Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bilinçaltı dostum musun düşmanım mı?

Bir oda hayal edin. Görünürde bir masa olsun, sandalyeler, şifoniyer, toplu bir yatak, şık bir avize, halı, her şey yerli yerinde.

İçinde mutlu mesut yaşıyorsunuz evim diye. Arada bir kirli bardak filan çıkıyor ama sorun değil. Bardağı alıp yıkamadan dolabın birine tıkıveriyoruz. Uyuduğumuz çarşaflar kirleniyor, çekmeceye tıkıyoruz, giydiğimiz kıyafetleri görünmeyen her noktaya tıkıştırarak gözükmemelerini sağlıyoruz. Bir süre sonra nereye koyduğumuzu da unutuyoruz. Çekmeceleri açınca düzenli bir başak kadını olarak dehşete kapılabileceğim karışıklık ve çeşitlilikte bilumum eşya birbirine mutlu mesut sarılmış bir biçimde duruyorlar. İşte bütün bu karışıklık, yarı unuttuklarımız, asla unutamadıklarımız, sevdiğimiz, sevmediğimiz, bu dolaplarda, çekmecelerde, yatakların altında. Sizi bu odayla tanıştırayım. Bilinç ve altıyla yani. Üstü de altı da bir alem zaten. Kirli çamaşırların en yoğun olduğu, acının, sevincin birbirine karıştığı bu “kişiye en özel oda”dan yaşayan her insanda bir tane var. Bazı insanlar bu odaları düzenlemek için ciddi paralar ve vakitler harcasa da her zaman karışmaya müsait bu oda herkesin en büyük dertlerinden biri.

 

Bilinçaltı, bilime göre, bizim kayıt defterimiz. Her yeni kayıt kişiliğimize yeni bir şeyler katıyor. Olumlu ya da olumsuz muhakkak bu kayıt gerçekleşiyor. Bu aralar tıp bu oda ile çok derinden ilgileniyor. Karışmış dünyamızda stres arttıkça bu odanın ayarı da bozulduğu için kayıtlar gittikçe anlaşılmaz hale geliyor. Travmatik olaylar yaşayanlar (PTSD), depresyon ile boğuşanlar, fobiler, kompleksler o kadar fazlalaştı ki, tıp artık yeni bir yöntem için uğraşıyor. Silme yöntemi. Yaşanan travmanın kişide yarattığı acı veya dehşet hissini yok ederek kişinin daha verimli bir hayat yaşamasını sağlamak. Yani derleyip katlayacağımıza, çöpe atacağız beğenmediklerimizi. Yalnızca bizi mutlu eden ya da zarar vermeyenler kalacak. Biz de bize olan kötülerin izlerini hissetmediğimiz için “normal” olacağız. Şimdilik sadece çok ciddi vakalar için kullanılması planlanıyor.

 

Senaryo bu. Tabii görünen senaryo. Nasıl olacak, ne zaman olacak bilinmez ama olduğunda ne olacağı hakkında epey bir yorum yazabiliriz. Mutlu mutlu yaşayan bir nesil oluşunca savaşlar sona erecek mi? Başbakanlar, dünyanın kaderini yönlendirecek kadar zengin insanlar, önemli bilim adamları, dahiler, kısacası tüm yönetenler, basit insan DNA’sına sahip olduklarını hatırlayıp daha evrensel düşünebilecekler mi? İnsanoğlu çevreye zarar vere vere yaşamaya son verecek mi? Daha barışçıl, daha huzurlu yaşamayı becerebilecek mi? Böyle olursa bu nesil sahte mi olacak? Doğamız bozulduğu için bu nesil, kanatsız meleklerden oluşan bir yığıntı olarak çevreye ve birbirine daha mı fazla zarar verecek? Gelişmesine zarar gelecek mi? İleride her şey olabilir. “Yaşa, sil, yaşa, sil” şeklinde yaşarız. Nasıl olsa siliyoruz ya kötü olaylara sebep olmak serbest olur mu bu durumda?

 

İnsanoğlu korkmadığı zaman, tamamen özgür kaldığında kötülük yapmadan yaşayabilir mi?

 

İnsan ırkı için neyin iyi olduğunu anlamak zor. Hayatımıza katma değer katan her şey bize bir anlamda da zarar veriyor. Her yeni buluş, konforu arttıran her icat bir yandan da sıkıntı yaratıyor. 1995 yılında kredi kartım yoktu. Sadece zenginler veya nüfuzlu insanlar içindi öyle şeyler. İnternet, cep telefonu, mikro dalga fırın yoktu. Alışveriş, çarşı pazar dolaştığımız bir olaydı. Sadece 12 yıl sonra formlar tamamen değişti. 10 yıl sonra nerede olacağız? Katlayarak tüketiyoruz her şeyi. Bilinçaltımız ise bu hızlı değişimden yorgun, takip etmek için hep kapasitesinin üstünde çalışıyor. Bu kadar hızlı değişimin bize iyi geldiğine inanmıyorum açıkçası.

 

“İnsan kötüyü yaşamadan iyiyi bilmez” diye bir atasözü vardır. Dini inanışlarda şükretmek öncelikli olarak vurgulanır. Yaşanan her kötü olaydan ders çıkarılır, en azından bir daha yaşanmaması için gerekli önlemler alınır. Kısacası kötü kavramı insanın ayağını denk almasını sağlar. Her zaman değil ama sağlar. Unutamayacağımız kadar kötü olanlar başımıza geldiğinde herhangi bir dini kitap, size bunun bir amaç için olduğunu söyler. Ruhunuzu aydınlatmak için bir sebep olduğunu. Ya da neden-sonuç ilişkisine bağlar. Kötüyü unutursak sonuca nasıl ulaşacağız o zaman?

 

Bilinçaltı sadece kişisel deneyimleri kayıt etmez. Çevreyi absorbe ederek rutin kabul ettiği olayları bünyesine işler ve istem dışı uygulamaya başlar. Yani bir gazetede her gün cinayet haberi okuyan bir kimsenin bilinçaltı bir süre sonra bunu kanıksamaya başlar. Hatta bazı durumlarda bu çok işe yarar. Doktorlar rahatça ameliyat yapabilir, savaşan bir asker canını kurtarmayı öğrenir, savunma silahları gelişir. Ama kanıksama ve öğrenme mekanizması birbirine karışırsa o zaman tehlike başlar. Çünkü“Normal” diye adlandırdığımız çok hızlı değişkenlik gösterebilir. Her gün şiddet içeren bir aktivitede yer alırsan durum vahimleşebilir. Ve şu an yetişen nesil bilinçaltında ve üstünde bunu en dibine kadar öğreniyor. Oyunlar, filmler, haberler tüm medya bilinçsizce hazır olmayan beyinlere kötüyü deşifre ediyor. Öğretmenin çok üstüne çıkarak ne yazık ki.  Kimi neye hazırlıyoruz biz? Bir yandan kötüyü silmeye çalışırken neden bir yandan da hızla aşılamaya çalışıyoruz?

 

Bence insanoğlu ne yaptığını bilmez bir hale geldi. Herkes para kazanmak için bir yol tutturmuş gidiyor gibi. İnsanoğlu, insanoğluna para kazandırmak için kendini feda ediyor. Bu çok tehlikeli bir yol. Kaos teorisinde her şey sıfırdan başlar. Çarpıla çarpıla karışır ve en sonunda çarpılamaz hale gelir. Biz, ilk adımı çoktan aştık. Formül gittikçe karışıyor ve bir müddet sonra içinden çıkılmaz bir hale gelecek. Hafıza silmek kökten bir çözüm değil. Kötülük ve bilinç altındaki yeri iyi anlaşılmıyor.

 

Bu aralar herkesin elinde “Secret” kitabını görüyorum ve anlıyorum ki insanoğlu çıkış yolu arıyor. Bu kitaptaki öğretiler aslında herkesin hayatını nasıl en mükemmel bir şekilde yaşayabileceğini anlatıyor ama eksik olan bir şey var kitapta o da öğreti evrensel olursa kullanılabilir hale geliyor. Birinin mutlu olduğu bir olay ötekisini mutsuz hale getirirse zincir kırılamıyor. Herkesin beklentisi ve mutluluk seviyesi birbirine eşit seviyelerde olmalı ve zarar vermemeli ki mutluluk süreklilik sağlasın ve bilinç altlarımız temizlensin. Bunun altını önemle çiziyorum.

 

Sadece mutlu olmayı değil aynı zamanda mutlu etmeyi öğrenmedikçe bilgisayar formatlar gibi yaşayan insanı iyi bir son beklediğine inanmıyorum.

 

X