen” neyse, özel sektör için de “müşteri” o mudur?
İkisi de hizmet veriyor. Birisi seçmene, diğeri müşterisine...
Ama birisi kamu yararına...
Diğeri özele...
Ama özele gidenden yaratılan katma değeri ve istihdamı, kamusal zenginliği de unutmayın...
Dünyanın her yerinde markalar, müşterilerine göre şekil alırlar.
Peki siyasi partiler de birer marka mıdır?
Bazen seçmen kaygısıyla müşteri kaygısı çatışabilir...
Karışık bir konu değil mi?
Hangi taraftan baktığınıza bağlı tabii...

X