Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bilgisayarların ifade özgürlüğü...

BUNDAN dokuz yıl önce, 2003 yılında bir firma arama motoru Google’ı dava etti. Dava gerekçesi, yapılan aramalarda firmanın adının alt sıralarda çıkmasıydı.

Dava uzadı ve taa Amerikan Yüksek Mahkemesi’ne kadar gitti. Google burada yaptığı savunmasında çok ilginç bir konuyu gündeme getirdi ve arama motorlarının verdiği sonuçların Amerikan Anayasası’nın ek 1. maddesinde yer alan ifade özgürlüğü kapsamında koruma altında olduğunu öne sürdü.
Yüksek Mahkeme gerekçeli kararını hiç yayınlamadı ama sonuçta Google davada haklı bulunduğuna göre, belki ileri sürülen bu görüş de bir ölçüde pay sahibi oldu davanın sonucunda.
Google bununla yetinmedi. Daha sonra bir anayasa hukuku, daha doğrusu ifade özgürlüğü uzmanı akademisyene, Los Angales’teki California Üniversitesi’nden (UCLA) Eugene Volokh’a Google arama motoru sonuçlarının anayasa koruması altında ifade özgürlüğü olduğu görüşünü daha iyi ifade etmesi için rapor sipariş etti. O raporda, sadece Google değil bütün diğer arama motorlarının sorulan sorulara verdiği cevapların ifade özgürlüğü kapsamı altında Anayasa koruması altında olması gerektiği uzun uzun anlatılıyor.
Adı Google veya Bing veya Yahoo, arama motoru dediğiniz matematiksel bir algoritma. Yazdığınız kelimeleri anlamlarına tam eremese de tanıyor, o kelimelerin ilişkilendiği internet adreslerini de kendine göre bir öncelik sıralamasıyla size sunuyor, yani siz soruyorsunuz bir robot da bütün interneti tarayıp cevabınızı nerede bulacağınızı size söylüyor.
Kısacası bir robottan söz ediyoruz.
Peki bir robotun ‘ifade özgürlüğü’ olabilir mi? Olmalı mı?
Biliyorum bu soru bizlere fazlasıyla fantezi gelen bir soru. Bu satırların yazarı olan ben, sırf ifade özgürlüğümü kullandım diye kaç kere hakim ve savcı karşısına çıktığımı hatırlamıyorum bile. Mahkum olmuşluğum bile var. Oysa tek yaptığım yazı yazmak veya yazılmış yazıyı yayınlamak.
Biz insanlar için Türkiye’de henüz gerçekleşmemiş ve ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan, halen binlerce kişinin ifade özgürlüklerini kullanmak istediler diye hapiste olduğu bir konunun Amerika’da bu seviyede tartışılıyor olması, iki ülke arasındaki mesafeyi göstermesi bakımından bence çok anlamlı.
Bilgisayarlar, robotlar, görünmez algoritmalar her gün ve her an bizim için, bizim adımıza kararlar veriyorlar.
Girdiğimiz yeni çağ böyle bir çağ.

Bir temel insan hakkı olarak internet

INSTAGRAM, benim kullanmaktan zevk aldığım bir sosyal paylaşım ağı. Bu ağda çektiğiniz fotoğrafları paylaşıyorsunuz, başkalarının paylaştığı fotoğrafları görüyorsunuz.
Önceki gün birara bu ağa ulaşamaz olduk. Sadece biz Türkiye’dekiler değil; dünyanın hiçbir yerinden hiç kimse ulaşamadı Instagram’a saatlerce. Sonra birara düzelir gibi oldu ama geceyarısından sonra Instagram bir kez daha ulaşılamaz hale geldi.
Bu satırlar yazılırken ‘arıza’ giderilmiş değil ama hiç değilse arızanın nedeni hakkında bilgimiz var: Dünyada devasa ‘veri merkezleri’ var. Buralar, binlerce, bazen onbinlerce firmaya aynı anda hizmet sunan devasa bilgisayar hard diskleri aslında.
Amerika’nın en büyük veri merkezi hizmetlerinden birinin sunucusu, bizim www.amazon.com adresinden bildiğimiz büyük internet satış organizasyonu.
İşte Instagram da, yanısıra diğer sosyal paylaşım ağı Pinterest ve Amerika’nın devasa film ve dizi satıcısı Netflix gibi halkta doğrudan dokunan bazı önemli sistemler ile kim bilir kaç bin tane şirketle birlikte ‘veri merkezi’ hizmetini Amazon’dan alıyormuş. Ve Amazon’un veri merkezleri iki gündür çökmüş durumda.
Hatırlayın, wikileaks de veri merkezi hizmetini Amazon’dan alıyordu ama meşhur Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgeleri yayınlanmaya başlayınca Amazon onları kovdu. Bu yüzden wikileaks yayını birkaç gün aksadı.
Şimdi, Amerika’da bir şirketin hizmeti şu veya bu sebeple aksadı diye Türkiye’de oturan ben bile olumsuz anlamda etkileniyorsam, internetin hayatımızdaki yerini yeniden düşünmemiz gerek.
Artık pek çok hizmeti, pek çok veri depolamasını, müziklerimizi, filmlerimizi, dokümanlarımızı ‘bulut’ adı verilen sistemde, yani sadece internet üzerinden erişebildiğimiz veri merkezlerinden alıyoruz. Siz de ben de...
Hatırlayın, geçen yıl bir mahkeme kararıyla Youtube’a erişim engellenmek istenirken Google’ın bir temel hizmeti olan ‘documents’ de engellendi. Bu yüzden yüzlerce Türk şirketinin gündelik işleri aksadı.
Buluta şu veya bu sebeple erişemediğimizde, internet hizmeti olmayan bir yerde bulunduğumuzda vs. hayatımız ciddi biçimde aksıyor artık.
İnternetin hayatımızda bu kadar önemli yer tutması, onun elektrik, su, sağlık hizmetleri gibi bir temel insan hakkı olarak tanımlanmasını gerektiriyor bence.

X