Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bilmelisiniz ki en sevdiğim belediye başkanı Melih Gökçek’tir

Durun, başlığa bakıp da hemen yol haritamı değiştirdiğimi filan düşünmeyin. Bu başlık, Tanrı’ya sık sık sunduğum bir dileğimi sizinle paylaşmak isteğimden doğdu. Dileğimse öyle büyük bir şey değil. Okuyunca, sanırım birçoğunuz benimle aynı duyguları paylaşacaksınız. En azından yüzde 63’ünüz...

“Tanrım, bilmeni isterim ki Ankara’nın bazı bulvar ve meydanlarını çok severdik, hepsinin yok edilmesine izin verdin.
Ankara tiftik keçisini, Angora tavşanını ve beyaz tüylü kedisini çok severdik, neredeyse neslinin tükenmesine izin verdin.
Atatürk Orman Çiftliğini çok severdik, yavaş yavaş tırtıklanıp, yok olmasına izin verdin.
Tanrım, bilmeni isterim ki, en sevdiğim Belediye Başkanı Melih Gökçek’tir!”
Anlayan anladı diyerek gelelim esas konumuza. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan, Hayvan Irkı Tescil Komitesi, 2002 yılından bugüne kadar 40 hayvan ırkını genetik kaynak olarak tescil etmiş. Komite, uluslararası alanda, bu hayvanların genetik özelliklerini belirliyor ve kaynağının Türkiye olduğunu ispatlıyor. Komite tarafından tescil edilen Ankara Tiftik keçisi, Türkiye’nin en önemli genetik kaynakları arasında yer alıyor. 1980’li yıllarda 3,6 milyon baş olan Tiftik Keçisi varlığının, bugünlerde 300 binin altında olduğu tahmin ediliyor.
Bu kapsamda, Ankara Keçisi’nin “Halk Elinde Islahı Projesi” başlatıldı. Bakanlık, üniversite, yetiştirici birliği ve Ankara keçisi yetiştiricilerinin işbirliği ile yürütülen proje ile Ankara keçisinin tiftik verimi ve kalitesi artırılarak, yetiştiriciliğinin ekonomik hale getirilmesi öngörülüyor.
Proje kapsamında, Ankara’nın Ayaş, Beypazarı, Güdül ilçelerindeki sekiz Ankara keçisi yetiştiricisi, üretimi devam ettirmeleri için destekleniyor. Bu kişilerin sürüsünde beş bine yakın tiftik keçisi bulunuyor. Ancak, yurt içinde üretilen tiftiğin maliyeti yüksek olduğu için sanayiciler genellikle daha ucuz olan ve Türk Cumhuriyetlerinden ithal edilen tiftiği kullanıyor.

KEÇİLERİ KAÇIRMAK BU OLSA GEREK!

Sonuçta da gözümüz gibi bakıp, çoğaltmamız gereken Ankara Keçileri her geçen gün azalıyor. Yerineyse Melih Gökçek’in Ankara’nın dört bir tarafına serpiştirdiği keçi heykelleri çoğalıyor. Allahtan Başbakanımız bu heykelleri de ucube olarak görmüyor da şehrimize gelen konuklara, “Bizim Ankara keçilerimiz çok meşhurdur” diye gösteriyoruz. Duyduğuma göre 2010 yılının Eylül ayında çıkan bir kararname ile Ankara Keçilerinin ihracatına kolaylık getirilmiş. Keçileri kaçırmak böyle bir şey olsa gerek!
Aynı durum Ankara Tavşanı ve Ankara Kedisi için de geçerli. Sayıları her geçen gün azalıyor ve yanlış hayvancılık politikası yüzünden bizleri yavaş yavaş terk ediyorlar. Kediyi, sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin “Kets” müzikalinden arakladığı Ankara logosunda görürsek şaşırmayın. Tavşanı da havuç reklamlarında... Onun için de Beypazarı’nın yardımına muhtacız. Ülkemizin yüzde 80 havuç gereksinimi karşılayarak havuç deposu unvanını kazanan Beypazarı inşallah reklamlarında Ankara tavşanını kullanır da, bu sevimli hayvanlar en azından kağıt üzerinde yaşar.

DIŞARIDAN AHKAM KESENLERE İTHAF OLUNUR

Bildiğiniz üzere bazı İstanbullu yemek ve eğlence mekanları Ankara’ya geldi ve sosyal hayata renk getirdi. Benim üzerinde durmak istediğim konuysa, açılmasıyla beraber Ankara yaşamına renk getiren bu tür mekanlar için İstanbul’dan gelen basın mensuplarının yazdıkları. Birçoğu öyle ipe sapa gelmez cümlelerle konuyu okuyucu ve izleyicisine aktarıyor ki, sormayın gitsin. Neymiş efendim, Ankara’ya hayat gelmiş, Başkent tarihinde ilk kez böyle bir mekana tanık olmuş, Ankara’nın sadece lacivert takım elbise ve bürokrasiden ibaret olmadığını kanıtlamış gibi, bir sürü saçma sapan tespitler. Dahası, İstanbul ile Ankaralı gençlerin kıyafet farklılıklarından, müzik zevklerine kadar karşılaştırmalara giren satırlar.
İstanbullu bazı meslektaşlarımın sıkça düştüğü bir yanlışlık var ki, hayatın, Beyoğlu, Nişantaşı, Kuruçeşme ve Etiler’den ibaret olduğunu zannederler. Oradaki mekanlardan birinin şubesi, İstanbul dışındaki bir kentte açıldığı zaman, gidilen yerin yaşamında büyük değişiklikler yarattığını düşünürler. Sonunda da yukarıda bahsettiğim yazıları yazarlar. Uzun süredir Ankara’da yaşayan bir İstanbullu olarak bu tip yanlışlık içindeki meslektaşlarıma bir çift lafım olacak.

ANKARALI DEĞİŞİMİ SEVER ÇÜNKÜ...!

Evet, açılan her yeni mekan Ankara sosyal yaşamına farklı bir soluk getirir ama radikal değişimler yaratmaz. Sadece benzer konseptte var olan işletmelerin arasına adını yazdırır. Değişen tek şey, her yıl öne çıkan mekanların en sonuncusunun kendisi olmasıdır. Şimdi filanca yer modadır ama belli bir süre sonra o da bayrağı yeni açılan bir başka mekana devredecektir. Çünkü Ankara müşterisi belli bir süreden sonra değişiklik sever. Bir, bilemediniz birkaç yıl sonra yeni yerlere doğru yelken açar. Zira denizi olmayan Ankara’nın İstanbul’daki Boğaz manzarası gibi doğal dekorasyonu yoktur. O yüzden de aynı ağaç, aynı cadde görüntüsü belli bir süreden sonra insanı sıkar. Kalıcı olan işletmeler ise mönüsü ve hizmet anlayışıyla kendisini yenilemesini bilen ve performansını hep üst seviyede tutanlardır.

ÜLKEMİZDE İLK, DÜNYADA BEŞİNCİ

Gelelim Ankara’nın yenilerine ve yeni projelerine. Kentpark AVM’de bulunan lüks moda perakende devi Harvey Nichols’ın bünyesinde çok güzel bir Brasserie açıldı. Bu işletme Harvey Nichols’ın ülkemizdeki ilk kafesi oldu. HNB Gıda’nın sahipleri Bülent Arman ve Veli Karabudak tarafından işletilen mekan, zengin mönüsüyle öne çıkmayı bildi. Mönüsünün Akdeniz ağırlıklı dünya mutfağından oluştuğunu söyleyebilirim. Londra, Dublin, Manchester, Edinburg ve Birmingham’ın ardından dünyada beşinci ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan Harvey Nichols Brasserie’nin dekorasyonu İngiltere’nin önde gelen mimarlık şirketlerinden Four IV tarafından yapılmış. Brasserie, restoran ve bahçe bölümü olmak üzere 125 kişi kapasiteli.
Her gün gece saat 01.00’e kadar açık kalan bu kafeye iki üç kez gittim. Her gidişimde de değişik tatlara yöneldim. Özellikle, pizza ve et yemekleri çok güzel. Değişik alkol kokteyleri de var. Ancak benim gibi çay ve kahve sevenler için düzenlediği seremoni ise harika. Markaya bakıp da gelecek fatura gözünüzü korkutmasın. Filistin caddesindeki kafelerden farkı yok. Hatta kimi ürünler daha ucuz. Denemenizde fayda var.

ET FİYATLARI ARTIYOR KEBAP FİYATLARI DÜŞÜYOR

Gazi Osman Paşa semtindeki Köşebaşı Restoran ise öğlen yemeklerinde yeni bir uygulamaya geçmiş. Öncelikle belirtmeliyim ki, et ürünleri, şık dekorasyonu ve kaliteli hizmet anlayışıyla Köşebaşı favori listeme giren restoranlar arasında. Akşam servisinde sunulan yiyeceklerle aynı gramajda olan ürünlerden oluşan mönüsünü kişi başı 25 Liradan müşterisine sunuyor. Et fiyatlarının gitgide pahallılaştığı bu dönem için fazla bir para değil. Mönü de tercih edeceğiniz bir kebap, meze tabağı, tatlı ve alkolsüz içeceklerden oluşuyor. İsteyenler için bu mönüyü paket servisle de yolluyorlar. Öğlenleri kimi iş yemeklerim için iyi bir seçenek oldu. Birçok kişi de benimle aynı fikirde olacak ki, geçenlerde masa boşalması için sıra bekledim.

BALIK YERKEN KENDİNİZİ SAHİLDE HİSSEDİN

Tunalı Hilmi Caddesi’ne çıkışı olan Bestekar Sokak’ta yaklaşık 10 ay önce açılan “Marmaris Balıkçısı”nı yeni keşfettim. Ankara’da uzun yıllar Casa Bonita isimli bir Meksika restoranının işletmeciliğini yapan Orhan Guneyçal ile eşi Aslı Hanım aynı markayı Marmaris’e taşımışlardı. Başkente tekrar dönüp, bu balıkçıyı açmışlar. Kendinizi bir sahil kasabasında hissedeceğiniz dekorasyonu çok güzel. Mönü çeşidi oldukça bol ve lezzetli... Kendine özgü bir tarz yaratan Marmaris Balıkçısı’nda akşamları olduğu gibi öğlen servisinde de ilgi büyük. Fiyatlarsa beklediğimden az. Tabii herkesin beklentisi farklı ama benim gibi orta halli insanlar için pahallı gelmiyor. Gidip görmeniz de, değişik lezzetlerden tatmanızda yarar var.

YEMEKLER TOPUZDA SERVİS EDİLİYOR

G.O.P Uğurbey Sokak’ta yeni hizmete giren People isimli bir işletme var. Üç katlı mekanın ilk iki katı restoran. Giriş katında ve terasta iki ayrı şömine bulunuyor. Pazar günleri hariç her gün açık olan işletmenin en üst katı ise kulüp olarak hizmete sokulmuş. Dünya mutfağından değişik örneklerin sunulduğu restoranın mutfağına uzun yıllar Amerika’da yaşamış Ahmet Özdemir’in hükmettiğini söylediler.
Kendisi mönüde 110 çeşit yemek var diyor ama restoranın en önemli özelliği servis anında göze çarpıyor. Bazı yemekler 600-700 derecede ısıtılan topuzda servis ediliyor. Zira topuzun çıkıntılarına takılan etler, uzun süre sıcaklığını koruyabiliyor. Farklı tarzıyla ilginç bir işletme olan People için daha net fikirler vermem için birkaç kez daha gitmem lazım. Şimdilik sadece bu özelliklerini yansıtmamla yetinin.
X