Beslenmenin genlerle yakın ilişkisi saptandı!

Güncelleme Tarihi:

Beslenmenin genlerle yakın ilişkisi saptandı
Oluşturulma Tarihi: Ocak 14, 2006 00:00

İyi beslenmek istiyorsanız bunun reçetesi ancak kişiye özeldir; yani sizin kendi gen diziliminize bağlıdır. Beslenmenin genlerle ilişkisini araştıran uzmanlar, aldığımız gıdaların tamamen kişiye özel olacağını öne sürüyor.

Dünyanın en yaşlı insanı Charlotte Benkner, 114 yaşında öldü ve adı da Ohio’da bir yemek salonuna verildi. Neden yemek salonu? Çünkü dünyanın en yaşlı insanı olma sıfatına erişen Benkner, çok fazla yemesiyle tanınırdı.

Hatta hakkında kaleme alınan bir yazıda iştahı için "doymak bilmez" deniyordu. Bu bile, ortalama bir insanın moralini bozmaya yetiyor. Biz günde üç öğün brokoli yesek bile 70 yaşına anca varırken, Benkner nasıl oluyor da pirzola ve pasta yiyerek bu kadar çok yaşayabiliyordu?

Bu sorunun yanıtı, beslenme ile genler arasındaki ilişkiyi inceleyen, bir diğer deyişle genlerimizin alınan gıdalarla etkileşimini araştıran bilim dalında gizli. Besin-gen bağlantısı, bugüne kadar pek çok kez araştırılmış olsa da bunların büyük bir kısmı daha yeni yeni detaylandırılıyor.

Kardiyovasküler hastalıklardaki benzer bağlantıları incelemiş olan Tufts Üniversitesi'nden biyokimya uzmanı Jose Ordovas, "İyi beslenmek istiyorsanız bunun reçetesi ancak kişiye özeldir; yani sizin kendi gen diziliminize bağlıdır" diyor. Örneğin, bazı erkeklerin yağ oranı düşük gıdalar almaları, ilginç bir şekilde kalp hastalığına yakalanma riskini arttırabilir.

Polimorfizm olayı

Bunun ortaya çıkma nedeni ise "polimorfizm"dir; yani bir gende çok küçük bir değişikliğin meydana gelmesidir. Bu değişiklik nedeniyle, kişinin aldığı besinlerdeki doymuş yağ oranı çok azalınca, LDL kolesterol seviyesi artar.

Ortalama bir insanda, tekil nükleotid polimorfizmleri denilen 150 ila 300 bin küçük değişiklik yer alır. Bunların hepsinin bir araya gelmesi insanlar arasındaki değişiklikleri oluşturur; örneğin saç, göz rengindeki farklılıklar, metabolizma hızı, diyabet veya osteoporoz gibi kimi hastalıklara karşı eğilim.

Bu genlerin pek çoğu kimyasal maddelerle aktif hale gelirler. Brokoliyi ele alalım. Bu sebzede bulunan B6 vitamini, triptofan hidroksilaz genini L-triptofan üretmesi için harekete geçirir. L-triptofan ise, bir nörokimyasal ve insanın ruh halini dengeleyen bir madde olan serotonin sentezinde kullanılan bir amino asittir.

Ordovas, "Gen silahsa, tetikteki parmak da çevredir", diyor ve ekliyor, "Bu mutasyonlar, binlerce hatta kimi vakalarda yüz binlerce yıldır sürüyor ve bir nesilden diğerine aktarılıyor. Devam etmesinin nedeni ise, şimdiye kadar beslenmemizin herhangi bir olumsuz etkiye neden olmamasıdır."

Besin- gen ilişkisi

Farklı besinlerin her bir gen çeşidine etkisini belirlemek hem zor hem de büyük değişikliklere neden olacak cinstendir. Çünkü böylece insanlar besinlerini, belirli genlere göre ayarlayabilirler.

Kaliforniya Üniversitesi'nde besin-gen ilişkisini araştıran Jim Kaput, nüfusun önemli bir yüzdesinde GPDH geninin polimorfik türünün bulunduğunu belirtiyor.

Bu gen, hücrelerin şekeri enerjiye çevirmesine yardım eden bir enzimin üretilmesinden sorumlu. Polimorfik durum, enzimin, nikotinik asidi (niasin) yararlı bir şekilde kullanmasına engel olur. Mutasyonun etkileri, aslında çok kolay bir şekilde bertaraf edilebilir.

Örneğin, polimorfik özellik taşıyan insanların daha fazla nikotinik asit almaları sağlanabilir. Kaput’a göre bu örnek, besin-gen ilişkisini araştıran bilim dalının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. "Buna bakarak en azından teoride olsa bile, genetik polimorfizmin olumsuz etkilerini vitamin alımınızı değiştirerek tersine çevirebildiğinizi görebilirsiniz."

Hastalığa eğilimli olmak

Tabii ki tüm sağlık sorunları bu kadar kolay çözümlenmiyor. Aynı polimorfik sorunlara sahip iki insan bile, genetik yapıları nedeniyle tedaviye farklı yanıtlar verebilir. Sözgelimi, yüksek tansiyon, kişinin tuza hassasiyetini arttıran anjiyotensinojen genindeki bir polimorfizme bağlanıyor. Belirli topluluklarda birdenbire böyle bir bozukluğun ortaya çıktığını gösteren testler mevcut.

Ancak bu demek değildir ki mutasyonu taşıyan herkes yüksek tansiyon hastası olacak. Kişi sadece hastalığa eğilimli de olabilir.

Bu alandaki bir diğer zorluk, hangi besinlerin genlerle nasıl bir etkileşime girdiğini saptamaktır. Kırmızı şarap, üzüm, yaban mersini ve yerfıstığında bulunan resveratrol maddesinin, insan ömrünü uzatan genlerle ilişkili olduğu belirtiliyor, ancak bugüne kadar sadece mayayla yapılan deneylerde böyle bir bağlantı saptanabildi.

Yaban mersininin de nörolojik açıdan insanı daha sağlıklı kıldığı ve yaşlanmayı önlediği öne sürülüyor. Belki de bunun nedeni, DNA’nın daha kararlı olmasını sağlayan antioksidanlar içermesidir.

Hangisi en hayati besin?

Öte yandan, bugüne kadar hala mükemmel sağlık getirecek hayati besinin hangisi olduğu keşfedilemedi. Ordovas buna itiraz ediyor: "Bir mucize yaratmamız çok kolay değil. Ancak hangi maddelerin bileşimlerinin yararlı olduklarını, hangi besinlerin iyi genlerin yerini aldıklarını ve hangilerini bastırdıklarını anladığımızda "rüya ilacı" yaratabiliriz. Şu anda yaptığımızsa, tahminden ibaret."

Bütün bu sorular yanıtlandığında Ordovas’a göre, kişiye özel beslenme bilimi doğmuş olacak. "Eninde sonunda, elimizde tek bir besin olacak ve hastaya ’bu size iyi, diğeri ise çok daha iyi gelir’ diyeceğiz."

Massachusetts Üniversitesi'nde gıda mühendisi olan Fergus Clydesdale ise çok daha cesur hayaller kuruyor: Gün gelecek, internet üzerinden bir süpermarkete bağlanacak, renklerle ayrılmış kodlarla genetik profilimizi girecek ve 10 farklı lazanyadan birini ısmarlayacağız. Bu lazanyaların hepsinin tadı aynı olacak, ama her biri farklı bir genetik ihtiyacı karşılayacak.

Ya insanlar olarak biz bu arada ne yapacağız dersiniz? Koltuklarımıza oturup bilimin sebze yerine kızartmaları tercih eden bir gen bulmasını bekleyeceğiz.

Dünyanın en yaşlı insanı Charlotte Benkner, 114 yaşında öldü ve adı da Ohio’da bir yemek salonuna verildi. Neden yemek salonu? Çünkü dünyanın en yaşlı insanı olma sıfatına erişen Benkner, çok fazla yemesiyle tanınırdı.

Hatta hakkında kaleme alınan bir yazıda iştahı için "doymak bilmez" deniyordu. Bu bile, ortalama bir insanın moralini bozmaya yetiyor. Biz günde üç öğün brokoli yesek bile 70 yaşına anca varırken, Benkner nasıl oluyor da pirzola ve pasta yiyerek bu kadar çok yaşayabiliyordu?

Bu sorunun yanıtı, beslenme ile genler arasındaki ilişkiyi inceleyen, bir diğer deyişle genlerimizin alınan gıdalarla etkileşimini araştıran bilim dalında gizli. Besin-gen bağlantısı, bugüne kadar pek çok kez araştırılmış olsa da bunların büyük bir kısmı daha yeni yeni detaylandırılıyor.

Kardiyovasküler hastalıklardaki benzer bağlantıları incelemiş olan Tufts Üniversitesi'nden biyokimya uzmanı Jose Ordovas, "İyi beslenmek istiyorsanız bunun reçetesi ancak kişiye özeldir; yani sizin kendi gen diziliminize bağlıdır" diyor. Örneğin, bazı erkeklerin yağ oranı düşük gıdalar almaları, ilginç bir şekilde kalp hastalığına yakalanma riskini arttırabilir.

Polimorfizm olayı

Bunun ortaya çıkma nedeni ise "polimorfizm"dir; yani bir gende çok küçük bir değişikliğin meydana gelmesidir. Bu değişiklik nedeniyle, kişinin aldığı besinlerdeki doymuş yağ oranı çok azalınca, LDL kolesterol seviyesi artar.

Ortalama bir insanda, tekil nükleotid polimorfizmleri denilen 150 ila 300 bin küçük değişiklik yer alır. Bunların hepsinin bir araya gelmesi insanlar arasındaki değişiklikleri oluşturur; örneğin saç, göz rengindeki farklılıklar, metabolizma hızı, diyabet veya osteoporoz gibi kimi hastalıklara karşı eğilim.

Bu genlerin pek çoğu kimyasal maddelerle aktif hale gelirler. Brokoliyi ele alalım. Bu sebzede bulunan B6 vitamini, triptofan hidroksilaz genini L-triptofan üretmesi için harekete geçirir. L-triptofan ise, bir nörokimyasal ve insanın ruh halini dengeleyen bir madde olan serotonin sentezinde kullanılan bir amino asittir.

Ordovas, "Gen silahsa, tetikteki parmak da çevredir", diyor ve ekliyor, "Bu mutasyonlar, binlerce hatta kimi vakalarda yüz binlerce yıldır sürüyor ve bir nesilden diğerine aktarılıyor. Devam etmesinin nedeni ise, şimdiye kadar beslenmemizin herhangi bir olumsuz etkiye neden olmamasıdır."

Besin- gen ilişkisi

Farklı besinlerin her bir gen çeşidine etkisini belirlemek hem zor hem de büyük değişikliklere neden olacak cinstendir. Çünkü böylece insanlar besinlerini, belirli genlere göre ayarlayabilirler.

Kaliforniya Üniversitesi'nde besin-gen ilişkisini araştıran Jim Kaput, nüfusun önemli bir yüzdesinde GPDH geninin polimorfik türünün bulunduğunu belirtiyor.

Bu gen, hücrelerin şekeri enerjiye çevirmesine yardım eden bir enzimin üretilmesinden sorumlu. Polimorfik durum, enzimin, nikotinik asidi (niasin) yararlı bir şekilde kullanmasına engel olur. Mutasyonun etkileri, aslında çok kolay bir şekilde bertaraf edilebilir.

Örneğin, polimorfik özellik taşıyan insanların daha fazla nikotinik asit almaları sağlanabilir. Kaput’a göre bu örnek, besin-gen ilişkisini araştıran bilim dalının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. "Buna bakarak en azından teoride olsa bile, genetik polimorfizmin olumsuz etkilerini vitamin alımınızı değiştirerek tersine çevirebildiğinizi görebilirsiniz."

Hastalığa eğilimli olmak

Tabii ki tüm sağlık sorunları bu kadar kolay çözümlenmiyor. Aynı polimorfik sorunlara sahip iki insan bile, genetik yapıları nedeniyle tedaviye farklı yanıtlar verebilir. Sözgelimi, yüksek tansiyon, kişinin tuza hassasiyetini arttıran anjiyotensinojen genindeki bir polimorfizme bağlanıyor. Belirli topluluklarda birdenbire böyle bir bozukluğun ortaya çıktığını gösteren testler mevcut.

Ancak bu demek değildir ki mutasyonu taşıyan herkes yüksek tansiyon hastası olacak. Kişi sadece hastalığa eğilimli de olabilir.

Bu alandaki bir diğer zorluk, hangi besinlerin genlerle nasıl bir etkileşime girdiğini saptamaktır. Kırmızı şarap, üzüm, yaban mersini ve yerfıstığında bulunan resveratrol maddesinin, insan ömrünü uzatan genlerle ilişkili olduğu belirtiliyor, ancak bugüne kadar sadece mayayla yapılan deneylerde böyle bir bağlantı saptanabildi.

Yaban mersininin de nörolojik açıdan insanı daha sağlıklı kıldığı ve yaşlanmayı önlediği öne sürülüyor. Belki de bunun nedeni, DNA’nın daha kararlı olmasını sağlayan antioksidanlar içermesidir.

Hangisi en hayati besin?

Öte yandan, bugüne kadar hala mükemmel sağlık getirecek hayati besinin hangisi olduğu keşfedilemedi. Ordovas buna itiraz ediyor: "Bir mucize yaratmamız çok kolay değil. Ancak hangi maddelerin bileşimlerinin yararlı olduklarını, hangi besinlerin iyi genlerin yerini aldıklarını ve hangilerini bastırdıklarını anladığımızda "rüya ilacı" yaratabiliriz. Şu anda yaptığımızsa, tahminden ibaret."

Bütün bu sorular yanıtlandığında Ordovas’a göre, kişiye özel beslenme bilimi doğmuş olacak. "Eninde sonunda, elimizde tek bir besin olacak ve hastaya ’bu size iyi, diğeri ise çok daha iyi gelir’ diyeceğiz."

Massachusetts Üniversitesi'nde gıda mühendisi olan Fergus Clydesdale ise çok daha cesur hayaller kuruyor: Gün gelecek, internet üzerinden bir süpermarkete bağlanacak, renklerle ayrılmış kodlarla genetik profilimizi girecek ve 10 farklı lazanyadan birini ısmarlayacağız. Bu lazanyaların hepsinin tadı aynı olacak, ama her biri farklı bir genetik ihtiyacı karşılayacak.

Ya insanlar olarak biz bu arada ne yapacağız dersiniz? Koltuklarımıza oturup bilimin sebze yerine kızartmaları tercih eden bir gen bulmasını bekleyeceğiz.

SÖYLEŞİ: D VİTAMİNİNİZ VAR MI?
/images/100/0x0/55ea7d6cf018fbb8f88359f3


Walter Willett, Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı Bölümü’nde epidemiyoloji ve beslenme profesörü. Willett, yakınlarda ABD’deki D vitamini eksikliği konulu düzenlediği bir konferansta beslenme uzmanlarını bir araya getirdi.

Bugünlerde insanların D vitamini eksikliğini neye bağlıyorsunuz?

W: D vitamini diğerlerinden farklıdır, çünkü besinden değil güneşten alırız. Ancak bizim kültürel geçmişimiz, güneşe çıkmak değil bizi güneşten uzaklaştırma üzerine kurulmuştur. Evlerde oturur, araba kullanırız; ofislerde çalışır, kapalı alanlarda televizyon izleriz. ABD’nin kuzeyinde kışı dışarıda geçirseniz bile güneş, derinizde D vitamini sentezini başlatmaya yetmez. Son yıllarda üstüne üstlük fazla güneş ışığının deri kanserine neden olduğunu saptadık ve korunmak için ya vücudumuzu kapatıyor ya da kremler sürüyoruz. Tüm bunlar, üretebileceğimiz D vitamininin daha da azalmasına neden oluyor. Gerçekse, bizim sıcak havalarda üzerimizde giysilerimiz olmadan gezinmek üzere yaratılmış olmamızdır.

Peki bunu neden şimdi fark ediyoruz?

W: Aslında kuzeydeki eyaletlerde yaşayan çocuklarda raşitizm hastalığı ortaya çıkmaya başladığında, yani 50-60 yıl önce D vitamini eksikliğinin bir sorun olduğunun farkına varmıştık. Başlatılan çok büyük bir sağlık kampanyasıyla sütlere D vitamini eklendi. Kampanya çok da etkili oldu; neredeyse tüm raşitizm vakaları yok edildi. Bugün yeniden bu hastalığa rastlıyoruz. Oakland’deki Çocuk Hastanesi’nde, özellikle Afrika kökenli çocuklarda bu vakalar sıklıkta.

Raşitizm neden geri döndü?

W: Bildiğimiz kadarıyla, bunun nedeni D vitamini eksikliği yaşayan ve emziren anneler. Bu anneler, kendilerinde hiç olmayan vitamini çocuklarına aktaramıyor. Genel anlamda bakarsanız, Afrika kökenli Amerikalıların D vitamini seviyeleri Kafkas halkından bile düşük.

Süt içmek de bir fayda sağlamıyor mu?

W: Bir günde almanız gereken D vitamini miktarı 400 uluslararası birim; aşağı yukarı bir bardak sütten bunu karşılayabilirsiniz. Güneşli bir günü dışarıda geçirirseniz tam 20 bin birim alırsınız. 400, bu durumda ne kadar küçük kalıyor. Raşitizm işte böyle önlenir.

D vitamini eksikliğiniz çok az olsa bile yine de raşitizm hastalığına yakalanabilir misiniz?

W: Raşitizm, buz dağının sadece görünen kısmı. D vitamini seviyesinin düşük olması belirli kanser türlerine, multipl skleroza veya astıma yakalanma riskini arttırabilir. Geçen yıl bir araştırma ekibi, D vitamini ile kolon kanseri arasındaki bağlantıyı inceleyen bir makale yayımladı. Bulgulara göre, bu vitaminin en yüksek oranda bulunduğu kimselerde kolon kanseri yaşanma riski, düşük olanların yarısı kadardı.

VİTAMİN EKSİKLİĞİ

Dünyada yaşayan 2 milyar insan, vitamin ve mineral eksikliği yaşıyor. Bu eksiklik, zeka gelişimini engeller, bağışıklık sistemine zarar verir, hasarlı doğumlara neden olur ve bir başka sonuç olarak, ortaya çıktığı bölgelerin ekonomik gelişimini durdurur. Küresel anlamda dikkat edilmesi gereken vitamin listesini sunuyoruz:

Folik Asit

Nelerde bulunur? Mercimek, yeşillik, nohut, papaya meyvesi.

Eksikliğinde ortaya çıkan rahatsızlıklar: Doğumla gelen hasarlar (omurga yarığı ve diğer sinir tüpü bozuklukları); yetişkinlerde kalp rahatsızlıkları.

Nereden alınabilir: Un.

Folik asidi un içinde almaya ihtiyacı olan ülke sayısı: 38

A Vitamini

Nelerde bulunur? Yumurta, süt, ciğer, balık, ıspanak, havuç, patates.

Eksikliğinde ortaya çıkan rahatsızlıklar: Bağışıklık sisteminde zayıflama, gece körlüğü; embriyon gelişimini engeller.

Nereden alınabilir: Süt, yağ, margarin.

Eksikliğini yaşayan çocuk sayısı: 140 milyon.

Demir

Nelerde bulunur? Et, midye, börülce, kıvırcık, brokoli.

Eksikliğinde ortaya çıkan rahatsızlıklar: IQ düşüklüğü, yorgunluk, anemi.

Nereden alınabilir: ABD’deki mısır gevreklerinin birçoğu demirle güçlendiriliyor.

Eksikliğini yaşayan insan sayısı: 2 milyar.

D Vitamini

Nelerde bulunur? Güneş ışığı, balık yağı, yumurta sarısı.

Eksikliğinde ortaya çıkan rahatsızlıklar: Çocuklarda raşitizm; kolon kanseri riski, multipl skleroz ve prostat kanseri.

Risk altındakiler: Kuzey iklimlerinde yaşayan esmer tenli insanlar; güneşten yoksun herkes.

SPF-8 tipi güneşlikler yüzünden vücudumuzda üretimi engellenen D vitamini miktarı: % 95

İyot

Nelerde bulunur? Deniz yosunu, iyot bakımından zengin kıyı bölgelerinde beslenmiş ineklerden sağılan süt.

Eksikliğinde ortaya çıkan rahatsızlıklar: Körlük, zeka bozukluğu, guatr.

Risk altındakiler: Buzullar veya seller nedeniyle iyotun sürüklendiği dağlık bölgelerde yaşayanlar (Alpler, And Dağları). Okyanuslardan uzak, alçak bölgelerde yaşayanlar (Orta Afrika, Doğu Avrupa)

Nereden alınabilir: Tuz.

Eksikliğini yaşayan insan sayısı: 740 milyon.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!