"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Bilgi kirliliği giderek artıyor

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde “keşif gezisine” çıktıkları iddia edilen iki subay ile ilgili bilgi kirliliği had safhaya ulaşmış bulunuyor.

Dün bu konuyla ilgili olarak gazetelerde yayımlanan haberleri okuduktan sonra kafamın iyice karıştığını söylemeliyim.


Kimi haberlere göre yakalananlar “sivil”, kimisine göre subay.


Kimi haberde askerlerden birinin üzerinde adres yazılı kâğıdı yutmaya çalıştığı yazılı, kimisinde savcılık kaynaklarına dayanılarak böyle bir kâğıdın ele geçmediği
.


Malum nedenlerle “iyi haber alan kaynak” saymamız gereken Akif Beki, Radikal’de yakalanan timin suikast timi değil, “tam teçhizatlı derin kulak” timi olduğunu ve Arınç’ın 24 saat gözetim altında tutulduğunu yazıyor.


Diğer gazetelerdeki haberlerde böyle bir teçhizat ele geçirildiğine ilişkin bilgi yok
.


Star
’da Şamil Tayyar, Bülent Arınç ile görüşmüş. Arınç, Ertuğrul Özkök’e söylediğine benzer şeyler söylüyor. Ortam dinlemesinden kuşkulanıyormuş.


Dünkü yazımda “bu işi ciddiye alalım” derken tam da bunu kast ediyordum. Doğruysa ciddiye alınması gereken bir olay var ve fakat muazzam bir bilgi kirliliği insanların kafasını karıştırıyor.


Belli ki bu da siyasi rant elde etmek için bir vesile olarak kullanılacak ve gerçek bir kez daha bir sis perdesinin ardında kalacak
.


Genelkurmay Başkanlığı’nın söz konusu askerlerle ilgili yaptığı “Bilgi sızdıran personeli izliyorlardı” açıklaması biraz geç kalmış olmakla birlikte meseleyi bir başka boyuta taşıyor.


Öyle görünüyor ki “buluttan nem kapmak” paranoyanın yeni bir biçimine dönüşüyor!

 

Soruşturmanın gizliliği ilkesine ne oldu?

 

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç’ın Star’da yayımlanan sözlerini dikkatle okudum.


Arınç, evinin çevresinde keşif yaptığı iddia edilen kişilerin yakalanmasından sonra “Kamera kayıtlarını izledim, belgeleri gördüm. Ortam dinlemesi şüphesi var” diyor.


Ertuğrul Özkök
’e de “Emniyet”ten kendisine verilen bilgileri açıklıyor.


Buradan anlıyoruz ki söz konusu kişilerin yakalanmasının ardından Bülent Arınç’a Emniyet tarafından özel bir açıklama yapılmış
.


Ele geçen belgeler ve kamera kayıtları gösterilmiş.


Yani dava açılana kadar gizli kalması gereken tüm deliller, Bülent Arınç’ın bilgisine sunulmuş
.


Emniyet’in böyle bir durumda Bülent Arınç’a bilgi vermesinde elbette bir tuhaflık yok.


Ancak bilginin sınırı şu olmalıydı: “Evinizin çevresinde böyle bir durum oldu, şüpheliler yakalandı, savcılığa sevk edildi. Güvenlik önlemlerini arttırıyoruz. Merak etmeyin!”


Hepsi bu!


Bundan ötesi artık savcılığın sorunudur ve hazırlık soruşturması yasalara gözle gizlilikle yürütülmelidir
.


Olayın mağdurunun kimliği, hatta başbakan yardımcısı olması durumu değiştirmez.


Üstelik Arınç, kendisine gösterilmemesi gereken delilleri gördükten sonra bir de gazetecilere anlatıyor
.


Geçenlerde Adalet Bakanı, Ergenekon davası sırasında soruşturmanın gizliliğine uymayan kamu görevlileri ve gazeteciler hakkında binden fazla dava açıldığını açıklamıştı.


Bakalım bu soruşturma tamamlandığında kaç dava açılacak, bir fezleke de Bülent Arınç için hazırlanacak mı?

 

Sansür salgını bitirmeyecek!

 

ABD Başkanı Barack Obama ve eşi Beyaz Saray’da domuz gribi aşısı oldular ve aşı olurken çekilen fotoğraflarını da medyaya dağıttılar.


Amaç aşı olmak konusunda tereddütleri olan ABD vatandaşlarını cesaretlendirmek!


Benzeri bir sorun Türkiye’de de yaşanıyor.


Başta Başbakan’ın çıkıp “Aşı olmam, zararları var” gibisinden yaptığı açıklamalar, halkın aşıdan uzak durmasına yol açtı
.


Sağlık Bakanlığı bu dönemde aşılama yapılmadığı takdirde salgının büyüyeceğini, tehlikenin artacağını söylüyor ama Başbakan, bozduğu işi düzeltmek konusunda adım atmıyor.


Ve şimdi de domuz gribinden ölenlerin sayısının açıklanmayacağına karar verdiler.


Zannediyorlar ki böylece salgını yok edecekler!


Yaptıkları hata iki şeye yol açacak:


Sağlıklı resmi bilgi olmayınca “fısıltı gazetesi” harekete geçecek. Yalan- yanlış bilgiler ortalığı kaplayacak.


Durumun ne kadar vahim olduğu anlaşılmayacak, vatandaşların aşı konusundaki gönülsüzlükleri pekişecek
.


Hükümet böylesine hayati bir sorunu bile yönetemiyor. Salgın nedeniyle yaşamını kaybedeceklerin siyasi sorumluluğu da, vicdani sorumluluğu da hükümetin üzerinde kalacak.

X