"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bip! Bip! Mesajınız var!

CUMARTESİ günü sabahın erken saatlerinden itibaren cep telefonum tamamen kontrolümden çıktı? Tam olarak saymadım ama sanırım otuza yakın ‘kutlama’ mesajı aldım.

Türkiye Cumhuriyeti 82 senedir var ve ben bunun son yarısını gayet iyi hatırlıyorum.

Daha önce Cumhuriyet Bayramı’nın bu tür kutlamalar için bir vesile olmadığını da.

Cep telefonları da aşağı yukarı 10 yıldır hayatımızın içinde.

Son iki üç seneye kadar yakın arkadaşlarım da dahil olmak üzere kimse bana cep telefonumdan Cumhuriyet Bayramı kutlama mesajı göndermedi.

Mesajların içinde ‘Bayramın kutlu olsun sevgili kardeşim’ gibi sade olanları da vardı, uzun uzun yazılmış olanları da.

Onlardan birkaç tanesini sakladım, size de aktarayım diye:

‘Dedelerimizin nice bedeller ödeyerek ayakta tutup bize emanet ettiği cumhuriyetimiz bugün her ne kadar sinsi ve alçakça bir tehdit karşısında olsa da onu sonsuza dek el ele vererek koruyacağız. Yaşasın Atatürkçü laik Türkiye Cumhuriyeti!’

‘Bir mirasyedi gibi davranarak, bakmadığımız, koruyup geliştirmediğimiz ancak çıkarlar için hep hor görerek tükettiğimiz bu ülke ve cumhuriyete görevlerimizi hatırlayıp gereğini yapma dileğiyle Cumhuriyet Bayramınızı kutluyorum.’

Mesajlar ertesi gün de devam etti. Bir tanesi şöyleydi: ‘Bin geceden kutsaldır bu gece. Cumhuriyet Bayramı’nız ve Kadir Gece’niz kutlu olsun.’

Şunu belirteyim ki Cumhuriyet Bayramı’nın da dini bayramlar gibi bir kutlama vesilesi olmasında bir sakınca görmüyorum. Hatta bu beni mutlu da ediyor.

Ama şöyle bir itirazım var: Bu kutlamalar öyle bir hal alıyor ki, ülkenin bir yarısının öteki yarısına karşı bir tür eylemine dönüşüyor.

Cumhuriyet Bayramı, ulusumuzu birleştiren bir gün olmalı, bölen ve ayrılıkları körükleyen bir gün değil.

Bugün Türkiye’de belli bir siyasi görüşü savunanların aslında cumhuriyet düşmanı olduklarına inanan bir akım gelişmiş durumda. Ama çok iyi biliyorum ki gerçekten cumhuriyete ve devrimlerine karşı olanların sayıları da zannedildiği kadar çok değil.

Cumhuriyeti böyle birayrılık günüolarak kutlama eğilimi, asıl bu kimselerin ekmeğine yağ sürüyor.

Onların sahip olduklarından çok daha fazla güçlü olduklarını vehmediyor ve ‘mütedeyyin’ insanlarımızı da sanki cumhuriyet düşmanıymış gibi konumluyoruz.

Ne yapmakta olduğumuzu bir kez daha düşünmemizde yarar var.

Harem-selamlık çocuk yuvası dönemi

SİZİN de dikkatinizi çekti mi, bilmiyorum. Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Malatya skandalı ile ilgili olarak basını azarlamanın dışında sadece bir tek kez ‘asıl sorunla ilgili olarak’ konuştu.

Sözlerini Hürriyet’in manşetinde cumartesi günü okumuş olmalısınız: ‘Kız ve erkek çocuların bir evde kalması asla mümkün değil. Kız yurtlarında erkek öğretmen ve müdür olmayacak. Her şey olabiliyor. Bildiğim şeyler var.’

Başbakan aşağı yukarı üç yıldır iktidarda. Üç yıldır bazı şeyleri biliyor ama nedense bildiğini bizlerden saklıyor! Bunları saklamak yerine kamuoyuyla paylaşsaydı ve elindeki iktidar gücünü kullanıp en azından Malatya’daki çocukları kurtarabilseydi daha iyi olmaz mıydı?

Ergenlik yaşına gelmemiş çocukları ‘harem-selamlık’ yuvalarda büyütmek fikrine gelince.

Herkes biliyor ki o yaşlardaki çocukların yetiştirilirken anne ve baba figürlerine de ihtiyaçları var. Görevliler, görevlerini dürüstçe yapmıyor, hükümet ve ilgili bakan bunu sağlamakta yetersiz kalıyor diye bu en önemli pedagojik gerçeği yok mu sayacağız? Ergenlik çağına gelene kadar erkek çocuk, erkek öğretmen, erkek müdür görmemiş bir kız çocuk, ileriki yaşamında erkeklerle nasıl sağlıklı bir ilişki kurabilir? Aynı soruyu erkek çocuklar için de sormak mümkün.

Erdoğan, eski yıllardaki görüşlerinin değiştiğini sık sık ifade etti. ‘Değiştiğinin’ kabul edilmesini istedi. Birçoğumuz buna inanmak istedik ama ne zaman ortaya böyle gerilimli bir sorun çıksa, Başbakan bir anda göstermek istediğinden çok daha farklı bir insan gibi davranmaya başlıyor. Başbakan gerilim altında kalınca cidden ‘geriliyor’ ve sanki kafasının bir yerlerinde saklı kalmış düşünceler birdenbire ortaya çıkıyor gibi geliyor bana.
X