Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bilet almadan ikramiye çıkmaz

Deniz Baykal’ın Başbakan Erdoğan’ın kolundaki Franck Muller marka saate takıldığına bakmayın.

Lüks ve görkemli yaşam, sade Erdoğan için mi söz konusu yani? CHP’nin görkemli genel merkezi veya Baykal’ın altındaki Mercedes makam aracı, Türkiye için lüks değil mi? Malum demagojiyi yapıp, “CHP’nin genel merkezi ve makam aracı için harcadığı paralarla kaç tane derslik yapılırdı” mı demeliyiz illa?

Bilet almadan büyük ikramiye bekleyenlerin işi zor…

Bazıları “Shakespeare hiç yaşamadı. Onun diye bilinen yapıtları Byron yazdı” der ya… Birisi de “Shakespeare’in yapıtlarını kim yazdıysa çok iyi yazmış” diye tepki koymuş ya.

Bizim çok partili demokrasimizin senaryosunu da kim yazdıysa kötü yazmış.

Çünkü çok partili veya “çoğulcu” demokrasi, farklılıkların ve farklı görüşlerin birlikte yaşaması üzerinde kurulmuş bir modeldir.

Oysa birbirlerinden farkı olmayan “düzen partileri”nin sözcüleri bile birbirlerine “Seçimi biz kazanırsak sizi yok edeceğiz” anlamına gelen söylemleri seslendirmiyorlar mı?

Bu “düzen partileri” sözleri ile sakın AK Parti’nin düzenin dışındaki bir parti olduğunu ima ettiğimizi sanmayın. AK Partililer de muhalefette olsalardı, CHP’nin veya MHP’nin söylediklerini söylerlerdi. Sanki CHP veya MHP iktidarda olsalar, AB’ye rest çekip, Irak topraklarında ABD ile savaşa mı girecekler?

 

Lüks evrenseldir

 

Deniz Baykal’ın Başbakan Erdoğan’ın kolundaki Franck Muller marka saate takıldığına bakmayın. Lüks ve görkemli yaşam, sade Erdoğan için mi söz konusu yani?

CHP’nin görkemli genel merkezi veya Baykal’ın altındaki Mercedes makam aracı, Türkiye için lüks değil mi? Malum demagojiyi yapıp, “CHP’nin genel merkezi ve makam aracı için harcadığı paralarla kaç tane derslik yapılırdı” mı demeliyiz illa?

Evet… Demokrasi düşman kamplardaki siyasi partilerin birbirlerini tasfiye etmek amacıyla sürdürdükleri amansız mücadelenin sahnesi değildir.

Ayrıca bir parti iktidardan gittiği ve yeni bir parti iktidar olduğu zaman, ne ülkenin tarihi, ne sosyolojik yapısı, ne gelenekleri, ne de coğrafyası değişir. Sadece iktidardaki partinin kadroları ülkeyi daha iyi yönetirler ve sosyo-ekonomik birikimin önündeki statükonun ve bürokrasinin oluşturduğu engelleri olabildiğince azaltırlarsa, ülke daha fazla kalkınır.

Bu gerçeği defalarca yaşayarak görmüş bir Türk seçmeni olarak seçime uzanan son haftadaki karşılıklı atışmaları, gülerek izliyorum.

Biliyorum ki, “sessiz çoğunluk” da denilen o büyük ve derin aklın sahibi olan seçmen kitleside, benim gibi yapıyor.

 

Akıllı ve bilinçli olmak

 

Harıl harıl, “Aman o partiye oy vermeyin, şu partiye oy verin” diye okurlarına akıl öğreten bazı meslektaşlarımı da, piyango bileti almadan kendisine büyük ikramiye çıkmasını bekleyen Temel’e benzetiyorum. Aktif siyasetin profesyonel kadroları siyasetin rantından pay almak için birbirlerinin gözlerini oymaya çalışırken, tribünde tepinip politik amigoluğa soyunmanın ne anlamı olabilir ki?

Seçim sandığına inen yokuşta, siyasetçiler freni patlamış yol silindiri gibidirler. Bu burada da böyledir, dünyanın diğer ülkelerinde de böyledir.

Akıllı seçmenler ve bilinçli yorumcular, kenarda durup olayı gözlemlerler.

Okul çağını geride bırakmış yetişkinler sabahın köründe minibüslere doldurulup okullarına gönderilen uykulu bebelere nasıl bakıyorlarsa, akıllı ve bilinçli seçmenler ile yorumcular da , siyasi partilerin otobüslerindeki uykusuz siyasetçileri öyle gözlemlerler.

Tabii ki partiler ve siyasetçiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ama herkesin siyasetçi olması da şart değildir.

ŞAKA

Baraj tehlikesi buharlaşıyor

Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi yetkilileri barajlardaki su seviyelerinin, tüketimin değişmemesi, yağış azlığı ve aşırı buharlaşma nedeniyle minimum seviyelere kadar indiğini açıklamışlar.

Baraj korkusu olan partilere duyurulur.

Özal’ı anladı ama biraz gecikti…

Rize bağımsız milletvekili adayı Mesut Yılmaz, "Geçmişte olduğu gibi birbirini kucaklayan, birbiriyle kavga etmeden, rahmetli Menderes'in Demokrat Partisi ve Özal'ın ANAP'ı gibi halka hizmeti Hakk'a hizmet bilen yeni bir partiye ihtiyaç var" demiş…

Siyasette tabii ki her şey söylenilebilir, her isim kullanılabilir.

Ama açıkçası Mesut Yılmaz’ın “Turgut Özal’ın ANAP’ı”nı özlemle seslendirmesi biraz zorlama kaçıyor. Hem Başbakan hem de ANAP Genel Başkanı olan Mesut Yılmaz’ın ilk işi, o zaman Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’la bağların kopartılması değil miydi?

Mesut Yılmaz ANAP’ın da Genel Başkanıyken, şimdi söylediklerine uygun davransaydı ne güzel olurdu.

X