Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bilmece peşinde

Emin ÇÖLAŞAN

Dün öğle yemeğinde dört kişiyiz. Başyazarımız ve sevgili abimiz Oktay Ekşi, Ankara Bürosu istihbarat şefimiz Yaşar Sökmensüer, yazarımız Faruk Bildirici ve ben.

Oktay Abi Ankara'ya gelmiş, gazetede yemek yiyoruz. Her zaman olduğu gibi onu hafifçe işletiyorum, gülüşüyoruz!

Dört gazeteci bir arada olunca ne konuşulur?

Siyaset konuşulur.

Ülke kurtarılır!

Biz de öyle yapıyoruz. Fakat çok ilginçtir, iş bir noktaya geliyor ve hepimiz tıkanıp kalıyoruz.

Ne olacak?

Sonra sıra somut konulara geliyor. Örneğin Başbakan Mesut Yılmaz, Deniz Baykal'la yaptığı anlaşma doğrultusunda, 31 Aralık 1998 günü istifa edecek. Yılmaz Çankaya'ya çıkacak ve istifasını Demirel'e verecek.

Peki sonra ne olacak?

Demirel ne yapacak?

İstifayı kabul etmeme yetkisi var mı?.. ‘‘Ben bunu kabul etmiyorum, hükümet göreve devam etsin’’ diyebilir mi?

Böyle bir örnek geçmişte yaşanmış mı? Yılların deneyimli gazetecisi Oktay Abi'ye soruyoruz. Böyle bir şeyi anımsamadığını söylüyor. Biz de anımsamıyoruz.

Peki Demirel istifayı kabul ederse ne olacak?

O takdirde hükümeti kurma görevini, Meclis'te en çok milletvekili bulunan Fazilet Partisi'nin Genel Başkanı Recai Kutan'a mı verir?

Bu durumda Türkiye'nin başına yeni bir Refahyol macerası açılır mı?

Ya da, Demirel görevi yine Yılmaz'a mı verir?.. ‘‘İstifanı kabul ettim. Hükümeti yine sen kur’’ derse, ortalıkta kıyamet kopmaz mı?

Dört gazeteci bunu ve diğer birkaç konuyu tartışıyoruz, fikir cimnastiği yapıyoruz... Ortaya çıkan sonuç gerçekten ilginç.

İlginç olmanın ötesinde üzücü.

Birbirimize bakarak bir şey söylüyoruz:

‘‘İnsanlar bizim çok şey bildiğimizi zannediyor. Ama biz de hiçbir şey bilmiyoruz.’’

Her gün olayların göbeğinde yaşayan biz gazeteciler bile, üç ay sonra somut bir konuda ne olacağını bilemiyoruz, kestiremiyoruz!

Bilmemek bizim kabahatimiz değil.

Aptal değiliz, geri zekâlı değiliz. Olayların her gün içindeyiz.

Ama bilmiyoruz!

***

Sonra ortaya şu soru atılıyor:

‘‘Peki biz bilmiyoruz da, öbürleri biliyor mu? Örneğin Mesut Yılmaz, yılbaşında istifa edip etmeyeceğini biliyor mu? Deniz Baykal onun istifa edeceğine inanıyor mu? Önüne istifa geldiği takdirde, Demirel ne yapacağını biliyor mu?..’’

Hayır, onlar da bilmiyor!

Ne olacağını hiç kimse bilmiyor!

Şimdiden bilinen tek şey, Meclis 1 Ekim günü açıldıktan sonra ortalık daha da kızışacak. Kıyamet kopacak.

Saç saça baş başa girişecekler.

Herkes birbirini suçlayacak.

Gensorular birbirini izleyecek.

Her kafadan bir ses çıkacak.

Kelle pazarlığı kızışacak, mebus pazarları yeniden açılacak...

Ve bütün bu kargaşa ortamı içinde Meclis yine çalışmayacak, ülke yararına herhangi bir iş yapılmayacak.

***

Peki Nisan 1999'da seçim yapılacak mı? Şimdilik görünen o ki, yapılacak!

Ama çok ilginçtir, bu soruyu herkes birbirine sormaya devam ediyor. Bir ülke düşünün ki, Meclis tarafından alınan seçim kararı bile halkın gözünde güven yaratmıyor!

İşin komik tarafı, herkes bize yüzlerce soru soruyor. Gazeteciyiz ya, bizim çok şey bildiğimizi zannediyorlar.

Kendi adıma onlara dürüstçe yanıt veriyorum:

‘‘Valla ben de bilmiyorum. Yaşadıkça göreceğiz...’’

Tepki hep aynı:

‘‘Abi siz gazeteciler de bilmezseniz, kim bilecek?..’’

Ve kesinlikle inanıyorum, pek çoğunun içinden aynı şey geçiyor:

‘‘Biliyor ama bildiklerini bizden saklıyor...’’

***

Bir şey bilsek niçin saklayalım! Hatıra defterimize yazacak değiliz ya! Biz gazeteciler de aramızda sık sık tartışıyoruz, önümüzü görmeye çalışıyoruz. Her kafadan farklı ses çıkıyor.

Bazen bir olay, bir gelişme oluyor ve birbirimize soruyoruz:

‘‘Bu ne demek? Sen ne olduğunu anladın mı?..’’

Arkadaş yanıt veriyor:

‘‘Valla anlamadım...’’

‘‘Ohhh, şimdi rahatladım... Çünkü ben de anlamamıştım. Anlamayınca, acaba aklımı, mantığımı mı yitirdim diye korkuyorum...’’

Evet, bırakın önümüzdeki bir yıl, iki yıl sonrayı görmeyi bir yana, bir hafta sonrasını bile göremiyoruz.

Her yerden bir olay fışkırıyor. Bantlar yayınlanıyor, istifalar oluyor, bir şeyler gelişiyor.

Ülkedeki bütün dengeler, hele siyasi dengeler altüst olmuş.

Ortalık toz duman.

Tek tesellimiz, Türkiye bütün bu olup bitene rağmen tıkır tıkır gidiyor... Çünkü millet sağduyu sahibi.

Bizim yıllardır yaşadığımız şu belirsizlik tablosunun yarısını Amerika, İngiltere, Almanya gibi gelişmiş ülkeler yaşasaydı -buna terör belasını, enflasyon belasını, bizi yıllardan beri yöneten sorumsuz, vurguncu ve beşinci sınıf kadroları falan da ekleyin- inanın hepsi çöker giderdi.

Türkiye yine de, dimdik ayakta.

Büyük ülkeyiz. Beşinci sınıf adamların el yordamıyla yönettiği büyük ülkeyiz. Yoksa çöker giderdik.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI